ARAMA SAYFASI

Şubat 2010

post-title

Şubat 2010, 398

Abone Olun

En büyük mutluluk, başkalarını mutlu etmek.

Zafer’in her sayısı, sizleri olduğu kadar bizleri de mutlu ediyor. Neden? Yaptığımız işin doğruluğuna şahidimiz, vicdanımız oluyor. Şükür ki, Rabbimiz böyle bir duyguyu vermiş. Kaç kalem, kaç fikir, kaç beyin el ele verip sizler için çalışıyor. Bütün kalem erbabına ve onların aile fertlerine ayrı ayrı teşekkür borçluyuz. Her birinden Allah razı olsun.

Yeni dönemde, birinci gayemiz, Zafer’i eski yıllardaki tadına ve havasına taşımaktı. Sonra da yıllar süren elinize geç ulaşma probleminin önüne geçmekti. Safha safha bunların da gerçekleştiğini görüyoruz, çok şükür. Bir diğer önemli konu da, yeni okuyucular ve abone konusunda sizlere yaptığımız çağrılardı. Çok şükür, bunda da gösterdiğiniz hassasiyet ve yakın ilgi, güzel neticeler vermeye başladı.

Hemen belirtelim, Ocak sayımız kısa zamanda tükendi ve ikinci baskısını yaptı. Bu, hem yeni okuyucuların aramıza katılması, hem de sorumluluğumuzun artması demek. Aramıza yeni katılan okuyucularımıza hoş geldiniz diyoruz.

Çok çabuk sönen ve gölgelenen önemsiz konuların yanında, hayatın vazgeçilmezlerinden olan ve ebedî hayatımız için en lüzumlu konuları 34 yıldır işlemeye devam ediyoruz ve edeceğiz inşallah.

Her şeyin bir kaderi var. Yaptığımız çalışmalar ve çıkardığımız dergi için de bu böyle. Buna inanıyor ve bunu düşünüp ona göre hareket ediyoruz. Sizlerin de bu hassasiyeti taşıdığına inanıyoruz.

Hz. Peygamber (asm) “Şüphesiz ahirette en çok huzur içinde olan, dünyada en çok düşünendir” buyuruyor. Zafer olarak bunu ilke edinmişiz, asla sapmamaya gayret gösteriyoruz.

Bir şeyi başarabilmek için insanın önce ona inanması ve sonra da onu gerçekleştirdiğini hayal etmesi gerekiyor. Yazılan her yazı, yazarını olduğu kadar, bizi de heyecanlandırıyor, sizi de. Bizden yarına kalacak sesler ve izler bunlar oluyor. Çünkü Hz. Ali’nin (kv) de belirttiği gibi, “Çocuklarımızın yarın söz sahibi olmasını istiyorsak, daha bugünden onlara iyi kitaplar, (iyi bilgiler) hediye etmeliyiz.”

Biliyorsunuz, bazen bir söz insanın hayatında her şeyi değiştirebilir. Kim bilir neler yaşanıyor bir gün içinde bir sözle. Bunu ölçebilecek, tartabilecek bir terazi yok elimizde. Dertlerimizi, sevinçlerimizi paylaştığımız bu sayfalar yarınlarımızın şahidi olacak inşallah.

34 yıl boyunca nice mahrumiyetlerin, nice sıkıntılı hallerin içinden geçtik, ümidimizi hiç kaybetmedik. Etin en güzel yeri olan iliğin, sert kemiğin içinden çıktığını öğrendik ve kalbî duaların Rabbimizle aramızda sağlam ve güzel köprüler oluşturduğunu da gördük.

Değerli okuyucularımız, birçoğunuzun yüzünü bile görmedik, tanımıyoruz, bilmiyoruz ama her birinizin varlığını bir nefes gibi yanımızda duyuyoruz, hissediyoruz. Lütfen bundan emin olunuz. Allah bizi iyilikte, güzelde, hayırda buluşturmuş. Ne mutlu böyle bir beraberliğe, böyle bir kader yolculuğuna ve böyle bir dostluğa ne mutlu…

Kasas Suresi’nin 77. ayetinde şöyle buyrulur:

“Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de iyilik et.”

Ne güzel bir ayettir bu. Herkes bir şeyin peşinden gidiyor bu dünyada. Biz de inşallah sizlerle el ele, gönül gönüle, Allah yolunun, bilginin, iyiliğin ve doğruluğun peşinden gidiyoruz.

Çok özel ve ilahi bir gaye uğruna bu dünyada bulunuyoruz. Aynı mutluluğu dışımızdaki insanlara da ulaştırmak, onlarla da paylaşmak durumundayız. Ve hepimiz, herkese karşı sorumluyuz. Zaten “insan” da sorumluluk demek değil mi? Atılan her adım, söylenen her söz, Allah için oldu mu büyüktür. Güzel dostluklar kuruldu yıllar yılı, güzel beraberliklerimiz oldu. Bunları ebediyet yurduna da taşımak, en büyük dileğimiz.

Dertlerimizi dinliyorsunuz, sırlarımızı paylaşıyorsunuz. Mevlana Hazretleri “Dertli adamın dumanlarla dolu bir evi vardır. Derdini dinlersen o eve bir pencere açmış olursun” diyor. Bu sayfalarda sizlerle konuşurken ruhumuzdan pencereler de açılıyor.

Nasıl ki bütün renkleri sile sile karlar dağdan aşağı inip bembeyaz ederse, sizlerle konuşurken de yüreğimiz beyazlıyor, içimiz ferahlıyor.

Bir öyküyle bağlayalım sözümüzü:

On iki yaşında bir kız çocuğu, toprakların arasında oynayan erkek kardeşini kucaklamış, eve götürmeye çalışıyordu. Küçüğün kilosunun kıza ağır geldiği belliydi. Onları gören bir adam, kıza, “Çocuk senin için ağır değil mi?” diyecek oldu. Aldığı cevap şuydu: “Hayır, o benim kardeşim.”

Dostun yükünü taşımak dosta ağır gelmez.

Sevgili dostlar, yeni abone döneminde sizden yine yeni okuyucular ve yeni aboneler bekliyoruz. Bu yük öyküdeki gibi sizin için ağır değildir, kalpten inanıyoruz.

***

Bu sayımızda da sürpriz yazılar ve yazarlarımız var. Hatta gelecek aylara ertelemek durumunda kaldığımız yazarlarımızın affına sığınıyoruz.

Bu ayın kapak konusu Vehbi Vakkasoğlu’nun kaleminden. Ve bunu tamamlayan diğer bir yazı da Yunus Çengel’den.

Bir aile dergisi olarak Zafer’de, sosyolojiden psikolojiye, eğitimden pedagojide, biyolojiden zoolojiye, hemen her dalda yazılar bulacaksınız. Zafer’in adına yakışır bir araştırma ve bir çeşitlemeler zenginliği olduğunu göreceksiniz. Okumakla kalmayalım, lütfen okutalım. Yeni dostlarla, okuyucularla buluşalım inşallah. Selâm ve dualarla…

Bir saat için de olsa ilgi ve enerjinizi abone konusuna harcamanızı sizden özellikle rica ediyoruz.

Dergideki Yazılar