“Müslümanların tüm insanlara İslamı en güzel biçimde yaşayarak örnek olmak gibi bir sorumlulukları da var sanırım.”
***
Evet, elbette! Müslümanlar ‘vasat ümmet’ olacaklar. Yani dengeli, âdil, örnek bir toplum modeli oluşturacaklar.
Manevi makamlar elde etmek maksadıyla bir köşeye çekilerek bunu yapamazlar.
İnanan insan, dünyanın imarı için çalışır, her işini ihsan üzere, âdil biçimde yapar, başkalarına örnek olur. Mümin kişi ‘muhsin’ olmalıdır. “Allah muhsinleri sever.” buyuruyor ayet.
Muhsin, ihsan eden, her ne yaparsa güzel yapan demek.
Müslümanlar sadece bu ayeti bile düstur edinseler imrenilen bir toplum haline gelirler.
Yeryüzünün halifesidir insan. Bu şuurla yaşayan mümin kişi dünyayı düzenlemekle görevlendirilmiş hisseder kendini.
Hak adına yapar her ne yaparsa. Çalışmayı da bir ibadet kabul eder. Öyledir çünkü. Önemli olan niyettir. Yalnız kendini düşünemez. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyemez.
Dünyayı en güzel biçimine kavuşturmak da onun görevidir. “Nemelazım, başkası düşünsün.” demek mümine yakışmaz.
Müslümanın modeli, sahabilerdir. Sahabiler ise, tarımla, ticaretle, toplumla meşgul olmuşlar.
Daha dünyadayken cennetle müjdelenen on sahabi iyi Müslüman olmak için işini gücünü bırakan insanlar değillerdi.
Bunların en başında gelen Hazreti Ebubekir, büyük bir tüccardı. Efendimizden sonra devleti yönetti. Öbürleri de onun izini takip ettiler.
İslam’da ruhbanlık yoktur. Ruhbanlık Hıristiyanlara özgüdür. Kurán eleştirir bu anlayışı.
Peygamber Efendimiz, ruhbanlar gibi davranmak isteyen sahabilerini ikaz etmiş, onlardan itidal üzere olmalarını istemişti.
Kimi Müslümanlar “Ölmeden önce ölün.” hadisini “Bir köşede miskin miskin oturun.” diye anlıyorlar.
Hayır! Ben bu hadisi “Allah yolunda dolu dolu yaşayın!” diye anlıyorum.
