ARAMA SAYFASI

Çağları Aydınlatan Kuran / Kuveyt Üniversitesi Psikoloji Profesörü M. Osman Nagaty

Çağları Aydınlatan Kuran / Kuveyt Üniversitesi Psikoloji Profesörü M. Osman Nagaty

İnsanoğluna rehberlik eden, yönlendiren ve saadet yollarını öğreten Kur’ân-ı Kerim’in, insanın özelliği hakkında yeterli bilgi ihtiva etmesi, son derece tabiidir. İman esaslarını ortaya koyarak inananlara İslâmi prensip ve değerleri öğretirken Kur’ân’ın takip ettiği metodu incelersek, onun inananların davranışlarını değiştirirken takip ettiği bazı temel öğretim prensiplerini tesbit edebiliriz.

 

İnsanoğluna rehberlik eden, yönlendiren ve saadet yollarını öğreten Kur’ân-ı Kerim’in, insanın özelliği hakkında yeterli bilgi ihtiva etmesi, son derece tabiidir.

İman esaslarını ortaya koyarak inananlara İslâmi prensip ve değerleri öğretirken Kur’ân’ın takip ettiği metodu incelersek, onun inananların davranışlarını değiştirirken takip ettiği bazı temel öğretim prensiplerini tesbit edebiliriz.

İnsan ve hayvanlar üzerinde yapılan birçok deneyler, eğitim prensiplerinin öğrenme üzerinde büyük rolü olduğunu göstermiştir. Mukaddes kitabımız Kur’ân, Müslümanların ruhî eğitimlerinde, mükâfat bekleme ve ceza görme korkusu gibi değişik yollarla, öğrenme arzularını tahrik etmiştir. 

Kur’an, ayrıca geçmiş hâdiselerin yanında o asrın en önemli hâdiselerine de işaret ederek mucize olduğunu ortaya koyar ve akıl sahiplerini kendisine bağlayarak bu hâdiselerden moral kazanmayı ve ders çıkarmayı öğretir.

 

MÜKÂFAT VE CEZA

İnsan, normal olarak kendisine zevk veren şeylere meyleder ve rahatsız eden şeylerden kaçınır. Bunun için insan tabiî olarak kendisine mükâfat kazandıracak hareketleri öğrenmek ve başarısızlık veya cezaya yol açacak hareketlerden kaçınmak ister.

Kuran tevhid çağrısında bulunurken, cennetin muhteşem güzelliklerini dile getirir ve onun paralelinde cehennem azâbından bahsederek inanmayanları ikâz eder. Cennetin güzelliklerini anlatan Kur’ân âyetleri, Müslümanlarda bu güzellikleri elde etmek arzusunu uyandırırken, onların dindar olma isteğini kamçılar ve imanlarına sadakat göstermek, ibadet etmek, iyi hareketlerde bulunmak, Allah dâvâsı için mücadelede bulunmak ve her türlü yasaktan korunmak konusundaki gayretlerinde, onlara kuvvet verir. Cehennemi tasvir eden ayetlerde ise inkârcılar ve münafıklar ile, Allah ve peygamberine itaat etmeyenleri bekleyen şiddetli azap dile getirilerek Müslümanlarda korku uyandırılır. Böylece onlar, sınırları kesin olarak çizilmiş olan hataları yapmaktan uzaklaştırılmış olurlar. Bu şekilde Müslümanlar, iki büyük motivasyonla hareket ettirilir, birincisi mükâfat görme ümidiyle ibadet etmek ve Allah’ın emir ve buyruklarını yerine getirmek; İkincisi, ceza görme korkusu ile günah ve hatalardan ve Allah’ın yasak ettiği şeylerden kaçınmak.

İnananların kazanacakları mükâfatlardan bahseden Kur’ân âyetleri cennet lezzetlerinin sadece âhirette olmadığını ve inananların dünya saadetine de mazhar olduklarını ifade eder. Bu gerçek, “iki cihan saadeti” olarak dile getirilmektedir. Aynı şekilde cehennemi tasvir eden ayetlerde, inanmayanların daha dünyada iken büyük bir azaba düçâr oldukları belirtilir ki, batı dünyasının intihar olayları ile dolu olan bunalımlı dünyası buna şahittir.

 

KISSALARIN ANLATILMASI

İnsanın dikkatini çeken hikâyeler (kıssalar), Kur’an’da zikredilerek önemli bir öğrenme vasıtası olarak tafsil edilir.

