TR EN

Dil Seçin

Ara

Ağustos 2006

post-title

Ağustos 2006, 356

Hayatın amacı ‘haz’ mı?

Sevgili dostlarımız, yazın tam ortasındayız. Aramızdan pek çoğumuz için tatil dönemi. Tatilin verdiği rehavet, havanın sıcaklığı ve müstehcenlikle birleşince, nefis ve şeytanın dürtmeleri de aynı oranda artıyor. Durma, hayatını yaşa!” “Haz almaya bak şu dünyadan!” fısıltıları, özellikle şu günlerde haykırışa dönüşebiliyor.

Bu duruma yol açan faktörler, sadece sıcaklık ve müstehcenlik de değil üstelik. Adına tüketim toplumudenen ve sürekli tüketmeye, tüketmek için üretmeye dayalı bir yaşam tarzının özünde taşıdığı ‘hazcılıkda, yaşanılanı meşrulaştıran bir felsefeye dönüşüyor. Haz almak için tüketen, tüketmek için üretmek zorundakalan kişiler haline geliyoruz böylece. Hazzı çoğaltmak için hızlanmak da kaçınılmaz oluyor tabii.

Psikiyatrist Yusuf Karaçay’ın Hız ve Haz” başlıklı yazısı, işte bu olguyu ele alıyor. Karaçaya göre, yaşam hızının artmasının en başta gelen sebebi, çağımız insanının son bir gayretle, âdeta can havliyle, tüm güzellikleri birden tutmaya, olabildiğince lezzet almaya çalışması hayattan. Bu durumu, ardı ardına gelip geçen anlık pırıltılardan bir gündüz yapma gayretine benzeten Karaçay, yazısının devamında hazcılığın psikolojik sonuçlarını geniş bir bakış açısıyla ele alıyor.

Konuyla ilgili kapak yazısı, Hayatın Amacı Haz Mı?” başlığıyla Ömer Sevinçgülden. Sevinçgül, hazcılığın Batı’da hedonizmadıyla bilinen felsefesinin toplumda sadece mutlu bir azınlık tarafından yaşanabileceğini, çalışmayı sevmeyen o azınlığın diğer insanları sömürerek bu amaçlarına ulaşabileceğini ve ulaştığını belirttiği yazısında, hazcılığı tedavi edecek bilgilere de yer veriyor.

Yine aynı konu üzerine söyleşi yaptığımız Psikiyatrist Kemal Sayar ise, hazzın psikodinamiğini “Ölümden kaçış” olarak niteliyor. Ona göre, insanın hazza müptela olmasının nedeni, ölümle baş edemiyor olması. Ölümün o kişinin hayatına yapıcı bir kuvvet olarak girememesi. Sayar, hastalıklı hazcılığın çözüm adresine de işaret ediyor: Bu hastalığa karşı kadim insanlık değerlerinden başka bir silah yok: Kibre karşı tevazu, sığlığa karşı derinlik, bencilliğe karşı diğerkâmlık, hasede karşı dayanışma, hıza karşı yavaşlık, yalnızlığa karşı yarenlik, som akla karşı gönül.”

Bu sayıda ele aldığımız bir başka konu, gençliğin cinsellikle imtihanı. Geçen ayın devamı niteliğindeki yazısında Ömer Baldık, sorunun temelinde ergenlik döneminin tam bir arapsaçına dönmesi ve cinsel kimliklerin yaratılış ilkelerine uygun biçimde oluşturulamamasını görüyor.

Kalbî ve edebî yazılarıyla tanıdığımız Selim Gündüzalp de, bu ay Bütün dünya benim olsa gamım bitmez nedendir?” diye sorduğu yazısında, dünyanın tüm lezzetlerinin nasıl bir hiç hükmünde olduğunu söyledikten sonra tam bir yakarış diliyle yakarıyor Rabbimize: Dil Senin, damak Senin, akıl Senin, mide Senin, şuur Senin, her şey Senin, Senin Allahım. Bismillah deyip başlamayı, Senin gönderdiğini düşünüp, şükredip, Senden bilip, hamd etmeyi nasip et bize. Amin.”

Şimdi, dergimizin burada sayamadığımız daha pek çok incelikli yazı ve hazır sayfalarıyla sizi baş başa bırakıyoruz.

Bir dahaki ay buluşmak dileğiyle...

Dergideki Yazılar