Japonya’da İslam’a ilgi her geçen gün artıyor, sessiz ve güçlü bir değişim yaşanıyor. İlgi ve merak ile başlayan araştırmalar sonunda İslam’ı kabul edip Müslüman olan Japonların hikâyeleri de dikkat çekiyor.
Japonya teknolojik gelişmeler ve hızla akan modern hayatın yanı sıra geleneksel kültür ve değerlerin önemsendiği bir ülke. Akademisyen Elif Büşra Kocalan tarafından yapılan bir araştırmada Japon Müslümanların İslam’a dönüş yapmalarında dört farklı motivasyon faktörünün etkili olduğu tespit edilmiş: Sosyal, entelektüel, psikolojik ve pragmatik.1
Günümüzde bilgiye erişim çok kolay ve hızlı gerçekleşen bir olay. Bu nedenle İslam’a ilgi duyanların teorik bilgi edinme noktasında bir zorluk çekmedikleri söylenebilir. Yeter ki doğru kaynaklardan beslenme dikkat ve hassasiyeti gösterilsin. Diğer yandan İslam hayatın içinde yaşanan bir din. Bu nedenle de İslam’a ilgi duyanlar açısından Müslümanların örnekliği daha önemli hale geliyor. İslam ahlakı ve inancının hayata yansıması ile anlam kazanan hayat ve güzelleşen insan, ciltler dolusu teorik bilgiden çok daha fazla ilgi çekiyor ve etkili oluyor.
Bu noktada sosyal motivasyonla İslam’a yönelen Japon Müslümanların, en çok insan ilişkileri, bakış açıları, tutum ve davranışlarla ilgilendikleri aynı araştırmada ortaya konmuş. İslam’ın aile ilişkilerine verdiği önem, uluslararası bir Müslüman kardeşliği fikri, Müslümanlar arasında gözlemlenen nezaket, samimiyet ve yardımseverlik ve hayatın zorluklarına karşı gösterdikleri sabır, cesur ve dirençli duruşları etkili hususlar.
Bazıları için de İslam’a entelektüel ilgi duymakla başlayan, dinin temel öğretileri ve inanç sistemi hakkında sordukları sorulara aldıkları cevaplarla ikna olup Müslümanlığı seçmekle sonuçlanan ihtida hikâyeleri söz konusu.
Psikolojik açıdan bir inanç ve Tanrı arayışı içinde olup da Müslümanlarla karşılaştıktan sonra bu ihtiyaçlarının farkına varanlar açısından ise, merhameti sonsuz, kullarını her daim koruyan gözeten, tüm ihtiyaçlarını gideren, mutlak güç sahibi tek bir Allah fikrinin cazibesi ön plan çıkmakta.
Tüm bunların yanı sıra hayatın akışı içinde eğitim, burs, iş veya evlilik gibi nedenlerle yolu İslam’la ve Müslümanlarla kesişenlerin, bunları vesile kılıp pragmatik motivasyonla ihtida ederek yeni bir hayata adım attıkları da bir vakıa.

Japonya'da 350 lise öğrencisinin İslam'ı öğrenmek için Tokyo Camii'ni ziyaretlerinden bir kare. ( Fotoğraf: Yeni Şafak)
Sonradan Müslüman olanların hikâyeleri hep merak uyandırmıştır. Akademik çalışma sonuçlarının yanı sıra farklı hayat tecrübeleri de birer öğrenme imkânı sunuyor insanlara. Bu bağlamda İslam’a yönelişleri ile ilgili sorulara cevap verdikleri bir sokak röportajında, Japon Müslümanların bireysel tecrübeleri kadar Japonya’ya dair söyledikleri de dikkat çekici. Her birinin farklı motivasyonlarla şekillenen ihtida yolculukları var. Doğup büyüdükleri ve seküler hayat tarzı ile ateizmin yaygın olduğu ülkelerinde gerçeğin güzelliğine gözlerini açmalarını sağlayan şeyler farklı ve çeşitli. Ancak Japonlarla ilgili dikkati çeken bir husus burada dile getirilmeli. Japonlar, fıtratlarına ve tevhid inancındaki tek bir Allah düşüncesine yabancılaşmamışlar. Bu nedenle İslam’ın temel inanç ve öğretileri çoğu kimsede yankı bulmakta.
Japon Müslüman Saki Safua, İslam’la ilk kez Tayvan’da 6 ay süren öğrencilik döneminde karşılaşmış. “Japonya’da hiyerarşiye ve diğer insanlara saygı duymaya çok önem veren bir kültür var. Ancak İslam başkalarına değil, sadece Allah’a itaat etmeyi öngörür. İtaat ve kulluk ilişkisi sadece Allah ile kişi arasındadır. İslam’da ilgimi çeken ilk husus bu olmuştu.”
2019’da Müslüman olan Shotaro, üniversitede Arapça ve Orta Doğu Çalışmaları eğitimi görmüş. Bu süreçte Arap kültürü ve siyasi tarih hakkında pek çok şey öğrendiğini ifade ediyor. Bu arada Arapça’da kullanılan pek çok ifadenin Allah ile ilgili olması dikkatini çekiyor. Uzak olmayan, insana yakın, günlük hayatın içinde yer alan Allah inancının İslam’a dönüş yapmasında etkili olduğunu ifade ediyor.
Bazıları ise dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Müslümanların örnek davranışlarından ve İslam’ın vaaz ettiği değerlerden etkilenerek İslam’a yönelmişler. 2017’de Müslüman olan Kaiji bunlardan biri. “2015’te küçük bir Güneydoğu Asya ülkesi olan Brunei’de okudum. Nüfusunun p veya ?’i Müslümanlardan oluşuyor. Misafirperverlikleri, nezaketleri ve değerleri benim kendi düşünce yapıma uyumluydu. Güçlü bir sempati ve bağ hissettim ve 2017’de Müslüman oldum.”
