TR EN

Dil Seçin

Ara

Vücudumuzdaki Orkestra

Embriyolojiden olgunlaşmış hücrelere geçişte oldukça ilginç gelişmeler yaşanır. İlk hücreler birbirinin aynısıyken hücre sayısı arttıkça düzenli bir şekilde önceden planlanmış ve DNA’larımıza kodlanmış bilgilere uygun farklılaşma başlar. Farklı hücrelerde de aslında aynı DNA’lar mevcuttur. Ancak DNA’nın belirli yerleri bir nevi kapanır ve yeni hücre için gereken kısımları açık kalır, bu da belirli fonksiyonların ortaya çıkmasına sebep olur. Kalp, kemik, karaciğer ve bütün diğer organ ve doku sistemlerinin alt yapısı bu şekilde oluşmuş olur.

Tabii burada akla gelen önemli bir soru ilk hücrelerin nasıl olup da farklılaştığı ve bu farklılaşmanın sonunda nasıl 3 boyutlu organları ve yapıları ortaya çıkardığıdır. Örneğin kulak hücreleri nasıl kulağa belirli bir şekil verince çoğalmayı durdururlar, halbuki onlara engel çevrede başka bir doku veya organ da yoktur. Veya parmaklarımızın gelişmesi neden belirli bir şekli ve büyüklüğü alınca durur. Yani burada hücrelerin farklılaşması dışında hücrelerin 3 boyutlu bir yapı oluştururken nerede çoğalmayı durduracakları meselesi de çok ilginçtir.

İnsanın yüz şekli de böyle belirlenir. Yüzümüzdeki kemik, kas ve deri hücreleri bize özgün yüz şeklimiz oluşuncaya kadar çoğalır. Hücreler üst üste binerken ya da yan yana dizilirken sadece belirli bir şekil ve büyüklük oluşuncaya kadar bölünmeye devam eder. Tek yumurta ikizlerini düşünelim, birbirinin kopyası olan dış görünüşleri yukarıda bahsettiğimiz şekilde oluşur. Yani yüzlerini oluşturan hücreler programlandıkları gibi 3 boyutlu ortamda tam durmaları gerektiği yerde durdukları için ikizlerin yüzleri ve diğer dış görünüşleri birbirinin aynısıdır. Yani ikizlerden birinin burnu Pinokyonunki gibi uzamaya devam etmez. İşte bunlar henüz tıbben tam olarak açıklanamayan hususlardır. Tek bildiğimiz bu 3 boyutlu yapılanmanın genetik olarak kodlandığı.

Aslında aynı organın içindeki hücreler bile birbirinin aynısı değildir. Yani şekil veya fonksiyonları çok farklı hücreler aynı organın içinde mevcuttur. Örneğin kalbimizdeki kas hücreleri bile farklı yapılanmalar gösterir. Kimisi elektrik uyarısı çıkarabilme kimisi kasılma özelliğine sahipken, kalp kapaklarında durum tamamen farklıdır. Peki embriyolojik gelişim sırasında bir grup hücre kalbi oluşturmak üzere farklılaşma gösterirken birbirinin aynısı olan hücrelerin kısım kısım ayrılarak farklılaşması genetik olarak kodlanmış da olsa nasıl hayata geçmektedir.

Sonuçta aynı DNA’ya sahip bu hücrelerin DNA’sının farklı bölgelerinin adeta kapatılıp sadece vazifelerini ilgilendiren kısımların açık kalması genel bir organizasyonu gerektirir. Bu organizasyonun oluşması bir nevi orkestraya benzer. Orkestra elemanları çalacakları bir musikiyi tek başlarına ne kadar mükemmel çalarsa çalsın, orkestra şefinin yönlendirmesi olmasa büyük bir karmaşa ortaya çıkar. Aynı şekilde hücrelerimiz ne kadar farklı ve mükemmel fonksiyonlar icra ederse etsin sonuçta bir orkestra şefi benzeri bir düzenleme olmasa aynı şekilde büyük bir kargaşa ortaya çıkacaktır. Üstelik bu bir kerelik düzenleme ile olacak şey de değildir. Sürekli bir yönetilmeye ihtiyaç vardır.

