114 Yazı Prof. Dr. Alaaddin Başar

Yazar Profili »

Kim Diriltecek? / Farklı Âlemler, Farklı Kanunlar

Nisan 2017, 484 590 Görüntülenme Eklenme Tarih: 21 Mayıs 2019 20:02 Prof. Dr. Alaaddin Başar

 

“Hem O Sani-i Kadîr,

hangi kanun-u hikmetle bir sineği ihya eder;

aynı kanunla şu önümüzdeki çınar ağacını her baharda ihya eder;

ve o kanunla Küre-i Arzı yine o baharda ihya eder;

ve aynı kanunla haşirde mahlukatı da ihya eder.”

(Bediüzzaman, Mektubat)

 

“O, yaratmanın her çeşidini bilir.”

Dilerse alyuvar yaratır, dilerse akyuvar. Geceyi de gündüzü de o halkeder. Yanan ağacı da yaratan o, yakan ateşi de... Akasyadan çama bütün ağaçlar, mikroptan balinaya bütün canlılar O’nun mahluku:

“Ve O, yaratmanın her çeşidini bilir.” 

Yerçekimi, Güneş cazibesi ve insan ruhu... Her üçü de O’nun kanunu O’nun mahluku... Meleği de, şeytanı da, cinni de O yaratmış:

“Ve O, yaratmanın her çeşidini bilir.” 

Damaktan çıkan diş, başta uzayan saç, gözde kaynayan su, akılda parlayan fikir, kalpte coşan hissiyat, güneşten fışkıran lav, beraber, aynı hakikate parmak basıyorlar:

“O, yaratmanın her çeşidini bilir.” 

Suda boğulan serçe, havada boğulan balık, her ikisinde de boğulmayan kurbağa, üçlü bir ittifak ile aynı dava üzerinde birleşirler:

“O, yaratmanın her çeşidini bilir.” 

Zihnin hareketi, kalbin hissetmesinden, rüzgârın esmesi, insanın öfkelenmesinden ne kadar farklıdır. Bu ve benzeri bütün farklı hareketler hep Allah’ın yaratması iledir.

“Ve O, yaratmanın her çeşidini bilir.” 

Tabağımıza zeytin, yumurta ve ekmek... Biri ağaç vasıtasıyla, diğeri tavuk yoluyla, beriki de doğrudan topraktan yaratılmış. Beraber tabağımızda boy gösteriyorlar ve bir ağızdan sesleniyorlar bize:

“O, yaratmanın her çeşidini bilir.” 

İşte bu hakikatın gafili bir adam, eline aldığı bir kemik parçası ile Peygamber Efendimizin (asm) huzuruna çıkmış ve alaycı bir tavırla, bir taraftan kemiği ufalayıp tozlarını yere dökerken, diğer taraftan sormuştu: “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diye...

İlahi vahiyden cevap geldi: “Ey Muhammed, de ki; kim onları ilk defa yarattı ise yine O diriltecek ve O yaratmanın her çeşidini bilir.” (Yasin suresi, 79)

Mahlukata, Mektubat-ı Rabbaniye tabir ediliyor. Bu harika ibare ile, meşhur münafığın tuhaf iddiasını birlikte düşündüğümde, hayalimde şöyle bir münakaşa canlandı:

Tebeşir hocanın elinde, onun iradesiyle hareket ediyor ve tahtaya mükemmel bir vecize yazılıyor. Biraz sonra silgi yine o hocanın iradesiyle harekete geçiyor ve o güzelim vecize siliniyor tahtadan... Übeyy İbn-i Halef taklitçisi bir çocuk silgiden dökülen tozlara parmağını basıyor ve soruyor: Şu tozları yeniden kim vecize haline getirecek?.. Ve sınıf başkanından alıyor cevabını: Kim onu hiç yok iken yazdıysa yine o yazacak...

Bir ilkokul çocuğunun aklında bile rahatlıkla yer tutabilen bu kadar açık bir hakikatı, bazı yaşı büyüklerin inkâr etmesi tuhafıma gidiyor. Ama bu hayretime Hz. Mevlâna’dan şu cevap geliyor:

“İhtiyar, oyunla oyalandıkça yüz yaşında bile olsa yine çocuktur. Çocuk, oyunla oyalanmadıkça ihtiyar sayılır. Bunda yaşa bakılmaz.”

