1 Yazı Bekir Yılmaz

Yazar Profili »

BİR İNSAN İÇİN BU KAİNAT YARATILIR MI?

Aralık 2017, 492 378 Görüntülenme Eklenme Tarih: 25 Ocak 2018 16:53 Bekir Yılmaz

Bir kısım zahiri hocalar bu soruyu sorarak bazı müminlerin kafalarını karıştırıyor ve imanlarını zedeliyorlar. Bu sorudan hareketle Resul-i Ekrem Efendimiz’in (sav) “Levlake levlake lema halaktul eflak” (Seni yaratmayacak olsaydım, bu kâinatı yaratmazdım.” kudsî hadisini bu mantıkla inkâr ediyorlar.

Evvela, yukarıdaki soruyu sorarak bu hadis-i kudsîyi inkar edenler, Allah’ı (cc) ve Resul-i Ekrem Efendimiz’i (sav) avam bir mümin kadar tanıyamadıklarını gösteriyorlar.

Geçenlerde böyle düşünen bir din dersi öğretmenine bir köy okulunda rast geldim. Okul müdürü beni iyi tanıdığı için, öğretmenden dert yandı ve okulda sevilmediğinden ve köy halkının da bu öğretmenden çok şikâyetçi olduğundan bahsetti. Ardından o öğretmeni müdür odasına çağırarak bir sohbet ortamı oluşturdu.

Sohbet ilerledikçe “Allah bu kâinatı bir insan için niçin yaratsın ki!..” diye düşündüğü ve Resul-i Ekrem Efendimiz’i (sav) sıradanlaştırarak belki de Hz. Muhammed’siz (sav) bir İslamiyet oluşturmaya hizmet edecek düşünceler taşıdığını gördüğüm bu öğretmene sordum: 

“Öğretmen mi değerli, kitap mı?”

“Öğretmen değerli,” dedi

“Hiç öğretmen görevlendirmeden, devlet bütün okullara kitap gönderse, bu eğitim-öğretim işi başarılı olur mu?”

“Hayır olmaz, öğretmen olmadan kitabın hiçbir değeri olmaz, öğretmensiz kitap işe yaramaz” dedi.

“Bu ilin valisi sana ‘Öğretmen bey, ben seni bu okula öğretmen olarak göndermeyecek olsaydım, bu okulu yaptırmazdım ve kitapları göndermezdim’ dese bu söz doğru mudur?”

“Evet doğrudur. Zira öğretmen olmadan ne okulun, ne de okuldaki kitapların bir değeri ve işlevi vardır.”

Yine sordum: “Bu kâinat bir kitap mıdır? Yani, yaratanını isimleri ve sıfatları ile bize bildiren mücessem bir kitap mıdır?”

“Evet, bu kâinat da bir kitaptır.”

“Başta Resul-ü Ekrem Efendimiz (sav) ve peygamberler (aleyhimüsselam) da bu kâinat kitabını bize ders vermek ve Rabbimizi bize tanıtmak, bildirmek için gönderilen öğretmenler değil midir? Çünkü Rabbimiz (cc) bir kudsî hadiste: ‘Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim, mahlukatı beni bildirsin ve tanıtsın diye yarattım.’ buyuruyor.”

“Evet, doğru bütün peygamberler birer öğretmendir.”

Son olarak şunu sordum: “Peki, Yüce Allah bu öğretmenlerden en büyüğüne, en ekmeline, en son gönderdiği ve şeriatı kıyamete kadar devam edecek olan Hz. Muhammed’e (sav) “Ey Muhammed! Ben seni yaratmayacak olsaydım, bu kâinat kitabını da yaratmazdım” sözü doğru olmaz mı?”

Öğretmen buna da “Evet, doğru olur.” cevabını verdi.

“İşte bu kudsî hadiste anlatılmak istenen de budur.”

Bediüzzaman Said Nursi (ra), muhteşem risalesi 19. Söz’de: 

“Rabbimizi bize tarif eden üç büyük külli muarrif var. Birisi şu kitab-ı kâinattır. Birisi şu kitab-ı kâinatın ayet-i kübrası olan Hatemü’l-Enbiya aleyhissalatu vesselamdır. Biri de Kur’an-ı Azimüşşan’dır.

Evet, o bürhânın şahs-ı manevîsine bak: Sath-ı Arz bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber... O bürhân-ı bâhir olan Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm 

Bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip, 

Bütün enbiyaya reis, 

Bütün evliyaya seyyid, 

Bütün enbiya ve evliyadan mürekkeb bir halka-i zikrin serzâkiri... 

Bütün enbiya hayattar kökleri, 

Bütün evliya taravettar semereleri bir şecere-i nuranîyedir ki; 

Herbir davasını, mucizatlarına istinad eden bütün enbiya ve kerametlerine itimad eden bütün evliya tasdik edip imza ediyorlar. Zira O, “lâ ilahe illallah” der, dava eder. 

Bütün sağ ve sol, yâni mâzi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nuranî zâkirler, aynı kelimeyi tekrar ederek, icmâ ile mânen “SADAKTE VE BİL HAKKI NATAKTE” derler. 

Hangi vehmin haddi var ki, böyle hesapsız imzalarla teyid edilen bir müddeaya parmak karıştırsın.”

Evet, yukarıda kısaca vasıfları anlatılan Resul-ü Ekrem Efendimiz (sav) için Yüce Rabbimizin kâinatı yaratması, Onu (sav) ve diğer bütün peygamberleri (aleyhimüsselam) birer öğretmen, mürşid ve rehber olarak göndermesi hikmetinin gereğidir.

Bir eğitimci olarak sözün özü:

Bu öğretmenimizle sohbetten sonra Resul-i Ekrem Efendimiz’in (sav) ve Kur’an-ı Kerîm’in Mekke döneminde yaklaşık 13 yıl boyunca Sahabe-i Kiram’a neden iman ve ahlak talimi yaptığını…

Bediüzzaman Said Nursi’nin (ra) neden Risale-i Nur’da ve muhtelif ifade ve delillerle imani mevzuları işlediğini, Kur’an’ın üçte biri haşirden (ahiret) bahseder, Kur’an’da en öncelikli mevzunun tevhit, haşir, nübüvvet, adalet ve ibadet şeklindeki tespitinin ne kadar doğru ve yerinde bir tespit olduğunu…

Bilmeyen insanlara ders verirken “Farzlarını yapan, kebairi terk eden kurtulur.” gibi, kafa karıştırmayan, mide bulandırmayan ve sadece ihtiyacı olan hakikatleri yaralamadan, bâtılı tasvir etmeden, şüpheye düşürmeden, ikna edici bir üslupla anlatmanın önemini…

İslam’ı tebliğde önceliğin ne olması gerektiğini, âlim-i mürşidin koyun gibi olması gerektiğini, kuş gibi olmaması gerektiğini (Çünkü, koyun yavrusunu hazmettiği gıdadan süt; kuş yavrusuna hazmetmediği kay (kusmuk) verir.)

Televizyon ekranlarında bazı hoca geçinenlerin İslam’ı kuşa çevirerek anlattığı hikmetsiz malumatın sebebini…

Mekke yaşanmadan Medine’nin yaşanamayacağını ve daha çok fazla Risale-i Nur ile iştigal edip, bu zamanda iman ve Kur’an hakikatlerini en etkili ve zararsız anlatmanın yolunun Risale-i Nur ile olduğunu anladım.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

BİR İNSAN İÇİN BU KAİNAT YARATILIR MI?

Devamı »