33 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Hız ve Haz Çağında Yaşamak

Ocak 2018, 493 1256 Görüntülenme Eklenme Tarih: 08 Şubat 2018 14:17 Ayten Yadigâr
Hayat dediğin...

Hayata ekonomi merkezli bakış açısının sinsice zihin dünyalarımızı şekillendirdiği, vahyin terbiyesinden ve Âlemlere Rahmet Peygamber Efendimiz’in (sav) örnekliğinden gittikçe uzaklaştığımız bir zaman diliminden geçmekteyiz.

Müslümanca düşünmek ve Allah’ın rızasına uygun hareket etmek gibi sorumluluklarımız olduğunu unutuveriyoruz hız ve haz çağının rüzgârlarına kapıldığımızda… Durup düşünmeye, vicdanların sesine kulak vermeye, akletmeye fırsat vermiyor önümüzde bekleyen yapılacak işler listesi… 

Hayatı son derece kolaylaştıran, işlerin daha kısa sürede yapılmasını sağlayan teknolojik araç gereçlere rağmen bedenler, zihinler, gönüller yorgun hep… 

Dünyanın öbür ucu ile dahi iletişim imkânı varken ne çok yalnızlık çekiliyor ve iletişim eksikliğinden kaynaklanan nice sorunlar yaşanıyor aileden başlayarak toplumun hemen her kesiminde… Gözler kulaklar veri bombardımanı altında… Gerekli gereksiz malûmatla dolan zihinler ve kalpler insan olmaya, anlamlı bir hayat sürmeye dair asıl içselleştirmesi gereken öğrenmelere fırsat bulamıyor çoğu kez.

Müslüman’ız diyoruz dilimizle elhamdülillah ama düşünme kalıplarımız, tavırlarımız tutum ve davranışlarımız kısaca hâl dilimiz bunu ne kadar teyit etmektedir bilemiyoruz… Dert de etmiyoruz çoğu kez… Çünkü alışkanlıklarımızı veya toplumsal yaşantı içinde yaygın kabul gören hal ve hareketleri sorgulamayı düşünmüyoruz. Asıl ölçülerden uzak düşünce gördüğümüz, içinde bulunduğumuz durum “normal”leşiyor. İnandığımız gibi yaşamayınca, yaşadığımız gibi inanmaya başlıyoruz başka bir deyişle.

Ekonomi merkezli düşünce hayata dair algımızı ve anlam dünyamızı şekillendiriyor farkına varmadan. “Homo economicus” tabirini bilmiyor veya kendimizi tanımlarken böyle bir ifade aklımızın ucundan dahi geçmiyor olabilir. Ama sırf kazanan olmak amacıyla her şeyi, herkesi gözden çıkarabilir ve rakip saydıklarını geçmek adına merhamet ve insaf duygularını bir tarafa koyup “iş dünyasının gereklerini” yapmaktan çekinmiyorsa bir insan, tam da “sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan ve sürekli çıkarlarını maksimize etmeye çalışan” anlamında “homo economicus” olduğunu teyit etmektedir. 

Rızkı veren Allah’tır, rızkı edinmenin yolu sa’y-ü gayrettir deyip helal haram gözeterek ve neticede yine Allah’a şükrü unutmadan, dahası kazandıklarında ailesinin ve ihtiyaç sahiplerinin de hakkı bulunduğunu bilen ve öylece davranan bir insan ise ne kadar farklı bir profil olarak karşımıza çıkmaktadır değil mi?

İnsan onuruna yaraşan bir hayatın olmazsa olmazı “özgürlük”… Bugün özgürlük denince öncelikle “ekonomik özgürlük” geliyor akla. İnsanın kimseye muhtaç olmadan kendisinin kazanıp hayatını idame ettirmesi, kimseye minnet etmek zorunda kalmaması tabi ki önemli. Ama kadın erkek sorunlarına dair çözüm önerilerinde özellikle şiddetin önlenmesi noktasında ilk elden zikredilen bu kavram, gerçekten de derde deva mıdır tek başına? Yoksa meselenin çözümü öncelikle zihinlerimizi ve anlam haritalarımızı yeniden gözden geçirmeyi mi gerektiriyor? 