Şurası dikkat çekicidir ki, bazı kıssalarda Kur’an, hâdisenin bir özetini vererek başlar. Sonra, Ashab-ı Kehf kıssasında olduğu gibi, tafsilatlar baştan sona anlatılır. Hikâye özetinin önceden verilmesi, daha sonra anlatılacak olan tafsilâtlara dikkat çekilmesini sağlar. 

Diğer bazı hallerde ise Kur an, kıssadan alınacak hisseyi anlatarak başlar ve Kasas suresinde olduğu gibi tafsilatlarla devam eder. Alınacak hissenin (dersin) önceden verilmesi, dinleyici veya okuyucuların dikkatini çekerek dersin nasıl geliştiğini ortaya koyar.

 

HADİSELERİN ANLATILMASI

İnsanı, dikkat ve alâkasını çekerek yönlendiren diğer bir faktör de, önemli hâdiselerin zikredilmesi veya insanın zihnini meşgul eden hayatî bir probleminin kullanılmasıdır. Böyle hallerde insanlar, genellikle bu tür hâdise veya problemlerden çıkarılacak dersi öğrenmeye psikolojik olarak hazırdırlar. Kuran’daki bu tür hadiseler, Müslümanları eğitme vasıtası olarak kullanılmıştır. Huneyn savaşında sayıca fazla olan müminler, bundan gurura kapılmış ve zafer için gerekli olan şartın sağlandığını zannetmişlerdi. Oysa ki Tevbe suresinin 25. âyetinde, zaferin sadece sayı üstünlüğüyle kazanılmayacağı ve kalpleri imanla dolu müminlere, sayıları azda olsa Cenab-ı Hakk’ın yardım edeceği ve zaferi vadedeceği belirtiliyordu.

 

TEKRARLAMA

Psikologların yaptığı çalışmalar, tekrarın öğrenme üzerindeki tesirini açık bir şekilde göstermiştir. Sanayi ve ticari kuruluşlar, halkın davranışlarını değiştirmede, ilân yoluyla yapılan devamlı tekrarın önemini farketmişlerdir. 

Asırlar sonra tartışmasız olarak kabul edilen bu metod, ilk önce Kur’an-ı Kerim’de tatbik edilmiş ve tevhid (Allaha iman), haşir (yeniden dirilme), kıyamet günü, hesap günü, mükâfat ve ceza gününün geleceği gibi konular sık sık tekrar edilmiştir... Meselâ “Neml’’ suresinin 60-64. âyetlerinde, sadece bir ilâh bulunduğu gerçeğini belirtirken “var mıdır?” ifadesi 5 defa tekrar edilmektedir.

Peygamberlerin başlarından geçen hâdiselerin birkaç yerde tekrar edilmesiyle de, bütün dinlerin sahibinin Allah olduğuna dikkat çekilmekte ve ne zaman ve hangi millete gelirse gelsin, bütün peygamberlerin gayesinin aynı olduğu ifade edilmektedir.

 

DİKKAT ÇEKME

Dikkat çekme, öğrenmenin temel unsurlarından biridir. Öğretmenler, anlattıkları konuların anlaşılıp hatırlanabilmesini sağlamak için, öğrencilerin dikkatini üzerlerine çekmek isterler. 

Kur’an, söylenen söze dikkat etmenin öğrenmede önemli bir faktör olduğuna “Kaf sûresinin 37. âyetinde “Doğrusu bunda, kalbi olana ve hazır bulunup kulak verene ders vardır” diyerek, işaret etmektedir. Bundan hemen önceki âyette, o zamanki Kureyş kabilesindeki inkârcılara, onlardan önce daha kuvvetli ve zengin nice nesillerin yok edildiği hatırlatılmaktadır. Hemen sonraki âyette ise, bunda düşünenler veya dikkat edenler için bir ders olduğu ifade edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim, söylenene dikkat etmenin önemine, Müzzemmil suresinin, 6. ayetinde “Şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir” diyerek, işaret etmektedir. 

Kur’an okunurken, ona kulak verilmesi istenir ve dinleyerek öğrenebileceğimize işaret edilir. Bu mânâ, A’raf sûresinin 204. âyetinde, “Kur’an okunduğu, zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız” denilerek kesin şekilde ifade edilmiştir. Böylece Kur’an’ı dinlemek ve âyetlerinin mânâlarına dikkat etmek suretiyle insan, Allah’ın koyduğu temel prensipleri öğrenebilir.

