İnsan bedeni, görünmeyen bir orkestranın ahenkle çaldığı muazzam bir sahne gibidir. Sindirim sistemi de bu büyük orkestranın eşsiz bir bölümüdür. Her organ, bir nota gibi yerinde ve zamanında görev yapar. Eğer bir ses kaybolursa bütün eser bozulur. İşte sindirim sistemi de insan bedeninin senfonisinde kusursuz bir uyumla çalınan hayati bir bölümü icra eder.
Peki; besinlerin ağızdan başlayıp enerjiye dönüşmesine kadar olan bu sürecin uyumlu ilerlemesi yalnızca bedenimizin işi midir? Bakalım:
Yediklerimiz, vücudumuzda aşamalı ve düzenli bir sindirim sürecinden geçer. Ağzımızdan başlayıp kalın bağırsağa kadar süreç adım adım şöyle işler:
Ağız, mekanik ve kimyasal sindirimin başlangıcıdır.
Çiğneme ile dişler besini küçük parçalara ayırarak yüzey alanını artırır. Bu, enzimlerin daha kolay etki etmesini sağlar.
Tükürük bezlerinden tükürük salgılanır. İçindeki amilaz enzimi nişastayı parçalamaya başlar. Aynı zamanda tükürük, besini yumuşatır ve yutmayı kolaylaştırır.
Dil yardımıyla lokma yutağa itilir. Ardından peristaltik hareketler (dalga gibi kas kasılmaları) sayesinde yemek borusundan mideye iletilir.
Mide kasları besini yoğurur. Mide iç yüzeyinden hidroklorik asit (HCl) salgılanır. Bu hem mikropları öldürür hem de sindirim enzimlerini (özellikle pepsin) aktif hale getirir.
Protein sindirimi burada başlar. Besin, yoğun ve asidik bir karışım olan kimus hâline gelir.
İnce bağırsağın başlangıcında yani onikiparmak bağırsağında yani duodenumda ise çok önemli üç salgı devreye girer:
Karaciğerden, safra kesesinde depolanan safra, yağları parçalayıp küçük damlacıklara ayırır yani emülsifiye eder.
Pankreas sıvısı ise amilaz (nişasta sindirimi), lipaz (yağ sindirimi) ve tripsin (protein sindirimi) gibi enzimler içerir.
Bağırsak enzimleri de disakkaritleri (örneğin maltoz, laktoz) ve küçük peptitleri parçalayarak en küçük yapı taşlarına indirger.
Burada karbonhidratlar glikoza, proteinler amino asitlere, yağlar ise yağ asidine, gliserole ayrılır.
İnce bağırsağın devamının ise (jejunum ve ileum) iç yüzeyindeki villus ve mikrovilluslar sayesinde yüzey alanı çok büyüktür. Sindirilmiş besin maddeleri buradan kana ve lenfe emilir. Glikoz ve amino asitler doğrudan kana geçer. Yağ asitleri ve gliserol, lenf yoluyla kana katılır.
Sırada kalın bağırsak vardır. Sindirilmemiş besin kalıntıları ve lifler buraya gelir. Burada su ve mineraller emilir. Bağırsakta yaşayan bakteriler (bağırsak florası), bazı vitaminler (örneğin K vitamini, B grubu vitaminler) üretir.
Geriye kalan kısım ise dışkı hâline getirilir. Ve son olarak dışkı, sinir sistemi kontrolüyle vücuttan atılır.
Özetle ifade edecek olursak; sindirim sistemi varlığın, toprağın, suyun ve nefesin birbirine bağlandığı bir döngüdür. Her lokma insana hayat olur; her yudum, içimizde gizli bir yaratılış hikâyesini fısıldar... Şimdi düşünelim; bu sindirim yolculuğunu, bedenimiz mi, organlarımız mı, yoksa yediğimiz gıdalar mı gerçekleştirdi? Oysa bunlar yaptığı işin şuurunda bile değiller…
“…Gören ve düşünenler için bunlardan alınacak ibretler vardır.” (Nur Suresi, 44)