Mesela kız çocukları okusun derken kendisini tanısın, yetiştirsin, potansiyelini en güzel şekilde açığa çıkaracak entelektüel düzeye gelsin gibi bir düşünceden ziyade meslek edinsin, ekonomik özgürlüğünü kazansın, güçlü olsun kaygısı dillendirilmektedir. 

Para kazanmayı bir güç olarak algılamak ve buna dayanarak istediğini yapma hakkı bulunduğunu zannetmek aslında hayata güç odaklı bakan bir zihniyetin bakış açısıdır. Bu düşünceye göre erkeğin elinde bu güç varsa karşı taraf aynı güçle donanırsa denge ve uyum sağlanmış olur kabulü vardır zımnen. Oysa hayata iman, imtihan, emanet, sorumluluk, merhamet, paylaşma, yardımlaşma, rıza-yı Bârî nazarından bakanlar için bambaşka bir hayat tasavvuru, eş-aile tasavvuru, eğitim tasavvuru söz konusudur.

Evet, ekonomik faaliyetler hayatın bir parçasıdır ve para hayatımızın idamesi için ihtiyaçlarımızı karşılama noktasında iş gören bir araçtır. Ancak insan hayatını anlamlı kılan özellikle aileleri ayakta tutan sevgi, saygı, huzur, sadakat gibi olmazsa olmazlar para ile satın alınabilecek şeyler değildir. 

İnsan kaynaklı sorunların çözümü yine insandadır. Doğru bir hayat tasavvuru ve sorumluluk bilinci ile hareket etmektir insana yakışan. Bu dünyada huzurlu ve onurlu bir hayat, ahirette de ebedi saadet ve Allah’ın rızası gibi paha biçilemeyecek kazançlar yanında iki günlük dünyanın kazancı diye aldanıp durduklarımız nedir ki? Değer mi?



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Aile: Rakamlardan Fazlası... Bu Dünyadan Ötesi...

Bir zamanlar beyaz gelinliğinin kefeni olduğu hatırlatılarak baba ocağından yeni yuvasına uğurlanırdı gelinlerimiz. Bir hayatı paylaşmak üzere yola çıkılırken ölüm ve ötesine uzanan bir ufuk sahibi olmanın geleneğimize yansıyan yüzüydü belki de bu seremoni. Şimdilerde ise her şeyin gündelik hesap sığlığına çekildiği ve aile kurmak gibi uzun soluklu bir koşunun bile kısa sürede sonlandırılmasının tercih edildiği zamanlardayız.

Devamı »

Aile: Huzur ve Sükûn Mahalli

Güzel örneklere ne çok ihtiyacımız var. “İşte insan bu!”, “İnsana yakışan bu!” diyeceğimiz…

Devamı »

Küresel Çağda Değişen Dünya ve Aile

Mevcut hayat tarzı içinde gelişen şiddet sorununa ithal reçetelerle, insanımızın anlam dünyasında ne ifade ettiğini bilemediğimiz ithal kavramları merkeze alarak veya öne çıkararak çare aramaktayız. Oysa Batı’nın kendine özgü düşünsel ve kültürel birikimi ile tarihi tecrübesinin kadın ve aile ile ilgili sorunlara yaklaşımlarını belirlemede ve üretilen çözümlere yön vermede etkili olduğunu unutmamalıyız.

Devamı »

Şiddetin Kaynağı da Çözümü de Ailede

İnsan nedir? Niye var? Doğduğunda kucakta sevgiyle taşınan, vefat ettiğinde omuzlarda ebedi âleme uğurlanan bir muhterem varlık nasıl oluyor da bu ikisi arasındaki ömründe şiddet, cinayet, zulme bulaşabiliyor. Ya zalim oluyor ya da mazlum…

Devamı »