Şüphe yoktur ki, mânâlar basit ve anlaşılır tarzda olursa, kolayca kavranır ve günlük hadiselerle bağlantı sağlanır. Bu arada verilen pratik misâller ve teşbihler de, konunun kolayca anlaşılmasına yardımcı olur, öğretmenlerin bugün ilmî kanunlar ve teorileri anlatmak için görme-işitme metodu ve laboratuvar deneylerine yönelmeleri, bunun en güzel örneğidir. Çünkü bu teknikler, öğrencinin alâkasını ve dikkatini çekerek idrakini artırır. 

Kur’an’da anlatılan hikâye ve teşbihler, İslâm’ın temel prensiplerini anlatma bakımından son derece mükemmeldir. Zira âyetleri okuyan veya dinleyen kişi, biraz sonra kendisini bu hikâyelerin şâhidi gibi hissedecektir.

 

YEMİN

Kur’an-ı Kerim’in davetine dikkati çekme tarzından birisi de, yemindir. Yemin, 15 sürede başlangıç cümlesi olarak kullanılmıştır. Yemin, dinleyiciyi neden bahsedildiğini öğrenmeye psikolojik olarak hazırlar. Yeminle başlanması, söylenecek şeyin çok önemli olduğuna işaret eder. Bu yolla insanlar münakaşa etme veya tartışma yerine, dinlemeye daha yatkın hale gelirler.

 

AKTİF İŞTİRAK

Fizikî hünerlerin öğrenilmesi, o işin üzerinde, başarana kadar egzersiz yapılmasını gerektirir. Yapılan tatbiki deneyler, bir konuyu bizzat okumanın, onu dinlemekten veya ekranda seyretmekten çok daha iyi bir öğrenme yolu olduğunu ortaya koymaktadır.

Öğrenmede aktif iştirakin önemini gösteren bu metod, Müslümanlara iyi huylar ve faziletli münasebetler öğretmede Kur’an-ı Kerim tarafından tatbik edilir. Böylece insanlar, değişik ibadet şekillerini yapmak için pratik olarak eğitilirler. Her gün belli zamanlarda abdest alıp namaz kılmak, Müslümanlara temiz, itaatkâr, sabırlı, disiplinli ve sebatkâr olmayı öğretir. Oruç ise, insana itaatkâr olmayı, sabretmeyi, zorluklara göğüs germeyi, fakirlere sevgi göstermeyi, nefsine hakim olmayı ve arzularını kontrol altında tutmayı ders verir.

Kur’an, Müslümanlara Allah’a inancı ve Onun emirlerini yapmayı öğretirken, iyi hareketlerde bulunmalarını sağlamak için gerekli ihtarda bulunur. Çünkü hakiki bir imânın, inananların tavır ve hareketlerinde yansıması gerekir. İnananlar faziletli ve dindar olmalı ve her hareketleri, Allah’ın emirleri ile Onun Peygamberinin öğrettiklerine uygun olmalıdır. Bunun için Kur’an-ı Kerim’in birçok âyetlerinde, iman ile iyi amel (tatbikat) beraber zikredilmiştir.

 

EĞİTİM SÜRESİ

Yapılan araştırmalar değişik zamanlarda aralıklı olarak yapılan eğitimin, kısa zamanda yoğun ve aralıksız olarak yapılan eğitimden çok daha verimli olduğunu ortaya koymuştur. Bu metod, en mükemmel şekilde Kur’an’da görülmüş ve Kur’an’ın 23 senede tamamlanması ile insanların onu okumaları, anlamaları ve hayatlarına tatbik etmeleri kolaylaştırılmıştır. 

Kur’an bir defada tamamlanmış olsaydı, öğrenip anlaşılması muhakkak ki çok daha zor olacaktı. Bu husus, İsra suresinin 106. âyetinde ele alınmakta ve “Kur’an’ı, insanlara ağır ağır okumak için, bölüm bölüm ve gerektikçe indirdik” buyurulmaktadır.

 

DAVRANIŞLARIN TEDRİCEN DÜZELTİLMESİ

Yaşayışımızın bir parçası haline gelen alışkanlıklardan kurtulmak bilindiği gibi kolay bir iş değildir. Kuvvetli bir irade, arzu ve uzun zaman ister ki çoğu kimse bunda başarılı olamaz. Bunun için zararlı alışkanlıklardan kurtulmanın en iyi yolu, ondan yavaş yavaş uzaklaşmaktır.

