1970’li yıllardı. Ortaokula gidiyordum. Evimiz her zaman, gariplerin, borç para isteyenlerin, oğluna kız arayanların, sesleri kısık ve utanarak da olsa yaşı biraz geçmiş kızlarına uygun bir damat soranların, hatta birbirine dargın insanları barıştırmak için, rahmetli babamın hediyeler alıp “bunu sana o aldı” diye verdiği, rahmetli anneciğimin de güzel bir sofra hazırlayıp, evimize birbirlerinden habersiz davet edip, onları şaşırttığı ve ne yapıp edip onları barıştırdıklarını, dualarla evimizden ayrılışlarını Yeşilçam’ın dokunaklı filmleri gibi izlediğimiz çok güzel yıllardı.
Evimizin biraz uzağında oturan bir Ayşe ninemiz vardı, yalnız yaşıyordu. Bize sık sık gelir, sohbetler olur, ortam uygunsa bazen de bize nasihatler ederdi.
Ortaokulda matematik dersinde bir türlü pekiyi alamazdım ve hep iyilerle idare ederdim. Bir gün okuldan canım sıkkın bir şekilde ayrıldığım bir gündü. Okul dönüşü kapısının önünden geçerken Ayşe ninemin birkaç gündür bize gelmediğini hatırladım. Ziyaret edeyim diyerek kapısını çaldım; yüzünde güller açarak karşıladı beni ve sevinçle içeri davet etti.
Hatırını sordum, “birkaç gündür hastaydım, şimdi iyiyim,” dedi
Yine tebessümle kalkıp bana çorba ısıttı, “gerek yok Ayşe ninem,” dediysem de, “yok olmaz, okuldan geliyorsun,” diyerek ısrar etti.
Ellerimi yıkadım, besmele ile çorbayı kaşıklamaya başladım, salonun öbür ucundaki Ayşe nineme baktım… Kıbleye dönmüş, ellerini açmış dua ediyordu, ama nasıl bir dua… O içten sesini zor da olsa duyabiliyordum. Bütün azalarıyla duadaydı. Müteşekkirane haliyle, “Allah’ım! Bana misafir gönderdiğin için Sana şükürler olsun, Hamdediyorum…” dediğini duydum.
Seccadesinden kalktığında gözleri yaşlıydı.
İşte o zaman ne kadar önemli bir ziyaret yaptığımı anladım. İzin istedim ve elini öpüp tekrar sarıldım. Kapıdan çıkarken içimdeki sıkıntının tamamen gittiğini dün gibi hatırlıyorum... Mekanları cennet olsun… Derler ya, güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler.
