ARAMA SAYFASI

Kur’an’da Müteşâbihat Yani Manaları Benzetme Yoluyla Anlatan Ayetler Neden Var?

Kur’an’da Müteşâbihat Yani Manaları Benzetme Yoluyla Anlatan Ayetler Neden Var?

Müteşâbihat, müteşabih olanlar, teşbih ile, yani bilinmeyen bir şeyi bilinene benzeterek anlatanlar anlamındadır.

 

Müteşâbihat, müteşabih olanlar, teşbih ile, yani bilinmeyen bir şeyi bilinene benzeterek anlatanlar anlamındadır. Müteşabih ayetler; Kur’an-ı Kerîm’in mecâzi manaları olan ayetleridir. Müteşabih ayetler hakkında Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“...Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.”1

Müteşabih ayetler; Kur’an-ı Kerîm’in yüksek ve derin hakikatlerinin anlaşılmasını kolaylaştırmak ve bu hakikatleri akıllara yakınlaştırmak için insanlarca bilinen teşbihler (benzetmeler), örnekler ile hakikati tasvir eden ayetlerdir. Her ne kadar derin hakikatlerin kolay anlaşılması için bu ayetler Kur’an-ı Kerîm’de yer alsalar da ifade ettikleri hakikatlerin hakiki manalarını ancak Allah bilir. Meseleyi bazı müteşabih ayetler üzerinden anlamaya çalışalım:

“Allah’ın eli onların eli üzerindedir.”2

Bu ayette geçen “el” manasındaki “yed” kelimesi hakkında pek çok müfessir “Allah’ın yardımı” manasında olduğunu ifade etmişlerdir. İnsanlar arasında yardım; el üstüne el koymakla ifade edildiğinden, ayette, onların alışık olduğu bir mecaz ile “Allah’ın yardımı” hakikati “el” kelimesi ile ifade edilmiştir.

Başka müteşâbih bir ayet:

“Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onun alnından tutmasın.” 3

Bu ayetteki “alnından tutma” hakikati de mecaz bir ifadedir. Bu ayetten anlaşılan asla Allah’ın maddî bir eli olduğu ve o el ile mahlûkların alnından tuttuğu değildir. Allah bunlardan münezzehtir. İnsanlar arasında “itaat ettirmek” alından tutmak ile ifade edildiğinden, Allah bu ayetinde her mahlûku emrine itaat ettirmesini ve hepsinin dizginlerinin kudret elinde olduğu hakikatini bu teşbih ve benzetme ile anlatmıştır.

Peki Hakîm olan Rabbimiz, neden ayetin manasını açık ifade etmek yerine, teşbih (benzetme) yolunu tercih etmiştir?

Kur’an-ı Kerîm tüm insanlığa inmiş, onlara ilahi hakikatleri ders veren bir öğretmen gibidir. Muhatapları ise tüm insanlardır. Malumdur ki bir öğretmen anlatacağı dersi sınıftaki tüm anlayış seviyelerinin anlayabileceği şekilde anlatmalıdır. Yoksa sadece en zeki öğrencilerin anlayacağı şekilde anlatsa o zaman diğer öğrenciler o bilgilerden mahrum olacaktır bu ise öğretmen için bir kusurdur.

İşte Kur’an’ın hitap ettiği insanların ilim seviyeleri, anlayışları ve asırları bir değildir. Madem Kur’an tüm insanlık için indirilmiştir o halde bütün insanların anlayacağı bir üslupla konuşması ve bazen de hakikatleri daha anlaşılır bir hale getirmek için misaller ve teşbihlerle anlatması gereklidir.

Evet, Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Kur’an-ı Hakîm ehl-i şuura imamdır, cin ve insanlara mürşittir, ehl-i kemâle rehberdir, ehl-i hakikate muallimdir. Öyle ise, insanlar konuşmaları ve üslûbu tarzında olmak zarurî ve kat’îdir. Çünkü cin ve insanlar münacatını ondan alıyor, duasını ondan öğreniyor, meselelerini onun lisanıyla zikrediyor, edeb-i muaşeretini ondan öğreniyor ve bunlar gibi. Herkes onu kaynak yapıyor. Öyle ise, eğer Hazret-i Musa (as) Tûr-i Sina’da işittiği Kelâmullah tarzında olsa idi, insan bunu dinlemeye, işitmeye tahammül edemezdi ve kendine rehber yapamazdı.” 4

Bu gibi sebeplerden dolayı Kur’an, derin hakikatleri mecaz ifadeler ile bazen de misaller ve teşbihler ile anlatır. Ancak bu ifadelerde kelimenin gerçek anlamı ile ele almamak gerekir ki, Allah’a cisim ve yön gibi yaratılmışlara ait özellikler isnat edilmesin. Bu gibi ifadelerin, hakikate geçmek için bir vesile olduğu düşünülmelidir.

Mesela, Cenab-ı Hakk’ın kâinatta olan tasarrufunun keyfiyeti, “Rahman, arşa oturdu”5 ayetiyle bir sultanın, saltanatının tahtında memleketine hükmetmesine benzetilmiştir. Bu ifade ile Allah’ın kâinattaki hâkimiyeti, hükümranlığı, herkesin bildiği bir şey olan, bir sultanın memleketinde hâkim olmasına, hükmetmesine benzetilerek anlatılmıştır.

Bir başka açıdan ise; nasıl ki, bir çocukla konuşan çocuklaşır ve onun gibi konuşur ki, çocuk onu anlayabilsin. Aynen bunun gibi, Kur’an-ı Kerîm’in ince hakikatleri, insanların anlayışlarına göre anlatılmıştır.

Bunun için müteşâbihat denilen Kur’an-ı Kerîm’in üslupları, hakikatlere geçmek için ve en derin incelikleri görmek için insanların akıl gözüne bir dürbün gibidir.

 

 

Kaynaklar:

1- Al-i İmran Suresi, 7. Ayet

2- Fetih Suresi, 10. Ayet

3- Hud Suresi, 56. Ayet

4- Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat, Yirmialtıncı Mektup, Birinci Mebhas

5- Taha Suresi, 5. ayet