1 Yazı Prof. Dr. Ferruh Müftüoğlu

Yazar Profili »

Yabancı Dil Öğretim Ve Sorunları

Nisan 2011, 412 68 Görüntülenme Eklenme Tarih: 21 Eylül 2020 15:17 Prof. Dr. Ferruh Müftüoğlu

 

YABANCI dil öğretim ve eğitimi bilhassa İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsız bir eğitim dalı olmuştur. Bu dalda her geçen gün yeni metotlar geliştirilmektedir.

Dil hocasının dili iyi bilmesi, iyi telaffuz etmesi, akıcı konuşabilmesi ilk şarttır. Hocanın dili nasıl öğreteceğini düşünmesi, dil öğretimindeki gelişmeleri ilgiyle takip etmesi de gereklidir.

Yabancı dil öğrenmek ve öğretmek özel kabiliyet isteyen işlerdir. Bu sebeple yabancı dil öğretmeni olacak gençlerin özel kabiliyet testleriyle seçilmesi gerekir. Doğal kabiliyeti olan gençleri cezbetmek için mesleğin cazip hale getirilmesi şarttır. Maaşı ile geçinemeyen bir insan durumuna kimse düşmek istemez; kabiliyetli ise hiç istemez.

Türkçe, gramer yapısı Batı dillerinin gramer yapısından farklı bir dildir. Cümlede kelime dizilişi Batı dillerinde bir hayli birbirine benzer. Fakat Türkçe’ninki tamamen değişiktir. Fiil çekimi, zamanlar, kelime türetme özellikleri hep farklıdır. Dolayısıyla Türklere yabancı dil öğretmek için özel metot ve kitaplara ihtiyaç vardır.

Bu memleketin kendi imkan ve insanları (bir yabancı ülkede büyümüş, fakat Türkçe’yi de ihmal etmemiş, dolayısıyla hem Türkçe’yi hem bir yabancı dili iyi bilip kullanan gençler arasından seçilecek olanların bu maksatla yetiştirilmesiyle) değerlendirilmek suretiyle gerçekleştirilecek olursa, ülke yabancıların bir sektör haline getirdikleri yabancı dil öğreten kitapları için şuursuz bir pazar olmaktan kurtulur.

Çocuklarını dikkatle izleyen ebeveynler çok iyi bilirler ki, Anadolu liselerinde ve kolejlerde öğrencilere her yıl bir değişik kitap satın aldırılır. Bu kitabın ancak üçte biri veya yarısı okutulur. Ertesi yıl bir başka kitaba geçilir. İşportaya düşen yabancı dil kitaplarının da eğer bir okulda okutulmuş ise yarısı hiç açılmamıştır.

Türkçe, dudak, dil ve hançerenin normal (zor olmayan) hareketleriyle çıkarılan yumuşak seslerden oluşan munis bir dildir. Dolayısıyla, bizim yabancı dilleri doğru şekilde telaffuz etme bakımından diğer milletlere nazaran daha avantajlı olduğumuz söylenebilir.

Fakat bu avantajın iyi değerlendirilmesi gerekir. Doğru telaffuzu becerebilmek başka şeydir, doğru telaffuzla konuşabilmek başka şey... İkincisi bir alışkanlık gerektirir ki, bu baştan itibaren itina göstermeyi, azimli olmayı gerektirir.

Kelimeleri asli telaffuzlarına uygun şekilde söylemeye çalışmak bazı insanlara suni gelebilir. Bu duyguyu kırmakta öğrenciye yardımcı olunmalı. Öğretimin başından itibaren bu tavır sıkı tutulmalıdır.

 

Öte yandan, “direkt metod” denilen doğal öğrenme yöntemini hakim kılmaya çalışmalıdır. Dil öğretimini vokabüler (kelime) ve gramer (dilbilgisi) kaideleri öğretiminden ibaret hale getiren ve öğrenciyi başarılı bir cümle yapısı tahlilcisi haline getiren eski metottan hızla vazgeçilmelidir. Gramer bilgisi dilin inceliklerini anlamakta yardımcı olarak değerlendirilmelidir.

Direkt metot bol tekrara dayanır. Basit cümlelerin, basit ifadelerin çok tekrarlanarak, adeta ezberlenmesi dil öğreniminin esasını teşkil eder.

Bileşik cümleler aslında basit cümlelerin ustalıkla bir araya getirilmesinden oluşur. Bu gerçek hep hatırda tutulmalıdır. Basit cümle çeşitlerini çok sayıda değişik kelimeyle tekrarlayan ses kayıtları ve sadeleştirilmiş kitaplar son derece faydalıdır.

Hoca müdahalesine imkan veren dil laboratuvarları hiç kullanışlı değildir, çabuk bozulur. Hocanın akıcı konuşma, iyi dinleme, güzel telaffuz etme vasıflarına sahip olmaması halinde kullanım sadece öğrenciye kalır ki, öğrencinin şahsi kullanımı için basit bir teyp çok daha ekonomik ve kullanışlıdır.

Okullarda teyp ve video fevkalade faydalı olacaktır. Basit ifadelerin hakim olduğu güzel hazırlanmış filmler tercih edilmelidir.

Kim ne derse desin, bir yabancı dili ileri yaşlarda öğrenmeye başlayan insanların o dili değişik şivelerle konuşan, ağız ve dil yapılarındaki bozukluklar yüzünden peltek telaffuz eden insanların söylediklerini tam anlaması mümkün değildir. Dolayısıyla, dilin konuşulduğu ülkede yapılan filmler pek faydalı değildir.

İnsanlar hareketlerin, mimiklerin ve jestlerin yardımıyla siyak-sibak münasebetleri de dikkate alarak sezdikleri ve anladıklarını sandıkları konuşmaları gerçekten anlamadıkları kesindir.

O bakımdan, kitabi ifadelerle ve resmi kabul görmüş telaffuzla çevrilmiş filmler faydalı olur.

Öğrenci bir küçük teyp ve radyoyu daima yanında taşıyıp sürekli dinleme alışkanlığı edinirse çok faydalı olur. Bilhassa yemek yerken, rutin işler yaparken, özel bir vakit ayırma gerekmediğinden dinleme pratik olur.

Dinlenen konuşmanın anlaşılıp anlaşılmaması o kadar önemli değildir. Sürekli dinleme sonunda anlayış da gelişecektir.

Dil öğretiminde sınıfların 15-20 kişiden fazla olmaması şarttır. Kalabalık sınıflarda hocanın talebelerle ayrı ayrı meşgul olması ve yeni öğrettiği bir bilginin uygulanmasını bütün talebelere yaptırarak pekiştirmesi mümkün olmamaktadır.

Öğrenciler turist rehberliği gibi işlerde çalıştırılarak dili konuşarak öğrenme imkanına kavuşturulabilirler. İlla da yabancı ülkelere gidip döviz harcamak şart değildir. Konuşma ortamının burada da oluşturulması mümkündür.

Son olarak, Arapça ve Farsça öğretiminde de modern metotlar hakim kılınarak öğrenci konuşur hale getirilmeli.

Zengin bir kelime hazinesi, mükemmel sayılabilecek bir gramer bilgisine rağmen Arapça bilen pek çok kimse ancak tercüme yapabilmekte, ama konuşamamaktadır. Arapça ve Farsça bizim için Batı dilleri kadar önemlidir. 

 

 


Nisan 2011, 412 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yabancı Dil Öğretim Ve Sorunları

Yabancı dil öğretim ve eğitimi bilhassa İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsız bir eğitim dalı olmuştur. Bu dalda her geçen gün yeni metotlar geliştirilmektedir.

Devamı »