142 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Hayat Güzelse Ölüm De Güzel

Mayıs 2014, 449 196 Görüntülenme Eklenme Tarih: 09 Nisan 2020 18:37 Selim Gündüzalp

 

Ey ölüm! Güzel ölüm...

Biliyorum geleceksin...

Ama ne zaman...

Ağaçların çiçek açtığı bir mevsimde mi?

Yoksa...

Karlarla kaplı bembeyaz bir vakitte mi?

Gecede mi, gündüzde mi?

Bu sırrı bilen yok...

Bu sırrı çözen yok...

Geleceği ne kadar belli ise de...

Ne zaman geleceğini bilen yok...

Hayatı veren Allah’tan gayrı...

Doğar doğmaz başlar maceramız...

Ölmek için doğarız...

Ölmek için yaşarız...

Ama ne zaman... Onu biz bilemeyiz...

Bize gizlidir amma Rabbimiz bilir...

Ölümünü merak eden insan, hayatına dikkat eder...

Bilir ki; bir defadır ölüm de, hayat gibi...

Unuturuz...

Şu dünyada niçin bulunduğumuzu... Unuturuz...

Biricik meselemiz nedir şu hayatta?

Bunun ölüme hazırlanmak olduğunu unuturuz...

Oysa hayat ölüme ve ahirete hazırlık okuludur...

Evet! Bu hayat gidiyor...

Yerine, ebedî bir hayat geliyor...

Orası için bir hazırlığımız var mı?

Kışlık ihtiyacını yazdan karşılayan insan...

Âhireti için gerekli olan ihtiyacını da bu dünyadan karşılayacaktır...

Yoksa zarardadır, kayıptadır insan...

Bize verilen en kıymetli sermaye ömürdür...

Bir ömür boyu kazandığımız servetimizi versek;

Değil bir saat, bir an bile geri alamayız ömrümüzden...

O kadar değerlidir işte...

Bu ömür sermayesi bize, şu fânî dünyayı değil...

Ebedî bir hayatı kazanmak için verilmiştir...

Şu fani dünyayı kazanalım derken,

bâkî olan ahireti kaybedersek

gerçekten de zarar ederiz...

Allah’ım!

Biz; hesabını kitabını bilmeyen müflis tüccarlarız...

Bazen nefsimize uyuyoruz...

Bazen da şeytana aldanıyoruz...

Bu dünyadaki görevimizi unutuyoruz...

Aldanıyoruz! Sermayemizi boş yerde tüketiyoruz...

Bizi bu imtihanda yalnız bırakma...

Medet Allah’ım, medet…

Göz açıp kapayıncaya kadar da olsa...

Bizi, nefsimizle baş başa bırakma...

Yardım eyle Rabbim... Sanadır itimadımız...

Sanadır tevekkülümüz...

Yalnız bırakma bizi, şu dünya çöllerinde...

En önemli olanı, hep en geriye atarız...

Beş paraya değmez nice boş işler peşinde,

tükenip gider ömrümüz...

Sonra gözden uzak bir yere çekilip, çocuklar gibi ağlarız...

Hem kendimize, hem sevdiklerimize...

Hem de heba ettiğimiz ömrümüze...

Ölümün aynasına bakınca insan...

Sadece kendi vefatını görmez...

Orada nice ölümler görür iç içe...

En başta kendi hayatını... 

Sonra sevdiklerinin ve yakınlarının...

Sonra içinde yaşadığı dünyanın ve şu kâinatın...

Hepsinin fânî, geçici olduğunu...

Her birinin vaktini, sırasını beklediğini görür...

Ölümün aynasında insan...

Neler görür neler…

Ve sorar kendine; insan olan insan...

Nedir bu sır? Bu geliş ve bu gidiş nereye?

Nereye gitti, yaşayan bunca insan?

Nur yüzlü nineler ve dedeler...

Neredeler?

Sanki, daha önce hiç yaşamamış gibiler...

O sevgili babalar, o anneler ve o kardeşler...

