TR EN

Dil Seçin

Ara

Şubat 2014

post-title

Şubat 2014, 446

 

Merhaba sevgili okuyucularımız ve değerli dostlarımız…

Yine buram buram tevhid kokan güzel bir sayıyla karşınızdayız.

Evet, göz var görmek için; akıl var bilmek için; kalbimiz var sevmek için… İnancımız ve azmimiz var gördüklerimizi göstermek ve Rabbimizi bildirmek ve sevdirmek için.

Kur’an-ı Kerimde Rabbimiz, gökleri ve yeri eşi benzeri bulunmaz bir şekilde yarattığını beyan buyuruyor. (En’am, 101)

Âyette geçen Bedî’ kelimesini açıklayan âlimler, bu kelimenin iki mânâyı ifade ettiğini belirtirler. Bunlardan birine göre bedî’, önünde hiçbir örnek bulunmadığı halde hiç yoktan icad edilen fevkalade ve güzel şey mânâsında kullanılır. İkincisinde de aynı kelime bu fevkalade eseri ibda eden, yani yoktan yaratan Zat’ı ifade etmektedir. Her iki mânâ birden kastedildiğinde ise, bir misalsizlik, benzersizlik, güzellik ve fevkaladelik mefhumu vardır ki, bütün gökler ve yeryüzü, bu sıfatları en mükemmel şekliyle üzerinde taşımaktadır. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, c.3, s.2006)

Gerçekten de kâinat en büyük dairesinden en küçük varlıklara kadar o kadar mükemmel şekilde yaratılmıştır ki, düşünen bir aklın bu güzellik ve ihtişam karşısında hayranlık duymaması mümkün değildir.

Her şey olabilecek ihtimallerin en güzeline göre yaratılmıştır. İnsanın gözü önündeki bu göz kamaştırıcı manzaralardan daha güzelini hayal edebilmesi mümkün değildir. Uzayın derinliklerindeki ürpertici haşmet ve saltanatı dev teleskoplarla müşahede eden insanoğlu, elektron mikroskoplarıyla incelediği mikroskobik dünyada da uzaydakinden hiç de geri kalmayan, muhteşem bir manzarayla karşılaşır. Her tarafta akılları cezbeden bir düzen ve hayal gücünü mest edecek bir “güzelleştirme iradesi” hâkimdir. Mübdî’ ismiyle varlıklara hiç yoktan vücut veren Allah, Adl ve Mukaddir isimleriyle onların yapı ve şekillerini ayrı ayrı planlamış ve yaratılışın son safhalarınla Müzeyyin, Lâtîf, Kerîm, Rahîm, Cemîl gibi isimlerini tecelli ettirerek her bir varlığı olabilecek en güzel şekilde yaratmıştır.

Çok uzağa gitmeden baharın da yaklaştığı şu günlerde gözlerimizin önünde açılan o narin çiçeklere bir de bu gözle bakalım. Lalenin, gülün, zambağın güzelliğini düşünelim. İster istemez diyeceğiz ki, güzellik denen şey âdeta maddeye bürünüp çiçek kıyafetinde önümüze çıkıyor. O çiçeklerin gönül okşayıcı güzellikleri, onlarda tecelli eden sonsuz bir cemalin akislerinden başka ne olabilir? İşte çiçekten bahara, yeryüzünden uzaya kadar bütün kâinatta görünen bu cemal tecellileri karşısında Kur’an âyetlerinin ışığında gören ve düşünen akıllar şöyle demekten kendilerini alamamışlardır:

“Bu kâinatın, şimdiki şeklinden daha bedî’ ve güzel olması, imkân dairesinde değildir.” (Bediüzzaman, Sözler, 223)

İşte kâinatta görünen muhteşem güzelliklerin sırrı buradadır. Cenab-ı Hakk’ın misilsiz bir güzelliği ve cemâli vardır. Ve bu kâinatı da, o eşsiz cemâlinin güzelliklerini tecelli ettirip sergilemek için açmıştır. Bunun karşılığında da yeryüzünde misafir ettiği biz insanlardan o güzelliğe şahitlik edip yaratıcısına olan hayranlıklarını ilan etmelerini ve kendilerinin de o güzelliklerle ahenk içinde olan bir tavır ve hayat içinde yaşamalarını istemiştir.

Evet, buraya kadar anlattıklarımızı bu sayımızda Taşkın Tuna’nın yazısında bütün haşmetiyle göreceksiniz: “Yaratılış Senfonisi.” Muhammed Bozdağ ise “Gıybetin Kötülüğü” başlığıyla maddî manevî hayatımızı tehlikelere atan gıybet illetinden kurtulmanın çarelerini işlemeye devam ediyor. Alaaddin Başar, Hz. Âdem’e (as) esma-yı ilahiyenin talim edilmesinin hikmetini kendine mahsus üslubuyla işliyor ve bize yeni ufuklar açıyor.

Evet, günler geçiyor, ömür bitiyor. Biricik sermayemiz olan ömrümüzü nerelerde heba ettiğimizin farkına varmadan gidiyor. Hayatın en büyük gerçeği olan ölüm karşımızda dururken ve biz onu her nefeste yaşarken bitiyor günler.

Artık oyunu ve oyalanmayı bırakıp bir oluş anının şafağında Rabbimize yaklaşmanın, Ona yakın olmanın ve Onun bize bahşettiği imanın o engin nimetinden istifade etmenin vaktidir. Bu sayfalarda okuyacağınız bir yazı belki de bunu size sağlayacaktır.

Atalar “Taş taşa değmeden duvar olmaz” demişler. Biz de baş başa, el ele vererek sizlerle beraber yürüyoruz tam 38 yıldır. Yaptığımız güzel ve iyi olan ne varsa, o gidecek ötelere yanımızda. Dünya gemisi her an ahirete bir adım daha yaklaşmakta.

Evet, iman bir hazinedir, şeytan ise onun hırsızıdır. İnancımızı muhafaza ve onun tazelenmesi yolunda ne kadar gayret etsek azdır. Nimetler çoğalıyor, şükrümüz azalıyorsa bir yerde problem vardır. Rabbim hayretimizi, tefekkürümüzü ve şükrümüzü artırsın...

Yine dopdolu bir sayıyı gönlünüze emanet ediyoruz. Rabbim elinizde yeşertsin, meyvelerini yemeyi nasip etsin ve yeni okuyuculara ulaşma duygusunun şevkini, heyecanını nasip etsin...

Bizden hareket, Mevlâ’dan bereket…

 

 

Dergideki Yazılar