ARAMA SAYFASI

Bilgi Ahlâkı

Bilgi Ahlâkı

Kütüphanelerde ve büyük kitabevlerinde kendimi çok aciz hissediyorum. Rafları dolduran renk renk, boy boy, yeni ve eski, okunması gereken binlerce kitap bende derin bir ümitsizliğe ve hayal kırıklığına yol açıyor.

 

Kütüphanelerde ve büyük kitabevlerinde kendimi çok aciz hissediyorum. Rafları dolduran renk renk, boy boy, yeni ve eski, okunması gereken binlerce kitap bende derin bir ümitsizliğe ve hayal kırıklığına yol açıyor.

Okumadığım, büyük bir kısmını okumaya asla zaman bulamayacağım o güzelim kitapları seyrederken, bilgilerini orada burada, özellikle ekranlarda pornografik bir eda ile teşhir ederek başkalarını bunları bilmedikleri için aşağılayan ve “Bakın, ben neler biliyorum!” edasıyla kurum kurum kurulan adamları düşünüyor ve içimden diyorum ki: “Ne kadar çok bilirsen bil, bildiklerin bilmediklerinin yanında hiç bile sayılmaz!”

Meseleyi bir de dünya ölçeğinde düşünürseniz, bırakın bildiklerinizi, kendinizi bile keenlemyekün addedebilirsiniz. Sadece bildiğiniz dillerde değil, bilmediğiniz onlarca dilde de her gün binlerce kitap, dergi ve gazete yayımlanıyor. Kadim zamanlarda üretilmiş bütün bilgiyi belki belli ölçüde kuşatmak mümkündü; bugün insanın kendi ihtisas sahasında bile böyle bir iddiada bulunması gülünçtür.

Bir insanın ömrü boyunca kaç kitap okuyabileceğini hesaplayınız, çok şaşırtıcı bir rakam elde edeceksiniz.

Mevcut bilginin akıl almaz cesameti karşısında “zerre miktar” değeri taşıyan bilgisini silah gibi, karşısındakini yere sermek için kullananları, yeni bilgiler “üretmek” yerine, onunla bununla itişip kakışanları, kibarca hatırlatılıp düzeltilebilecek hataların üzerine şehevî bir hazla atılıp ortalığı kan revan içinde bırakanları hiç anlamamışımdır.

Gerçek ilim, Yunus’un dediği gibi, “kendin bilmek”tir! Bunu-felsefi ve tasavvufi arka planını paranteze alarak-“haddini bilmek” diye de tercüme edebilirsiniz. (Beşir Ayvazoğlu)