Aslında sadece embriyolojik gelişimde değil, doğduktan sonra da farklılaşmalar olur bedenimizde. Bunu en güzel çocukluk döneminde görürüz. Doğumdan itibaren gelişim sırasında aşama aşama vücudumuzda hücresel düzeyde de önemli farklılaşmalar olur.

Örneğin kan hücrelerinde oksijeni taşıyan hemoglobin bile aynı kalmaz. Farklı hemoglobinler ortaya çıkarak oksijenin taşınması ile ilgili işlevlerini gerçekleştirir. Anne karnında oksijeni anneden alan bebeğin kanındaki hemoglobin ile daha sonraki hemoglobin aynı değildir. Çünkü bu iki durumda oksijene bağlanma farklı olması gerekmektedir ve ona uygun olan hemoglobin ortaya çıkar. Fetal hayattaki hemoglobinin üretilmesi doğum sonrası hızla azalırken geri kalan ömrümüzde bize daha gerekli hemoglobin üretilmeye başlanır. Yani burada sadece 3 boyutlu ortamda bir farklılaşma değil, dönemsel olarak da bir farklılaşma örneğini görmekteyiz. Nasıl oluyor da temel fonksiyonlarını bile zaten anlamakta zorluk çektiğimiz hemoglobin üretimi böyle dönemsel değişiklikler göstermektedir. İnsan yaşlanırken de hücrelerinde değişiklikler olur. Bu değişikliklerin çoğu yine önceden belirlenmiş genetik kodlamanın sonucudur.

Tabiatta da buna benzer örnekleri hep görürüz aslında. Ağaçların sonbaharda adeta ölmesi ve ilkbaharda tekrar canlanması aynı ağaçta dönem dönem farklılaşan hücrelere işaret eder. Bütün bunlar eşi benzeri olmayan üstün bir irade tarafından organize edilmektedir. Tabiattaki orkestra yönetimi ile bedenimizdeki hücrelerin oluşturduğu orkestranın yönetimi benzer şekilde gerçekleşir. Çünkü bütün bu oluşumlar çevre şartlarına uygun oluşur ve tabiat dengesinde şahit olduğumuz düzen ortaya çıkar. İşte tüm bu örnekler evrendeki orkestranın tek bir yöneticisinin olduğunu ve bu yöneticinin de aslında tüm bunların yaratıcısı olduğunu bize gösterir. Allah’tan başka ilah yoktur derken işte bunu kastederiz. Farklı ilahlar olsaydı tabii ki böyle bir organizasyonel bütünlüğün olması mümkün değildi.

Aslında burada başka bir ilginç hususu da vurgulamak gerekir. Evrende eğer düzen bozucu bir yaratık varsa o da insandır. İnsana bu kabiliyetin verilmesi ona akıl ve cüzi irade verilmesindendir. Tabiattaki düzeni bozmamanın yolu tabiatı ve insanı yaratana tabi olmaktadır. Ancak bu şekilde insan tabiatın içinde dengeyi bozmadan ve refah içinde yaşayabilir.

Onun için insan Rabbine teslim olduğu zaman hem bireysel olarak hem de toplum olarak huzur bulur. Çünkü bizim kontrolümüzde olmayan hücrelerimize ve yine bizim kontrolümüzde olmayan tabiata hâkim olan Allah (c.c) bize verdiği aklı uygunsuz kullandığımızda kendimize ve çevremize vereceğimiz zararı bilmektedir. Onun için bize aklımıza hitap edecek şekilde reçeteler verilmiştir aslında. Yani hücrelere DNA şifresi ile konulan mesaj insan aklına uygun bir şekilde verilmiştir. İşte kutsal kitaplar ve Peygamberlerin hayatları bu reçetelerle doludur. Yani bir robotta olduğu gibi aklımızda bir sürü bilgi ve emir depolanmamıştır.

Kendi hücrelerimiz dahi mükemmel bir organizasyonun parçası olarak sürekli evrendeki bu ilahi düzene uyum gösterirken, o hücrelerin bir araya gelmesi ile oluşan bizler nasıl aynı ilahi düzene, aynı Yaratıcıya uymamayı hayal edebiliriz. Veya bütün bu organizasyonun nasıl amaçsız ve boş olduğunu düşünebiliriz. Akıl sahibi olmamızı bahane göstererek nasıl kendimizi sorumsuz ve her şeye hâkim zannedebiliriz.