TR EN

Dil Seçin

Ara

“Sen Çalış, Ben Yiyeyim”

“Sen Çalış, Ben Yiyeyim”

Ben ömrüm boyunca yokluk nedir bilmedim desem yeridir. Her zaman, her şeyim vardı.

Seninle tanışıp konuşmadan önce yoksulların acılarına duyarsızdım. İçimde inanç kıpırtıları başladıktan sonra, daha önce farkına varamadıklarımı fark etmeye başladım.

Yokluk içinde kıvranan, yiyecek ekmek bile bulamayan insanları düşünüp acı çekiyorum. Kimi yerlerde fakirlik diz boyu. Yeryüzünde zulüm var, haksızlık var. Hep olmuş, bundan sonra da olacak gibi.

İnsanların kimi zengin, kimi fakir. Kimi refah içinde yüzüyor, kimi sefalet içinde acı çekiyor.

Herkes eşit imkânlara sahip olsaydı keşke! Yoksulluk hiç olmasaydı!

 

***

 

İnsan nefsi sınır tanımıyor. Mizan, hukuk, adalet, ilahi yasalar bu nedenle indirilmiş.

Herkesin serveti, makamı, şöhreti eşit olmalı.” demekle öyle olmuyor. Hayat temennilere kulak asmaz.

Fukarayı zenginin insafına terk edersen acısı dinmez. İşte bu nedenle zekât emredilmiş. Mümin, malının kırkta birini fakirlere vermek zorunda.

Bu farzı ifa etmezse hem mahşerde cezasını çeker hem de bu dünyada tokadını yer.

Zekât vermeyenin elinden zekât kadar bir mal mutlaka çıkar. Yel savurur, sel götürür, hırsız çalar... Kişi hem malını kaybeder hem de günahını yüklenir.

Yardımlar zekât namıyla verilirse sevabı daha büyük olur. Zira sadaka ve benzeri yardımlar nafile, zekât ise farzdır.

Zekât namına bir altın veren kişi, zekât namına olmaksızın binler altın verenden daha çok sevap kazanır.

Zekât, ekser ayetlerde namazla birlikte anılır. Bunun hikmeti var. Namaz şahsi hayatı, zekât toplum hayatını ayakta tutar.

Peygamber Efendimiz, bir hadisinde zekâtı köprüye benzetir. Zenginle fakir arasında bir köprü.

Zekât verilmeyen bir toplumda huzur, sükûn, asayiş olmaz. Zengin daha zengin, fakir daha fakir olur. Yukarı kattakiler alt kattakileri ezmeye, sindirmeye başlar. Fukara sınıfından zengin sınıfına karşı haset, kin, nefret ve isyan çığlıkları yükselir.

Kimileri banka yoluyla günde milyarlar kazanırken, kimileri madenlerde, fabrikalarda, tarlalarda alın teri döküyor da bazen ekmeğini bile kazanamıyor.

Bu gerçek fakirleri, ezilenleri kızdırıyor, isyana sevk ediyor.

Tarihe, toplumlara dikkatle bakarsan fesadın, bozulmanın, çürümenin, yozlaşmanın, karmaşanın asıl sebebinin iki cümle olduğunu görürsün.

Biri, “Ben tok olayım da başkası açlıktan ölürse ölsün, bana ne.” Öbürü “Sen çalış, ben yiyeyim.”

Bu iki melun kelime kini, nefreti, çatışmayı körüklüyor. Huzuru bozuyor. İnsanı insana kırdırıyor.

Kurán, bu iki kelimenin kökünü kesecek iki ilke getiriyor: Zekât farzdır! Faiz haramdır!

Zengine “Rabbinin sana lütfettiği rızkın kırkta birini zekât olarak vereceksin!” diyor. Böylece sınıflar arası çatışmanın önünü kesiyor.

Faizi yasak etmekle de “Sen çalış, ben yiyeyim” düşüncesini kırıyor. Haram helal demeden dünyaya saldıran bazı zenginlerin rahat yatağında paradan para kazanmasına mani oluyor. “Emek esastır.” diyor.