117 Yazı Prof. Dr. Alaaddin Başar

Yazar Profili »

Hz. Âdem ve Talim-i Esmâ

Şubat 2014, 446 345 Görüntülenme Eklenme Tarih: 05 Nisan 2020 20:03 Prof. Dr. Alaaddin Başar

 

Cenab-ı Hak, yeryüzüne halife yapmak üzere meleklerden daha üstün bir varlık yaratmayı irade buyurduğunda bunu melekler âlemine de haber vermişti.

“Hani, Rabbin meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. Onlar, ‘Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.’ demişlerdi. Allah da, ‘Ben sizin bilmediğinizi bilirim’ demişti. (Bakara Sûresi, 30)

“Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti (bütün esmayı talim eyledi). Sonra onları meleklere göstererek, ‘Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin’ dedi.” (Bakara Sûresi, 31)

İnsan, arza halife olmak üzere yaratılmış. “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” ifadesine, tefsirlerde “Mahlukatım üzerinde birtakım tasarruflara sahip olacak birini yaratacağım”, “Benim hükümlerimi benim namıma icra edecek ve benim kanunlarımı tatbike memur olacak bir canlı yaratacağım” gibi manalar verilmektedir.

O halde, insan yeryüzünde Allah namına bir takım icraatlar yapabilecek bir istidada sahip kılınmıştır. Nitekim, insan bütün canlılardan, bitkilerden faydalanabilmekte, yeryüzü tarlasını dilediği gibi ekip biçmekte, onda sergilenen İlâhî eserleri temaşa ve tefekkür edebilmektedir. Bu üstün görevi sebebiyledir ki, Üstat Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, “onların tesbihatına müdahale” yetkisine sahip kılınmıştır. Yani, o tesbih eden varlıkları kesmek yahut biçmek suretiyle onların görevlerine son verebilmektedir.

Şu noktanın da önemle nazara alınması gerekiyor:

Âyet-i kerimede “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” buyrulması insanın semada değil yerde yaratıldığı içindir, ancak onun fikrî çalışmaları yeryüzüyle sınırlı değildir. Şu var ki, kıyamet yaklaştığı halde insanoğlu şu maddî âlemde sadece dünyanın uydusu olan Ay’a gidebilmiştir. Düşünce ufku semaları kaplasa da o hâlâ arza bağlıdır, onda hayat sürmektedir.

Yeryüzünde bir milyon altı yüz bin tür canlı olduğu söyleniyor; bunlar içerisinde akıl sahibi tek canlı insandır. Bu yönüyle de insan arzın halifesidir. Bu halifenin yükleneceği büyük görevleri tahmin edemeyen melekler, onun yaratılacağı haberini işitince, daha önce yeryüzünde kan döken yırtıcı hayvanlar gibi onun da kan dökeceğini sanmış ve böyle bir mahlukun yaratılmasındaki hikmeti anlamak istemişlerdir.

Allah’ın bütün emirlerine tam itaat halinde bulunan, yaratılışları günah ve isyandan uzak olan bu nuranî varlıkların Hz. Âdem’in yaratılışına itiraz etmeleri elbette düşünülemez. Tefsir âlimlerimiz bunu ‘itiraz’ değil, ‘istifsar’ yani “tefsirini isteme, açıklanmasını arzu etme” şeklinde değerlendirmişlerdir.

İnsanın kan dökeceğini meleklerin nasıl bildikleri sorusunu bazı âlimlerimiz de onların levh-i mahfuzu okudukları, oradan öğrendikleri şeklinde cevaplandırmışlardır.

Hakikati en iyi bilen Allah’tır.

Bizim için gerekli olan, bu bilginin nasıl elde edildiğini değil, bu hadiseden alacağımız dersi iyi bilmek ve doğru değerlendirmektir.

Cenab-ı Hak, insanın meleklerden daha üstün bir mahiyete sahip olduğunu hem meleklere göstermek hem de insana bu üstün sermayeyi yerinde kullanma dersi vermek üzere melekleri Âdem aleyhisselam ile bir imtihana tabi tuttu. Önce, Hazret-i Âdem’e bütün esmâyı öğretti.

Talim-i esmâyı haber veren, “Âdem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara Sûresi, 31) âyet-i kerimesi hakkında tefsir âlimlerimizin yaptıkları açıklamalar özet olarak şöyle:

- Talim, ilim öğretmek demektir. Öğretme ise bir anda değil tedricî yani kademeli olarak icra edilir.

- Esmâ (isimler) denilince sadece maddî eşyanın isimleri değil, manevî varlıkların, kavramların da isimleri kasdedilmiş olabileceği gibi, insanın dil icad etme ve isim verme kabiliyetinde yaratılmış olması da anlaşılabilir.

- Bir diğer açıklamada, esmânın talimi “Ya Âdem’de o isimlerle ilgili zarurî bilgiyi yaratması veya kalbine bunları ilka etmesi şeklindedir” denilmekte ve şu ilave bilgi verilmektedir: “Ona eşyanın zatlarını, özelliklerini, isimlerini, ilimlerin usulünü, kâinatın kanunlarını, eşyanın yaratılış hikmetlerini ilham etti.”

- Bir diğer tefsirde, “Allah o esmâyı Hz. Âdem’in ruhuna bizzat ilham etti; veya Âdem’e bu gibi hususlara dair isimler verme ve bunları kullanma istidadına sahip bir ruh ihsan etti” denilmektedir.

- Bir başka tefsirde, “Bu isimler insanların tearüfüne, anlaşmasına sebep olan bütün isimlerdir. İnsan, hayvan, arz.. gibi.” denilir.