Şimdi nerdeler ve nereye gittiler?

Bunca ömür yaşasın da insan...

Sonra birden, kaybolup gitsin göz önünden...

Hiç olacak iş mi? 

Akıl hayrette...

“Sonum yokluk olsa, bunca varlık niye?”

İnsan soruyor ve sorusuna da cevap arıyor...

Nedir dünyaya gelip yaşamaktaki hikmet? 

Nedir acaba burada bir müddet misafir olmak..

Sonra da ölüp gitmekteki sır, nedir?

“Eğer dünyamızı sevdikse, sonra gördük ki, dünyamız, hayatımız üstünde bina edildiği için, hayatımız gibi zâil, fânî, kararsızdır, hissedip bildik.” (Bediüzzaman, Mektubat, 17)

Geldik dünya denilen pazara...

Bir kefen aldık, döndük mezara...

Hepsi bu mu yani? Elbette değil...

Her kıştan sonra bir bahar var...

Her geceden sonra bir sabah var...

Güneş unutulmuyor gecede... 

Her sabah yeniden doğuyor...

Tohum unutulmuyor toprakta... 

Her bahar filiz veriyor...

İnsan da unutulmayacak kabirde ve mezarda...

Kuru dallara can veren Allah, bir gün bizim de...

Çürümüş ve dağılmış kemiklerimize de can verecek…

Yeniden diriltip, yeniden yaratacak bizi de...

Yeniden yaratacağı bedenimize...

Ruhumuzu tekrar verecek...

Ona ebediyet ve bekâ verecek...

Hem bunu bize vadetmiş ve müjdelemiş...

Hiç yoktan şu hayatı ve şu bedeni yaratan Allah (cc.)…

Bizi yeniden, ikinci defa yaratamaz mı?

Onun sonsuz kudreti karşısında...

Zerreler de, yıldızlar da birdirler...

Hepsi birer, emirber nefer hükmündedirler...

Ey ölüm! 

Biliyorum geleceksin...

Ama ne zaman...

Hepimizin içinde gizlidir bu merak...

Bu tohum daha, doğar doğmaz düşer içimize...

Bir yandan “hoş geldin dünyaya” derler...

Bir yandan da “bir fânî daha katıldı aramıza” derler...

Dünya bir değirmendir...

Bu değirmenin çarkları biteviye döner...

Gece gündüz hiç durmadan işler...

Ağır ağır öğütür hayatı...

Ve sırası gelen gider...

Ununu eleyen, eleğini asar, gider...

Bu değirmene gelen, sırasını bekler...

Herkesin başında eceli vardır, nöbetini bekler...

Hangi yılın, hangi günü...

Ve hangi günün, hangi saati... O belli değildir...

Oysa ömrün, başı ve sonu bellidir...

Allah’ın ilminde gizlidir…

Vakti geldiğinde ne ileri, ne de geri...

İki çizgi arasındadır hayatımız...

Bize meçhul ama Allah’a malûm olan...

O aralıkta yaşıyoruz...

“Ölüm büyük şey” diyor Sevgili Peygamberimiz (asm)...

Kitaplar dolusu sırlar var bu mübarek sözde...

Ölüm meleği gelince, yalnız gitmeyecek...

Bizi almadan asla gitmeyecek...

Ölümde de hayat gibi; bir değil, binler sırlar var...

Ne zaman geleceği belli olmayınca,

ölümü hiç gelmeyecek sanıyoruz...

Oysa... Hayatla beraber sunulan bir nimettir ölüm...

Rabbimiz; hâşâ yaşatması zor olduğu için bizi öldürmüyor...

Bilakis daha harika ve hiç bitmeyecek bir nimete,

ebedî saadete ve cennete mazhar etmek için bizi terhis ediyor...

Terhis olan asker ağlamaz, sevinir dostlarıma kavuşacağım diye...

Bu fânî bedenle, bu fânî dünyada buraya kadar...

Bu hayat gidiyor ama ebedî bir hayat geliyor...

Sorusu cevabından zor sorular vardır...

