ARAMA SAYFASI

Mayıs 2014

post-title

Mayıs 2014, 449

Abone Olun

 

Merhaba değerli dostlar ve sevgili Zafer okuyucuları,

Bu sayımızla beraber mübarek iklime de girmiş oluyoruz. Ramazan’ın habercisi olan Recep ayına… İnşaallah yeniden doğuşun ve dirilişin bir başlangıcı olur bu mübarek aylar ve günler.

Evet, biz de bu ay bismillah deyip; ‘Fettah’ isminin cilvesini işliyoruz Zaferimizin kapak yazılarında...

Bir tohumun hayatı üzerinden dirilişe bakarsak, neler görürüz acaba?

Bir tohum düşer toprağa.

Toprak, tohumun içinde yazılı olanı bilemez.

Tohumda olmayan bir şeyi de kendiliğinden ona veremez.

Onu sadece bağrına basar, o kadar.

Tohum su ister. Su da tohumun kaderinden habersizdir.

Yavaşça gözeneklerinden tohuma sızar, hepsi o kadar.

Sonra bir filizcik başını uzatır tohumdan, tıpkı yumurtayı delen bir civciv gibi.

Toprakta, suda ve tohumda olmayan şey, o minicik filizde vardır çünkü o filiz canlıdır.

Peki ama cansız tohum nasıl oldu da birdenbire diriliverdi?

Ne gören var, ne bilen…

İlim dünyasında bu hadiseyi açıklayan hiç ama hiçbir teori de yok.

“Tohumun içinde bitkinin programı var” diyenler bir noktayı unutuyorlar:

O programın içinde hayatın kendisi yok.

Filiz dünyanın merkezinin ne tarafa düştüğünü de bilmez ama onun tam aksi yöne doğru koca dünyanın çekimine meydan okurcasına yükselmeye başlar.

Filiz toprağın üstünde neyle karşılaşacağından da habersizdir ama toprağı deler ve çıkar. Orada cansız güneşin sıcak tebessümüyle karşılaşır.

Sonra cansız bulutlar onu yağmurdan elleriyle okşar. Cansız hava zerreleri doluşur yapraklarından içeriye. Orada birer tezgâh bulup harıl harıl çalışmaya başlar.

O her şeyi, her şey onu tanıyor gibidir. Ama tanıdıkları ölülerden başka bir şey değildir.

Derken bir goncacık belirir yeşil yapraklar arasından.

İşte toprağın altındaki tohumun ulaşmak istediği hedef de budur.

“Rabbimin izniyle ben de bir çiçek olacağım” der ve olur.

Gonca açar, renk renk işlenmiş desenlerini gösterir.

“Bende hiçbir tesadüf eseri yok” der üzerindeki nakışlarının diliyle.

Kusur arayan gözlere de Kur’an’ın diliyle meydan okur âdeta:

“Haydi, çevir gözünü. En küçük bir kusurdan iz görüyor musun?”

Çiçek tohumdan çıkar ama çiçekteki hayat ölü tohumda yoktur.

Toprak da tohuma hayat veremez.

Çünkü kendisinde hayatın eseri yoktur.

Yağmur, güneş ve havadan hiçbiri tohumu diriltemez.

Çünkü kendilerinde olmayan şeyi bir tohuma bağışlamaya güçleri yetmez.

Bütün bunların hizmeti “Bu tohumu dirilt ey Rabbimiz!” şeklinde bir duadan ibarettir sadece.

O dualarla ölü tohum dirilir, çiçek açar ve yeni yeni tohumlar verir.

Ve çiçek tohumla başlar, tohumla biter. Onunla beraber nice filizler fışkırır cansız toprağın bağrından, nice tohumlar çiçek açar, nice tohumlar çiçek verir.

Yeryüzüne renk renk, desen desen halılar serilir. Gören gözler o halıların üzerinde bir yandan o büyük diriliş yani haşir gününün örneklerini seyrederken, bir yandan da kendi geleceğini görür.

“O, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır. Yeryüzünü de ölümünden sonra diriltir. İşte siz de kabirlerinizden böyle çıkarılacaksınız.” diyor, Rum Suresi’nin 19. âyetinde Rabbimiz.

Ve dediği gibi, aynen de öyle oluyor..

İşte her şey göz önünde, baharla beraber bütün tohumlar diriliyor.

Aslında bunlar tohumun ya da ağacın değil, bizim yani insanların macerasıdır.

Dirileceğimiz gün başımıza gelecek hallerin dünyada görünen küçük birer nümunesidir bu olan bitenler..

***

Evet, hayat güzelse ölüm de güzeldir diyoruz...

Sizi yeryüzündeki dirilişin baharında ve ZAFER sayfalarında güzel bir yolculuğa davet ediyoruz.. Buyurunuz..

Evet, bizden buraya kadar. Şimdi ey sevgili okuyucular, siz görevinizi gayet iyi bilirsiniz. Zafer, şimdi sizin ellerinizde.. Hoşça kalın.. Allah’a emanet olun..

Bizden hareket, Mevlâ’dan bereket..

 

 

Dergideki Yazılar