TR EN

Dil Seçin

Ara

Kirleten Aydınlık / Bilim Günlüğü

Işık kirliliği duygusal, çevresel ve malî yönüyle bize çok şey kaybettiriyor. Ancak, bu kirlilik, deniz kirliliği ve hava kirliliği gibi giderilmesi çok zaman alacak bir kirlilik değildir. Zira, kalıcı hasar veren bir kirlilik değildir.

 

Gökyüzüne ve astronomiye olan merakımı bilen dost ve akrabadan hâlâ daha duymaya devam ettiğim bir soruyu paylaşmak istiyorum sizlerle: “Depremden sonraki gece gökyüzünde ne çok yıldız vardı, değil mi? Mutlaka vardır bir hikmeti...”

17 Ağustos 1999 sabahını, o unutulmaz acıları yaşadığımız günlerin başlangıcını hatırlamak hâlen üzmeye devam ediyor bizleri. Geriye döndüğümüzde kalan hatıralar arasında o gece yıldızların çok fazla sayıda ve parlak olması da var. Peki o gece niçin gökyüzü âdeta yıldızlarla bezenmişti ve pırıl pırıl bir görüntü arzediyordu?

Kayıpların ve acıların verdiği hissiyatla çoğumuz bu duruma değişik yorumlar getirdik. İnancı ve dinî bilgi ve birikimi kuvvetli olanlar manevî yönden doğru bir mantıkla birbirlerine bunun her şeye gücü yeten Rabbimizin manevî yönümüzü ve takatimizi güçlendirici bir lütfu olduğunu anlatırken, dinî bilgileri zayıf ama iyi niyetli olanlarımız arasında ise o günkü yıldız yoğunluğunu ölenlerin gökyüzünde toplanmış ruhlarına mal edenler vardı.

Bütün bunlar vardı da, işin bir de aslı vardı.

O gece gördüğümüz sayısız yıldızla dolu, pırıl pırıl, kusursuz; belki acılarımız yüzünden tadını çıkaramadığımız ama acılara rağmen de unutamadığımız gökyüzü manzarası, aslında gökyüzünün normal hâliydi. Çünkü biz elektrikle aydınlatma icad edildikten ve yaygınlaştıktan sonra doğan insanlar olduğumuzdan gerçek gökyüzünü hiç görememiştik o güne kadar.

Peki o gün deprem olunca ne olmuştu da gökyüzü önceki güzel günlerde sakladığı güzel yüzünü o kötü günde açmıştı seyrimize?

Ne mi olmuştu?

Bütün Türkiye’de elektrikler kesilmişti!

Elektriklerin kesilmesinin gökyüzündeki yıldızların çoğalmasına sebep olduğunu iddia etmiyorum elbette. Sadece, görünen yıldızların sayısı artıyor; çünkü atmosfer, özellikle de büyük şehirlerin çevresindeki gökyüzü tabakası ışık kirliliği denilen bir afetin etkilerini yıldızsızlık olarak yansıtıyor bizlere. Geceleri yeryüzünden, özellikle de cadde ve sokak aydınlatmasında kullanılan lambalardan gökyüzüne vuran ışık geceleri atmosferi olması gerekenden çok daha aydınlık hâle getirerek yıldızların görünmesini engelliyor. Tabi çoğumuz, doğduğumuzdan beri âşinâsı olduğumuzdan, bu durumu normal sanıyoruz ve bir gece neredeyse bütün ülkede elektrikler kesilip sokak lambaları, hatta acil durum lambalarına kadar her ışık sönünce yıldızlar ışık hızıyla beliriveriyor tüm ihtişamıyla. Tabi böyle genel bir elektrik kesintisi de—Allah tekrar göstermesin—17 Ağustos gibi büyük bir felaket neticesinde olabiliyor ancak.

Nüfusun yüzde 90’ı şehirler ve şehirlerin çevresindeki ışık kirliliğinden etkilenmiş alanlarda yaşıyor. Bu kadar çok insanı gökyüzünün güzelliklerinden alıkoyan ışık kirliliği, derinlemesine düşünüldüğünde, çok enteresan ve kötü sonuçlar doğuruyor. En başta, gökyüzü ve yıldız nedir bilmeyen çocuklar yetişiyor.

Bence yılda en az bir ay yaz gecesini karanlık bir yerde dışarıda bir şezlonga ya da yere serilen bir battaniyeye uzanıp küçük bir dürbün veya çıplak gözle yıldızları seyrederek geçirmeyen bir insan çok büyük bir gösteriden mahrum kalıyor demektir. İddia ediyorum ki, bunu yapan bir kişi en az birkaç aylık stres ve problemlerini unutacaktır. Fakat, dediğim gibi, bu fırsat, karanlık yani şehir ışıkları tarafından kirletilmemiş bir yer bulmak hemen hemen imkânsız hâle geldiği için gittikçe uzaklaşıyor bizden.

