TR EN

Dil Seçin

Ara

Gökte Ay Var, Yeryüzünde Benlik! / Terapi Öyküleri

FAŞİZM, ATILAN İLK BOMBALARLA BAŞLAMAZ. HER GAZETEDE ÜZERİNE BİR ŞEYLER YAZILABİLECEK OLAN TERÖRLE DE BAŞLAMAZ. FAŞİZM, İNSANLAR ARASINDAKİ İLİŞKİLERDE BAŞLAR.”

Ingeborg Bachmann (Haziran 1973)

 

Koltuğuna oturduğu an konuşmaya da başlamıştı. Sanki çok acelesi vardı. Ya da anlatacağı çok şeyi vardı da bir elli dakikaya sığıştırmak istiyordu. Önceden hazırlandığı belli idi. Kafasında sorunlarını çok düşünmüş bir kimseye benziyordu. Adı M idi. “Bakın” dedi “Lafı uzatmaya gerek yok. Sizden ne istediğimi söyleyeyim hemen: İnsanlarla aramda çok ciddi sorunlar var ve bu sorunların kaynaklarını anlamak istiyorum. Tabi ki insanlarla ilişkilerimin de düzelmesini. Siz bunu yapabilir misiniz?”

Konuya direkt girmişti. Değişmeye oldukça istekli görünüyordu. İçinde gerekli motivasyonu vardı. Ne istediğini biliyordu. Dr. Mavi dikkat kesilmişti. Terapistlerin bir görevi de kendilerine gelen kişileri değişmeleri için motive etmektir. M’deki varolan bu değişme isteği onu şaşırtmıştı. Bu kadar değişim arzusu terapiye gelen her insanda olan bir durum değildi. Çünkü değişmek o kadar kolay değildi. İçinden M’nin değişme isteğinin nedenlerine dair tahminler yürütmeye başladı. Yaşadıkları canına tak etmiş olmalıydı. Köşeye sıkışmış bir insanın ruh halini hissetmişti onda. Bu köşeye sıkışmışlık hissinin onu değişime zorladığını düşündü. Bu tahminlerinden vazgeçti. Fikir yürütmenin sırası değildi. Kendisine gelip yardım arayan bir insan vardı ve değişmek istiyordu. O kadar. Bu değişim isteğinin altında başka nedenler aramak, tahminler yürütmek her ikisine de ne katacaktı ki? Onun samimiyetine güvenmeliydi.

Dr. Mavi M hakkında “Aslında değişmek istemiyor. Değişme isteğinin altında şunlar şunlar yatıyor. O gerçek nedeni örtmek istiyor.” gibi bir çok açıklamaya girişebilirdi. Bu açıklama girişimi büyük olasılıkla ikisi arasındaki ilişkiyi baltalayabilirdi. Son anda bu hatadan kurtulmuştu. Dikkatini tümüyle ona yöneltmeye çalıştı.

Öte yandan M’nin “Siz bunu yapabilir misiniz?” sorusu bir meydan okuma gibi odada uğulduyordu. Bu meydan okumanın üzerine atılmamaya karar verdi. İnsanlarla arasının bozuk olduğunu söylüyordu M. M insanlarla zor ilişki kuruyorsa Dr. Mavi ile de zor ilişki kuracaktı. Bu zor ilişki daha ilk dakikada başlamıştı. “Bunu yapabilir misiniz?” konuşmanın içinde oldukça sırıtıyor, sert bir soru olarak ortada duruyordu. Bu soruda daha çok bir meydan okuma tarzı vardı. Dr. Mavi’nin işi zaten insanlara ilişki sorunları için danışmanlık yapmaktı. Bu meydan okumayı zihninde elden geldiği kadar uzaklaştırmaya çalıştı. Bu soruya direkt cevap vermemeye karar kıldı. Kendi içinde M ile ilgili ikinci badireyi de atlattıktan sonra iyice ona yöneldi.

M insanlardan bıktığını ayrıntılarıyla anlatmaya koyulmuştu. “Hiç bir insan görmek istemiyorum. Onlarla beraberken sıkılıyorum. Yalnız kalmak istiyorum. Onlardan kaçmak, uzaklaşmak, en uzak yere gitmek, gezegenin en uç yerine ulaşmak ve orada yaşamak istiyorum. İnsanlarla aramda sorun yaşamaktan bıktım. Kendi yalnızlığıma doğru koşmak istiyorum.” dedi.