Korku gibi belli bir duyguyu yenmenin çaresi, (ondan tamamen kurtuluncaya kadar) onun yerine sevgi gibi karşı bir duyguyu yerleştirmektir. Bazı psikologlar tarafından yapılan deneyler, çocukların belli bir hayvana karşı olan korkularının, onları sevme yoluyla giderilebileceğini göstermiştir. 

Fizyoterapi sahasına giren bu metodla, kötü alışkanlıklarımızın, iyileriyle değiştirilebilmesi mümkün olmaktadır. 

İslâmiyet’ten önce, Arapların sahip olduğu, değiştirilmesi imkânsız gibi görünen kötü âdetlerin terk edilmesinde, Kur’an iki metod ortaya koydu. Birinci metod âdetlerde yapılacak değişikliklerin, iman esasları kökleşinceye kadar tehir edilmesiydi. Bu bakımdan Mekke’de nâzil olan ilk ayetler, Allah’a iman esasını ortaya koyan ve tevhid inancıyla alâkalı olan âyetlerdi. Böylece, daha sonradan içkiyi yasaklayan ayetler gelince, bütün Müslümanların onu içmekten vazgeçmesi kolaylaştırılmış oluyordu.

Köklü şekilde yerleşmiş kötü âdetlerden Müslümanları kurtarmada Kur’an-ı Kerim’in takip ettiği ikinci metot, bu alışkanlıklara karşı reaksiyonlar meydana getirmek suretiyle, Müslümanları yavaş yavaş buna hazırlamaktı. 

Bu yüzden içki, önce kesin olarak yasaklanmamış ve gelen Kur’an âyetlerinde, Müslümanların içkiyi sevmemeleri istenmişti. Şarap hakkında gelen ilk âyette, (Bakara Sûresi, Âyet, 219) zararının faydasından çok daha fazla olduğu bildirilince, Peygamberimizin çevresindekilerin bazıları derhal içkiden vazgeçerlerken, diğerleri içmeye devam ettiler. 

Ondan sonra gelen ikinci âyet, (Nisâ Suresi, Âyet, 43) Müslümanların şaraptan nefret etmelerini istiyor ve ondan vazgeçmeleri için müminlere cesaret veriyordu. İlk zamanlarda, inananların bazıları içkili vaziyette namaza geliyorlar ve Kur’an okurken ister istemez hata yapıyorlardı. Bu âyet, özellikle içkili halde iken namaz kılmayı yasakladı. Zaten günde beş defa (namaz vakitlerinde) içki içmeyi terketmek, hemen hemen hiç içmemek demek oluyor ve böylelikle Müslümanları, içkiden vazgeçirmek için kademeli bir alıştırmaya tâbi tutuyordu. Bu alıştırma, onları gelecek safhaya, içkinin kesin olarak yasaklandığı Mâide sûresi 90-91 âyetlere psikolojik olarak hazırladı. 

Benzer durumu faizin yasaklanmasında da görebiliriz.

Sahibinin Kur’an’da koymuş olduğu yüce prensipler ve hârika metotlar, bugün eğitimde ve modern psikiyatride yeni yeni kullanılmaya başlamış, zor alışkanlıkların ve zararlı duyguların tedavi edilmesinde Kur’an’daki metotlar takip edilir olmuştur. Bu durum, Kur’an’ın Allah kelâmı olduğunun bir başka isbatını teşkil eder. Modern ilim; her geçen gün daha da gençleşen Kur’an’ı örnek aldığı sürece, haysiyetini korumaya devam edecektir.

 

 

***

 

İslâmiyet güneş gibidir. Üflemekle sönmez. 

Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. 

Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar.

— Bediüzzaman

 

***

 

Şimşek, buhar gibi fennî meseleleri keşfeden feylesoflar. Hakkın esrarını Kur’an nurlarını da keşfedebilirler diyemezsin. Zira onun aklı gözündedir. Göz ise, kalb ve ruhun gördüklerini göremez.

— Bediüzzaman, Mesnevî

 

***

 

Kur’an 1400 senedir bütün insanlara ve cinlere meydan okuyor. Kısa bir surenin dahi olsa, benzerini yapmağa çağırıyor. 

Kaleme değil kılıca sarılanlar belalarını buldular. Tarih buna şahit.