- Bazı tefsir âlimleri ise; isimlerinin bildirilmesi istenen varlıklar hakkında ‘hüm’ (onlar) zamirinin kullanıldığına dikkat çekerek, bu zamirin akıl sahipleri için kullanıldığından hareketle, söz konusu isimlerin sadece bilinen ve görülen eşyanın isimleri olmayıp Hz. Âdem’in zürriyetinin isimlerine de şamil olduğunu beyan ederler.

“En zahir mana bu müsemmeyatın Hazret-i Âdem’e halef olan zürriyetleri olmasıdır” … “Bütün esmânın talim edilip de yalnız bunların arz edilmiş olması da ihtimal dahilindedir.” (Hak Dini Kur’an Dili, 311)

Nitekim, külleha kelimesindeki ‘ha’ zamiri bütün eşyaya şamildir. Buna göre, bütün esma Hazret-i Âdem’e öğretilmiş ancak, meleklere sadece zürriyetin isimleri arz edilerek onları söylemeleri istenmiş olabilir.

- Hz. Âdem (as.) insan nevinin ilk ferdidir. Ona verilen bu istidat bütün insanlık âlemindeki her türlü ilmî gelişmelerin çekirdeği hükmündedir.

- Meleklerin Hz. Âdem’e bu ilminden dolayı secde etmeleri, insan nevinin melek nevinden bu konuda daha ileri olduğunun ilan edilmesi demektir.

Tefsir âlimlerinin çoğunluğunun “secde emrinin bütün meleklere verildiğini” beyan etmelerine karşılık, bir kısım âlimler de bu emrin insana hizmet eden varlıklara müekkel meleklere verildiği fikrindedirler. Buna göre, meleklerin Âdem’e secde etmeleri bütün bu varlıkların insana hizmet etmelerinin bir göstergesidir. Hakikat-ı hâli Allah bilir.

Tefsir âlimlerinin bu değerli izahları ışığında şunları söyleyebiliriz:

Talim-i esmâ yani isimleri öğretme, öncelikle insanın bu istidatta yaratılmasıyla ilgilidir. Bir örnek verelim: Gözde Basîr (gören, görücü) isminin tecelli etmesi için, gözün görme istidadına sahip bir şekilde yaratılması gerekir. Nitekim, öyle olmuş ve Basîr ismi, elde veya ayakta değil de gözde tecelli etmiştir.

İnsan da bütün isimleri öğrenebilecek bir yaratılışa sahip kılınmış, bu yaratılışıyla meleklerden üstün olmuş, bunun meleklere de gösterilmesi hikmetiyle âyet-i kerimede haber verilen imtihan gerçekleştirilmiştir.

Melekler güneşin ışık saçmasının hikmetini bilemezler, zira onların görmek için ışığa ihtiyaçları yoktur. Meyvelerin, sebzelerin rızık olduklarını, vitamin ve kalori taşıdıklarını da bilemezler, çünkü onlar yemeyen ve içmeyen varlıklardır. Bu örnekleri esas alarak düşündüğümüzde, dünyanın dönmesi, gece ve gündüzün meydana gelmesi, canlılardaki bütün organlarının yaratılış hikmetleri, atmosferin görevleri, elementlerin farklı özellikleri ve bunun sağladığı faydalar gibi sonsuz denecek kadar çok şey meleklerin malumu değildir. Çünkü onların bu sayılanların hiçbiriyle ilgileri yoktur. Bütün bunları sadece birer eser olarak temaşa ederler.

 

 


Şubat 2014, 446 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Kalp Aynanız Nasıl? / Nefisle Boyanmak

İnsanların Allah’ı tanımada en yakın delilleri, içinde yaşadıkları kâinattır. Kâinat kitabını okumada ve doğru değerlendirmede ise en büyük ve yegâne rehber Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bediüzzaman hazretleri bu İlâhî Ferman için “şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi” ifadesini kullanır.

Devamı »

İnsan, Hayatının Sahibi mi? / Nefsin Yanlış Kıyası

Biz “Benim kolum” sözünü, “Bu kolu kullanmaya benim ruhum yetkili kılınmış” manasında söyleriz. Hiç kimse, kendi kolunu kendisinin yaptığını iddia etmez. Aksi halde, her şeyi bu ters mantıkla değerlendirmesi gerekecek ve “ağacın dalı” derken dalı ağacın yaptığına inanması icap edecektir.

Devamı »

Şerlerin ve Çirkinliklerin Kaynağı Nedir? / Şerlerin Esası

Mesela: Bir aynayı şuurlu kabul edelim. Işığa kavuşmaya hayır, karanlıkta kalmaya şer diyelim. Bu ayna, iradesini doğru kullanarak güneşe yüzünü döndüğünde aydınlanır ve ısınır, ama bunların meydana gelmesinde onun hissesi çok azdır. Yaptığı tek şey “vereni kabul etmek” mânâsında güneşin ışığını almayı kabul etmektir. Bu ayna güneşe sırtını çevirdiğinde ise karanlıkta kalır, ışıktan mahrum kalma bir ademdir ve o ayna bu ademin, bu şerrin faili olur. İnsanın işlediği bütün hayırlar da kalbini ve

Devamı »

Benlik Duygumuzu Kullanarak Allah'ın Mutlak Sıfatlarını Nasıl Biliriz?

“…Mutlak ve muhit bir şeyin hududu ve nihayeti olmadığı için, ona bir şekil verilmez; ve üstüne bir suret ve bir taayyün vermek için hükmedilmez, mahiyeti ne olduğu anlaşılmaz.” (Bediüzzaman, Sözler) Bu ifade, “Niçin Cenâb-ı Hakk’ın sıfât ve esmâsının marifeti enaniyete bağlıdır?” sorusunun cevabında yer alır.

Devamı »