Ölüm, bunların en başındadır...

Hiç düşünmemek olmaz...

Onu hatırlamak, onu unutmamak lazım...

Ölüm her an gündemimizde olmalıdır...

Biz onu ne kadar seversek...

Ölümü kendimize ne kadar dost bilirsek...

Ona göre hazırlanıp, ona uygun bir hayat yaşarsak...

Ölüm de sevecektir bizi...

Bakınız, Kur’an-ı Kerîm’de Rabbimiz ne buyuruyor:

“Melekler, onların ruhlarını tertemiz olarak alırken,

‘Selam üzerinize olsun,’ derler.

‘İşlediklerinizden dolayı girin Cennete’ “ (Nahl /32)

Biliyorum, bir gün geleceksin ey ölüm!

Ama ne zaman...

Kışta mı, baharda mı?

Gece de mi, sabahta mı?

Biliyorum, geleceksin...

Ey ölüm… Ey güzel ölüm...

Gel dostum... Sen olmasan yanardım..

Şu dünyada yerimi yadırgadım...

Gitmek için gelmişken...

Burada kalacağımı sandım...

Allah’ım! Bana bu hayatı veren Sensin...

Ölümü de nimet olarak veren yine Sensin...

Beni gafletten uyandırdın... Gözümü ölümle açtırdın...

Hayatımın kıymetini bildirdin... Yok olmaktan kurtardın...

Sonsuz hamdler ve şükürler olsun Rabbim Sana...

 

 


Mayıs 2014, 449 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Derdim, Tasam, Şu Son Demde Ne Yapsam?

Belki bir yaz akşamında, belki de serin bir sabahta… Tam da yaşamanın altın çağında… Güzelliklerin tadı damağında… Belki de bir eylül akşamında ya da bir sonbahar sabahında… Ecel denen misafirim. Biliyorum geleceksin… Gözünün değdiği yerde çiçekler açacak. Bir el uzanacak bana doğru. Bir sahilden diğerine geçeceğim. Kocaman bir bahçedeki bir gül gibi… Açıldıkça açıldım, son noktasındayım. Akşam ezanlarının arasından bir veda çekiyorum: “Uğurlar olsun…” diyorum güne, ömre, hayata…

Devamı »

Haydi Bakalım

Neyi dinlesen, kendine özel bir dille konuşur. Her şey ses verir anlayana, geçip gitmeyene… Yıldızı dinlesen, dereyi dinlesen; ağacı dinlesen, kuşu dinlesen… “Nerede beni dinleyen, nerede sesimi duyan?” der adeta. Ve bin bir gecenin içinden bir ses gelir: “Ben seni dinliyorum.” der. Ve açılır sırlar, hikmetler… Dinleyen anlar!.. Düşünün bir yayla başındasınız, bir gece vakti bir ağacın tepesindesiniz, herkesten uzak, her şeye yakınsınız… Yalnızlık! Dışı yalnızlaştıkça, içi kalabalıklaşıyor

Devamı »

Rabbimizin Nimetleri Saymakla Biter mi!

Dün neredeydik, bugün nerede… Günbegün ağacın başındaki bir meyve gibi olgunlaşan hayatımız, dört bir yandan akıp gelen nimetler. Neler neler… Saymakla bitmez. Hangi birini sayabiliriz ki? Rabbimizin bizi yok iken yaratıp var ettiğini mi, bitki ya da hayvan değil bir insan olarak yaratmasını mı?.. Hayat verip sürdürmesini mi? Belki her gün ne kazalar, ne hastalıklardan korunuyoruz da haberimiz bile olmuyor…

Devamı »

Tohumdan Çınara

Ne acayip değil mi! Cenab-ı Hak tohumu ve ağacı bir makine gibi yapmış. Bir küçücük tohum, koca ağacı içinde saklıyor; adeta bir ağaç makinesi gibi çalışıp ağaç üretiyor. Ağaç da meyve makinesi gibi çalışıp lütf-u ilahi ile meyve üretiyor.

Devamı »