Japonya’da Batılı ülkelerde olduğu gibi İslamofobia kaynaklı bir karşıtlık veya İslam düşmanlığı yok ama bazen ana akım medya veya aşırı sağ görüşlülerden gelen tepkiler olabiliyor. Yine de Shotaro “ayrımcılığa çok az maruz kaldığını”, Kaiji “Müslüman olduğunu söylediğinde insanların şaşırdığını ve sanki duymamaları gereken bir şeyle karşılaşmış gibi tepki verdiklerini” ifade ediyor. Saki Safua da trende tesettürlü olduğu için yanına oturmayanların olduğunu, insanların kendisine bakarak “Japon gibi ama tesettürlü” şeklinde konuştuklarını söylüyor ve buruk bir tebessümle “Belki de ‘Nesin sen?’ diye düşünüyorlar.” diye ekleme yapıyor.

Tokyo Camii'nde Müslüman olan Japon genç. (Fotoğraf: TRT Haber)
Japon Müslümanların dinleri ile övünç duymaları ve çocuklarını her şeyden önce iyi birer Müslüman olarak yetiştireceklerini söylemeleri de kayda değer bir diğer husus. “Çocuğunuzu nasıl yetiştirmeyi planlıyorsunuz?” sorusuna cevap veren Kaiji’nin şu ifadelerinden belli hassasiyetleri gözettikleri anlaşılıyor: “Öncelikle, onları Müslüman olarak nasıl yetiştireceğiz?.. İkinci olarak, melez çocuklar oldukları için dil sorununu halletmemiz gerekiyor... Bir de devlet okuluna mı özel okula mı göndermeli… Okul yemekleri diğer öğrencilerden farklı olacak haliyle. Ve Noel, Cadılar Bayramı, Sevgililer Günü gibi kutlamaları olmayacak.”
Japon Müslümanların günlük hayatın içinde karşılaştıkları bazı durumları İslam’ı tebliğ etme fırsatı olarak değerlendirmeleri de takdire şayan. Nitekim Shotaro “domuz eti yemediğini veya alkol içmediğini” söylediğinde insanların şaşırdıklarını anlatıyor. Önyargı ve nefret değil de anlama çabası olunca sıradan bir karşılaşma sorular ve cevaplarla şekillenen derin bir sohbete evirilebiliyor. “Her seferinde açıklama yapmak sizi rahatsız ediyor mu?” sorusuna da “Aslında bu gibi durumları şahsen iyi bir fırsat olarak görüyorum. İnsanların İslam’ı öğrenmesi için bir imkân.” şeklinde cevap veriyor.
…
İhtida öyküleri eşliğinde Japonya ile ilgili ortaya konan gerçeklere gelince, ülkenin çoğunlukla Batılı sömürgeci anlayışla yukarıdan dayatılan yaşam tarzı ile ilgili kendine has modern sorunları olduğu ifade ediliyor. “Sosyal izolasyon” bunların başında geliyor. İslam dini, “toplum” ve “sosyal bağlar” vurgusu ile bu krize güçlü bir panzehir sunmakta. Yine İslam’da ümmet kavramı, insanların tek bir vücut gibi bir araya gelmelerinin özendirilmesi ve teşvik edilmesi, “Komşusu açken karnı tok uyuyan kişi bizden değildir.” hadis-i şerifi, uzak veya yakın ihtiyaç sahiplerini gözetme ve birbirine değer verme gibi öğütler, İslam’ı cazip hale getiren hususlar.
Japonya’da endişe verici bir diğer ciddi sorun da düşük doğum oranları. 2065’e kadar ülke nüfusunda üçte bir oranında düşüş olacağı öngörülüyor. Bu demografik krizin ülke ekonomisi, sosyal güvenlik ve genel refah açısından ciddi sonuçlar doğuracağı anlamına geliyor.
İslam’ın aile değerlerine ve çocuklara önem vermesi bu soruna bir çözüm sunmaktadır. İslam’da aile kutsal bir kurum olarak kabul edilir ve çocuklar Allah’ın birer lütfu olarak görülür. Evlilik Sevgili Peygamberimiz tarafından tavsiye ve teşvik edilen bir şeydir. Sağlıklı aileler tarafından iyi çocukların yetiştirilmesi ülke için çok büyük bir kazanımdır.
Japonya’da artan akıl sağlığı sorunları ve intiharlar da İslam’ın doğrudan ele aldığı ve çözüm önerisi sunduğu hususlar olarak karşımıza çıkıyor. İslam’da intiharın doğrudan ve kesinlikle yasaklanması, şartlar ne olursa olsun kaçınılması, uzak durulması gereken bir eylem olduğunu göstermekte. O çaresizlik noktasına gelmezden önce de her gün kılınan namaz, Allah’ı anmak adına yapılan zikirler ve Kur’an okumaları gibi tüm ibadetlerin insana kulluk şuuru, iç huzuru ve hayatın zorluklarına direnme gücü vermesi umulur. Bu nedenle İslam’a girmek huzur ve sükûna ermek demek.
Evet, inancın maneviyat, ahlak ve sosyal sorumluluğa verdiği öneme ilgi duyan Japon gençler arasında İslam’a yöneliş var ve Japon gençleri İslam’ı daha fazla araştırdıkça bu eğilimin artacağı öngörülüyor. Gayret kullardan, tevfik Allah’tan.
Kaynaklar:
1. https://dergipark.org.tr/tr/pub/bilimname/issue/65704/1066164
2. https://www.youtube.com/watch?v=43RLDlusQ5o
