ARAMA SAYFASI

Bir Bütünün Farklı İki Parçası: KADIN VE ERKEK

Kadın ve erkek birbirinin eksikliklerini tamamlar

mahiyette yaratılmışlardır, ve ancak kadın ve erkek,

bir araya gelince bir anlam bütünlüğü oluşmaktadır.

Kadın ve erkeğin birlikteliğinden oluşan bütün,

parçalarının toplamından daha büyüktür.

 

Uzun süre bayan mühendislerin de bulunduğu bir ortamda çalışmış bir yöneticinin şu tespiti de kayda değer: “Problem çözme yaklaşımlarında kadınların ‘ne, niçin, ve nasıl?’ yerine ‘kim, nerede, ve ne zaman?’ merkezli kişiler olduklarını gözlemledim. Sağlık, hukuk, ve siyaset ‘kim, nerede, ve ne zaman?’ becerileri gerektirir. Mühendisler ise ‘ne, niçin, ve nasıl?’ sorularına cevap arayarak başarılı olurlar.”

Öyle anlaşılıyor ki kadın ve erkekler arasındaki görünmeyen “iç” farklar, bedenleri arasındaki görülen “dış” farklardan çok daha büyüktür. Bu devasa iç farklara gözümüzü kapayarak bir yere varmak ve insanları mutlu edecek reçeteler yazmak mümkün değildir.

Gözümüzle görmediğimiz ama varlığını da inkâr edemediğimiz şeyleri gözardı eden modern yaklaşım maddî refah seviyesini yükseltti, ama insanları daha mutlu edemedi. Nitekim ABD’de kadınların ciddi bir depresyona girme ihtimalleri bugün 50 yıl öncesine göre 10 kat, erkeklere göre de 2 kat daha fazladır. Eskiden hayal bile edilemeyen seçeneklerin varlığı ve serbestlik, kadınları pek de mutlu etmişe benzemiyor. Aksine, artan sorumluluklar hayat yükünü bazen taşıması zor boyutlara çıkarmış, ve iki kişinin ancak taşıyabileceği yükü kadınların ince beline yüklemiştir.

ABD’de 1970’li yıllarda yapılan araştırmalarda Amerikalıların üçte ikisi kocaların aile geçimini sağlamaya ve hanımların da ev işlerine odaklanmasının daha iyi olacağı görüşündeydi. Ancak bu geleneksel işbölümü görüşünü paylaşanların oranı 1990’larda üçte bire düştü. Artık eşitlik esastı, ve modern ailede kadın ve erkek ev içi ve dışındaki işleri eşit olarak paylaşacaktı. Teoriye göre bu paylaşım eşleri birbirine yaklaştıracak, ve evlilikler daha mutlu olacaktı. Kocalarının ev işlerini paylaşıyor olması kadınları daha mutlu edecekti. Çünkü araştırmalara göre kadınların tatminkâr bir evliliği olduğunu gösteren en önemli gösterge kocalarının sevecen ve anlayışlı olması idi.

Bu teorinin doğruluk derecesini test etmek için Bradford Wilcox ve Steven Nock adlı iki sosyolog 5 bin çift ile yapılan mülakatları analiz etti, ve şu sonuçlara vardı:

“Eşit iş bölümü ne kocaları daha sevecen yaptı, ne de hanımları daha mutlu. Dışarıda çalışan bayanlar, evde kalan hanımlara kıyasla kocalarından ve evliliklerinden daha az memnundu. Ve dışarıda çalışan hanımlar arasında en mutlu olanlar, kocaları toplam aile gelirinin üçte ikisini sağlayanlardı. Eşler arasında eşit işbölümüne inanan en feminist kadınların bile en beğendiği erkekler, en iyi tedarikçilerdi. Wilcox’a göre kadınlar hâlâ kocalarının kendilerine ekonomik güven ve özgürlük sağlayan tedarikçi olmalarını istiyorlar.”1

Zaten pratikte de tüm dünyada çalışkan ve iyi geliri olan erkeklere cazip koca adayları olarak bakılıyor–yeter ki gelirlerini kendilerine değil aileye ait olarak görsünler, ve onu cömertçe eşlerine ve çocuklarına harcasınlar. Yani hayatı bir yarış değil karşılıklı yardımlaşma olarak, vermeyi de bir haz kaynağı olarak görsünler. Çünkü karşılıklı verme ve ikram cazibeyi artırır, ve sağlam bir birlik oluşturur—aynen fizik dünyasında karşılıklı kuvvet parçacıkları alıp vererek oluşan cazibeyle zıt karakterli atom altı parçacıklardan gayet sağlam yapılı atomlar oluştuğu gibi.

...

Duyageldiğimiz “hayat müşterek” söylemlerine karşın kadınlar hâlâ ev işlerinin üçte ikisini yapıyorlar. Aslında kadın ve erkek davranışları gözönüne alındığında bunda pek de yadırganacak bir durum yok: Tek başına yaşayan kadınlar da tek başına yaşayan erkeklere nazaran iki kat ev işi yapıyorlar.

Bunun temel sebebi erkeklerde temizlik yapma, yemek pişirme, ve ortalığı düzenleme meyillerinin zayıflığı, ve dolayısıyla bu tür işlerden pek bir haz almayışları. Kadınlar ise detaya olan itina ve kirliliğin temizliğe dönmesini görmekten aldıkları haz ile temizliği şevkle yapıyorlar. Onlar için kirli bir ortamda oturmanın verdiği rahatsızlık, temizlik yapma zahmetinden çok daha fazla.