O malûm soru sahibi kemik tozlarında boğuladursun; beride milyarlarca cenaze, onlar da bir damla suda hayatlarına kastetmişler... Kendileri Ay’a da gitseler Samanyolu’nu da geçseler, bu cehaletleri onlarla beraber oldukça, insanlık yolunda bir adım atacak değiller. Zilletleri onları bir gölge gibi daima takip edecektir.

Kimdir bu adamlar? Bunlardan bir kısmı da Hz. İsa’nın babasız dünyaya gelişini dar akıllarına sığdıramayıp, ona ilahlık izafi edenler, O Allah elçisinin, ilah olduğuna inanan zavallılar. Bir damla baba menisini aşamayan bu perişan ruhlar da aynı hakikatin cahili:

“O, yaratmanın her çeşidini bilir.” 

Anne ve babasız yaratılan Hz. Âdem, sadece annesi olan Hz. İsa ve hem anne hem de baba vesilesiyle yaratılan herhangi bir insan. Bu üçü de bir ağızdan aynı ayeti tilavet ederler:

“Ve O, yaratmanın her çeşidini bilir.”

Üç ilah safsatası ile perişan olan ruhların kurtuluş reçetesi bizim elimizde: İhlas Suresi’nin üçüncü ayeti...

“Lem yelid velem yuled...” O doğurmadı; yani Hz. Meryem ve benzeri hiçbir doğurucuya ilah demeyiniz!.. Ve O doğurulmadı; öyleyse Hz. İsa gibi bir doğrulana tapmayınız... Doğan ve doğuran herkes, tenasül kanununun mahkûmu... Siz mahkûmlara değil Hâkim’e itaat ediniz...

Bu ayet-i kerimeyi bütün manevi hastalara ulaştırmak bizim vazifemiz. Ama onlar, inatçı çocuklar gibi ağızlarını kapatır ya da ilacı elleriyle iterlerse o kendi bilecekleri iş…

Ve Allah hiçkimsenin hidayete ermesine muhtaç değildir...

 

 


Nisan 2017, 484 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

İnsan, Hayatının Sahibi mi? / Nefsin Yanlış Kıyası

Biz “Benim kolum” sözünü, “Bu kolu kullanmaya benim ruhum yetkili kılınmış” manasında söyleriz. Hiç kimse, kendi kolunu kendisinin yaptığını iddia etmez. Aksi halde, her şeyi bu ters mantıkla değerlendirmesi gerekecek ve “ağacın dalı” derken dalı ağacın yaptığına inanması icap edecektir.

Devamı »

Şerlerin ve Çirkinliklerin Kaynağı Nedir? / Şerlerin Esası

Mesela: Bir aynayı şuurlu kabul edelim. Işığa kavuşmaya hayır, karanlıkta kalmaya şer diyelim. Bu ayna, iradesini doğru kullanarak güneşe yüzünü döndüğünde aydınlanır ve ısınır, ama bunların meydana gelmesinde onun hissesi çok azdır. Yaptığı tek şey “vereni kabul etmek” mânâsında güneşin ışığını almayı kabul etmektir. Bu ayna güneşe sırtını çevirdiğinde ise karanlıkta kalır, ışıktan mahrum kalma bir ademdir ve o ayna bu ademin, bu şerrin faili olur. İnsanın işlediği bütün hayırlar da kalbini ve

Devamı »

Benlik Duygumuzu Kullanarak Allah'ın Mutlak Sıfatlarını Nasıl Biliriz?

“…Mutlak ve muhit bir şeyin hududu ve nihayeti olmadığı için, ona bir şekil verilmez; ve üstüne bir suret ve bir taayyün vermek için hükmedilmez, mahiyeti ne olduğu anlaşılmaz.” (Bediüzzaman, Sözler) Bu ifade, “Niçin Cenâb-ı Hakk’ın sıfât ve esmâsının marifeti enaniyete bağlıdır?” sorusunun cevabında yer alır.

Devamı »

Ayetteki Emanet Kavramı

İnsandaki sıfatlar ve kabiliyetler, Allah’ın sıfatlarını ve şuunatını bilme noktasında bizim için büyük birer rehberdirler.

Devamı »