Ben trene bakarım. Nerede görsem hiç üşenmem, çekinmem, mümkünse durur, hem de uzun uzun bakarım... Eskiden, gençliğimde, bazı sabahlar erkenden Adapazarı Tren Garı’na gider, trenin yolcularını topladıktan sonra istasyondan ayrılmasını ve bu gürültücü makinenin bütün hantallığına rağmen kendine ait o incecik yolda, fevkalade bir zerafetle süzülüp ağır ağır gözden kaybolmasını seyrederdim.
Eğer çölde bir kervan görmüş olsaydım belki reyimi ondan yana kullanırdım fakat şimdi bana sorsanız, insana ayrılığın binbir türlüsünü bu kadar şiddetli ve bir anda hissettiren tek şeyin, bir trenin ardından bakmak, bakmak ve onun incele incele uzaklaşıp, daha görünmez hale gelmesini seyretmek olduğunu söylerim...