Ev işlerindeki bu haylazlıklarına karşın erkekler geliri daha yüksek olan ama evden uzakta uzun saatler çalışmayı gerektiren veya hayatî risk taşıyan işleri kabul etmeye çok daha istekliler. Herkesin kendi meyillerine uygun işlere yönelmesi boşlukları dolduruyor ve kolektif mutluluğu artırıyor. Öyle görülüyor ki, akıllı yaklaşım, eşitlik adına kadın erkek farkını iptal değil bu farklılığı bir fırsat olarak görüp üzerine inşa etmektir.

...

Almanya’da 1980 ile 2000 yılları arasında evlilik üzerine yapılan kapsamlı araştırmalar göstermiştir ki, evli kişiler genellikle diğer insanlardan daha mutlular, ve diğer kişi için bir şeyler yapma isteği mutluluk için çok olumlu bir şeydir. En mutlu evlilikler de vermeye dayalı olanlardır. Pazarlığa dayalı (sen şunu yaparsan ben de bunu yaparım) evlilikler çok daha az tatmin edicidir.2

Birçok araştırma dindar insanların mutluluk seviyesinin diğer insanlara kıyasla daha yüksek olduğunu gösteriyor. Zannedilenin aksine, kendilerinden çok başkalarını düşünenler de çok daha mutlular.

Hatta bir görüşe göre mutluluğun sırrı, kişinin kendi yerine kendinden daha büyük bir şeyle—aile, etkinlik, ideal, vs—meşgul olması, ve kendini onda kaybetmesidir. Yani menfaat ve ben odaklı materyalist görüşe sırtını çevirmesidir.

...

İçten gelen sesini kalp kulağıyla işittiğimiz fıtrat yalan söylemez. Doğuştan gelen meyil yönünde hareket kolaydır, zevklidir, ve hızla ilerlemeyi sağlar. Aksi yönde hareket ise zahmetlidir. Yokuş yukarı çıkmakla geçen bir hayatın zevki az, ızdırabı çoktur.

Kadın ve erkeklerin yapacağı en akıllı hareket, çocuklar gibi birbirine özenmeyi ve birbiriyle rekabeti bırakıp içlerinden gelen sese kulak vermeleri, ve doğuştan gelen meyillerini keşfedip kabiliyetlerini o yönde geliştirmeleridir. Dıştan gelen aksi telkinlere de kulaklarını tıkamalarıdır.

Kadının mutluluğu kadınlıkta, erkeğin mutluluğu da erkekliktedir—aynen kurdun mutluluğu kurtlukta, kuzunun da mutluluğu kuzulukta olduğu gibi. Mutluluğu yanlış kulvarda arayanları bekleyen son ise hayal kırıklığı ve hüsrandır.

“Erkekler Mars’tandır, Kadınlar Venüs’ten” türü kitap başlıklarının da gösterdiği gibi, kadınlar ve erkekler birbirinden farklıdırlar. Ama bu farklılık bir çirkinlik ve eksiklik değil, bir güzellik ve zenginliktir. Şüphesi olanlar bir an için dünyada sadece kadınların veya erkeklerin olduğunu farzetsinler ve hükümlerini ona göre versinler.

Kadın ve erkeğin birbirine eşit olduğunu iddia edip farklılıklara gözünü kapamak, hiç bir gayeye hizmet etmez. Bırakın kadın ve erkeği, eşyumurta ikizleri de dahil, dünyada birbirine eşit olan iki kişi yoktur.

Eşitlik, ancak hukukta ve fırsattadır.

Aynılığı ifade eden kadın ve erkeğin bir elmanın iki yarısı olduğu sözü de doğru değildir. Farklılığı nazara veren “Kadın elmanın özü, erkek de kabuğudur” sözü daha gerçekçidir. Kadın ve erkek birbirinin eksikliklerini tamamlar mahiyette yaratılmışlardır, ve ancak kadın ve erkek bir araya gelince bir anlam bütünlüğü oluşmaktadır. Kadın ve erkeğin birlikteliğinden oluşan bütün, parçalarının toplamından daha büyüktür. Bu ikiliyi bir arada tutan tutkal ise karşılıklı sevgi, saygı ve güvendir.

...

İnsanları ben merkezli olmaya iten modern hayat, kadın ve erkek arasındaki güveni sarsıp ikisini de yalnızlaştırmış ve hayatlarının tadını kaçırmıştır. Sonunda evlilik müessesi büyük etapta çökmüş, ve bundan en büyük zararı da kadınlar görmüştür.

Bazen merak ediyorum, acaba herkesi, başkaları ile beraberken bile yalnız ve yetim hissettiren bu bireyselleşme sürecinde, annelerimizin hayal bile edemediği fırsat ve imkânlara sahip olan kızlarımız, annelerimiz kadar mutlu olabilecekler mi?

...

Yazımızı bir hikayeyle bitirelim.

Bir yaz tatili sırasında Amerikalı bir öğretim üyesi arkadaşım eşiyle beraber Türkiye’deki evimize geldi, ve bir hafta misafirimiz oldu. Kaldığı süre zarfında bizim eş, dost ve akrabalarımızla olan rahat ve muhabbet dolu ilişkilerimizi izledi, ve beraber attığımız kahkahaları dinledi. Onların habersiz gelmelerine ve kendi evlerindeymiş gibi rahat hareketlerine hayret içinde tanık oldu.

Ayrılırken izlenimlerini şu sözlerle ifade etti: “Sahip olduğunuz bu güzel şeylerin kıymetini bilin, ve sakın Batılılar gibi olacağız diye onları kaybetmeyin. Biz kaybettik, hayatımızın tadı kaçtı.”

 

Kaynaklar:

1. John Tierney, “The happiest wives,” New York Times, February 28, 2006. http://www.americanvalues.org/html/happiestwives.htm

2. Geraldine Bedeli, “What makes women happy?”, The Guardian, 11 Haziran 2006. http://www.guardian.co.uk/lifeandstyle/2006/jun/11/familyandrelationships6