Işık kirliliğinin kötü, ama kötü olduğu kadar da enteresan bir sonucu daha var. Herkes, teknolojiye paralel gelişen her konuda yeni nesilin eskisine göre daha bilgili olduğu konusunda mutabıktır. Meselâ, iyi bilgisayar kullanan gençlerin sayısı orta yaşlılara göre daha fazla olduğu gibi, yine bilgisayarı iyi kullanan çocukların sayısı da gençlere göre daha fazladır. Veya evimizdeki elektronik cihazların çoğunu anne ve babalarımızdan daha iyi kullanırız. Hatta çoğu cihaz için de bizden yardım isterler. Bu şununla alâkalıdır: Yaşı ileri olanların hayatına bu gelişmeler sonradan girmiştir, ama gençler ve çocuklar bununla birlikte doğmuş ve büyümüşlerdir. Böylece, bilimsel gelişmelerin hızlı ve çok olduğu alanlarda gençlerin tartışılmaz üstünlüğü vardır. Astronomi ilmi ise en hızlı gelişen bilim dallarından biridir. Daha 22 yıl öncesinde Satürn gezegeninin halkalarının neden oluştuğu konusunda net bir bilgimiz yokken veya 15 yıl öncesine kadar Uranüs gezegeninin de halkaları olduğunu bilmezken, şimdi oralara yollanan uzay araçları sayesinde hepsini biliyoruz. Bunu anlatmamın sebebi, astronominin de elektronik ve bilgisayar teknolojisi sayesinde son yıllarda hızla gelişmiş bir bilim olmasıdır. Ancak, gökyüzü ve yıldızlar konusunda yaşlılarımız gençlere göre daha fazla bilgi sahibidir. Çünkü onlar eskiden bu derece ışık kirliliği olmadığı için geceleri gökyüzünü ve yıldızları bütün ihtişamı ile görebildikleri bir zamanda gençtiler! Zamanımızda ise gençler, tabi ki gerçek gökyüzünün ve geceleri israf edilen ışıklarla kirletilmemiş atmosferin görüntüsünden yoksun oldukları için maalesef astronomi bilimine ve amatör gökyüzü gözlemlerine zaman ayırmıyorlar. Orada nasıl bir güzelliğin kendilerini beklediğini bilmiyorlar ki!

Gökyüzü ve yıldızlar konusunda yaşlı nüfusun daha fazla bilgi ve meraka sahip olmasına benzer bir bilgi farkı, şehirlerde yaşayan yüksek tahsilli nüfus ile kırsal alanda yaşayan belki de ortalama ilkokul tahsili seviyesine eyvallah demiş nüfus arasında da var, ve tabi ki burada da ortalama bilgisi çok olanlar, kırsal alanda ışık kirliliğine uğramamış bir gökyüzüne sahip olan kırsal kesim insanları... Birkaç sene evvel Kahramanmaraş’ta bir akrabamızın şehirden uzak bir yaylada bulunan evinde geceleyin eşime gökyüzündeki yıldızları öğretmeye çalışırken ev sahibesi büyük teyzemizin yaklaşıp o anda eşime anlatmakta olduğum M45 parlak nebulası hakkında “O, Ülker kızım; yani Yedikızkardeş” demesi beni şok etmişti. Çünkü M45’in arasında bulunduğu yedi yıldızlık gruba Ülker veya Yunan mitolojisinden geçen bir efsaneye göre Yedikızkardeş dendiği doğruydu! Az sonra aynı hanım Orion takımyıldızına dönerek “İşte bu da Avcı...” diye ekleyiverdi ve o da doğruydu! Bizzat yaşadığım bu olay, İstanbul’da en azından tanıdıklarım arasındaki doktor, mühendis vesaire tahsil ve kültür sahibi insanların hiçbirinin bu bilgilere sahip olmadığını gördüğümden, şehirlerin yol açtığı ışık kirliliğinin bilgi akışını nasıl tersine çevirdiğini daha iyi anlamamı sağladı.

Kırsal kesimde yaşayıp yüksek eğitim nimetinden uzak kalmış insanların gökyüzü bilgileri üniversiteler bitirmiş şehirlilere göre kat be kat daha iyi; çünkü onların yıldızları ışık kirliliğinde boğulmuyor. Bu durumda, gece vakti yolunu kaybeden bir şehirli yüksek mühendisin yönünü bulma konusundaki şansı çobana göre sıfır oluyor. Çünkü, çoban kutup yıldızını bulabilir. Bunu, çoğu iyi tahsilli olan öğrencilerimi gece kampına götürdüğümde daha da iyi anlama fırsatı bulmuşumdur hep. Çünkü kutup yıldızını gösterin dediğimde hemen gökyüzündeki en parlak yıldızı gösterme hatasına düşmüşlerdir. Birkaç saat sonra ise, gösterdikleri yıldızın yerinin değiştiğini, hatta yerinde yeller estiğini gördüklerinde meseleyi anlamışlardır; çünkü kutup yıldızı hep aynı yerdedir ve dünyanın dönüşünden etkilenmeyecek bir konumda olduğundan hiçbir zaman doğmaz ve batmaz. Ama bu konuda da suçlu her zaman ışık kirliliğidir; çünkü zaten fazla parlak bir yıldız olmayan kutup yıldızını şehirlerde görmek çok zordur.

Buraya kadar sakıncalarını gördüğümüz, bizi yıldızlardan mahrum eden ışık kirliliğinin çaresi nedir?

Işık kirliliği, deniz kirliliği ve hava kirliliği gibi giderilmesi çok zaman alacak bir kirlilik değildir. Işık kirliliği konusunda en iyi taraf da, kalıcı hasar veren bir kirlilik olmamasıdır. Kaynağı sadece iyi maskelenmemiş ve gereksiz kullanılan cadde, sokak, park ve yol lambalarıdır. Deprem gecesi gördüğümüz gibi lambalar söndüğü anda gökyüzü sanki daha önce hiç ışık kirliliğine maruz kalmamış gibi eski hâline gelmektedir. Peki, yolları ve sokakları karartamayacağımıza göre, ne yapabiliriz bu konuda? En iyi çözüm gece sokak aydınlatmasında kullanılan lambaların gereksiz olanlarını kaldırmak ve gerekli olanları da gökyüzüne ışık kaçırmayacak şekilde yukarıdan maskelemektir. Basit bir şapka olayı yani. İşe yarayan, yani gökyüzümüzü ışık kirliliğinden temizleyen bir şapka devrimi! Tabi, ışık kirliliğinin önemli bir sebebi fes benzeri sipersiz şapkası olan lambalardan gökyüzüne kaçan ışık olsa da, bunları siperli, fötr tipi ışığı yukarıya değil aşağıya veren şapkalarla değiştirmek, fayda sağlar gibi görünse de, tek başına yeterli çözüm olamıyor. Çünkü bir kısım ışık yerden yansıyıp tekrar gökyüzüne kaçıyor. Şapka değişimine bir de ampul değişimi eklendiğinde ise kesin çözüm elde ediliyor.

Şu anda en çok ışık kirliliğine yol açan ampuller klasik sarı ve kuvvetli ışığıyla sokak ve otoyollarda görmeye alıştığımız yüksek basınçlı sodyum buharlı ampulleridir. Bunlar hem tükettikleri güce göre az ışık verirler, yani enerji ziyan ederler; hem de parlaklıkları ile gökyüzünü kirletirler. Bunlara alternatif olarak ise hem az güç tüketen hem de göz yormayan, gökyüzünde gereksiz aydınlanma ortaya çıkarmadan ılımlı bir aydınlatma sağlayan düşük basınçlı sodyum ampulleri öneriliyor. Hatta Amerika’da New York’ta ve Kaliforniya’daki büyük şehirlerde kullanılmaya başlanan bu ampullerin iyi birer de şapkalama sistemiyle ışık kirliliğini yüzde 80’lere varan oranda azalttıkları biliniyor. Düşük basınçlı sodyum buharlı ampullerin getirdikleri bu azalan ışık kirliliği avantajına karşı tek sakıncalı yönü, diğerine göre yüzde 30 pahalı olması. Ancak daha az enerji tükettiğinden çok kısa sürede bu maliyet farkını amorti edeceği kesin. Ayrıca az enerji tüketimi olmasaydı bile ışık kirliliğinin bize getirdiği çok büyük çevre maliyetleri göz önüne alındığında, bu farka yine de değeceğini söyleyebiliriz. Sırf gereksiz ışık kirliliği yüzünden yolunu şaşırıp ölen göçmen kuşlar, ahengi değişen ekolojik hayat ve ülkemizde—Antalya’daki örneği verirsek—Bakırlıtepe’deki milyonlarca dolar maliyetli ulusal gözlem evindeki teleskopların Antalya sokaklarından gökyüzüne yayılan ışık yüzünden iyi çalıştırılamaması gibi maliyetleri de var. Işık kirliliği duygusal, çevresel ve malî yönüyle bize çok şey kaybettiriyor. Çevremizde, ulaşabildiğimiz her noktada bunun önüne geçilebilmesi için çalışmalıyız.

Üzerine takıldığı her şeyin nurunu tamamen yere yansıtan fötr tipi bir şapka ve düşük basınçlı sodyum buharı ampulü ikilisinden oluşan lambalarla daha nurlu gecelere niye yıldız ışığı altında merhaba demeyelim?