İnsan kendi yalnızlığına doğru koşarken aslında varmak istediği kendisi dışında bir varlık değildir. Yalnız kalmak denilen şeyin insanın yine yalnızlıktan kurtulup “kendi” ile baş başa kalmak istemesidir. Yalnız kalma isteği bu açıdan bakıldığında gerçekte bir insanın kendi ile diyalog kurma, ilişkiye geçme, kendini arama, kendine ulaşma arzusunu dile getirir. Lâkin bu o kadar kolay yapılamaz. İnsanlar yalnız kalmak isteyen bir insanı gördüklerinde tedirginlik duyarlar. Çünkü yalnız kalmak isteyen kişinin kendilerini terkettiklerinden kaygılanırlar. Terk edilmek insan için derin bir kaygıdır. İnsanlar yalnız olan bir insanı görsünler. Hemen etrafını sararlar ve onu bir çok ilişki ile meşgul etmek isterler. Amaç terk edilmediklerini hissetmek ve güven içinde olma arzusudur. Bu yüzden insanlardan kaçayım derken yine insanlara tutulursunuz. Her ilişki bir meşguliyettir.

M’nin yaşamı karmakarışıktı. İlişkileri dağınık ve gergindi. Bir anlamdan yoksun gibiydi. İnsanlara kızgındı. “Dikkatsizce ve hoyratça insan yaşamları birbirinin içine giriyor. Her ilişki başkalaşıyor, bitiyor, eskiyor, dönüyor, tersine çevriliyor. Kalbimde kalıcı yaralar var. Kalıcı izler bırakan bir çok ilişki yaşadım.” Ses tonu kızgın ve gergindi. Bunalmıştı. Çekiştirme, laf sokuşturma, üstün gelme, altta kalmama, kazanma, kaybetme, darılma, barışmalarla giden bir insan ilişkileri ağı içinde tükendiğini hissediyordu.

Hem kendini, hem insanları cesur bulmuyordu. Ona göre yüz yüze bir şeyler konuşamıyor, arkadan konuşmaları tercih ediyorduk. İlişkiler birer oyun gibiydi. Oyun oynamaktan bıktım diyordu. Ne iyilik, ne kötülük içten yapılıyordu. İçten yapılan bir kötülüğe bile razıydı. İnsanlar bir arada, küçüklü-büyüklü gruplar halinde yaşıyorlardı. Örneğin yalnız yürüyen çok fazla insan yoktu. Yalnız yemek yiyen insan yoktu. İşyerinde insanlar yemek saati gelince derhal birini arıyorlardı. Farklı insan yaşamları birbirinin içinden geçiyordu. Ama ne gariptir ki öte yandan da birbiri içinden geçen insanların yaşamları birbirine dokunamıyordu bile. Bu kadar birbiri içinde yaşıyor gibi görünen insanların birbirlerinin aleyhine söyledikleri, aleyhlerine yaptıklarını anlayamıyordu. Kendini temize çıkarmak istemediğini söylemişti: “İnsanları suçlamak için gelmedim buraya, niyetim olup biteni anlamak ve zihnimdeki insanlarla ilgili takıntılarımdan vazgeçmek istiyorum.”

M en büyük sorununun zihninde insanlarla ilgili takıntılarının olduğunu söylemişti. Bir gün bir insan, başka bir gün başka bir insan. Ama zihni insansız bir türlü sanki olamıyordu. İnsanlarla ilgili o kadar çok takıntısı vardı ki “kafamın içi arı kovanı gibi vızır vızır” demişti.

Dr. Mavi bu benzetmeden çok hoşlanmıştı. “Kafamın içi arı kovanı gibi.” Bu cümleyi zihninin bir köşesine kaydetti. Unutmak istemiyordu bunu. M’nin insan ilişkileri ile ilk sorunu yavaş yavaş belirmeye başlamıştı. Başka insanlara ait bir çok kurgu vardı zihninde. Kendisine laf söyleyen, takışan, hatta kimi zaman herhangi bir gerilim bile yaşamadığı bir insanı zihninde düşünmeye başlıyor, onunla ilgili bir çok kurgular kuruyor, o kişiyle zihninde kavga ediyor, karşılıklı atışıyor, ona —ya da onlara— zihninde laf söz söylüyordu.

M insanlarla olan sorunlarını dış dünyada bitirmiyordu. Bir insan kendisine bir laf mı söyledi. Ya da bir tartışma mı yaşadı. Bazen günlerce, bazen haftalarca o tartışma bitmez, zihninde tekrar tekrar aynı laflar, aynı olaylar canlanırdı. Bir filmi defalarca seyretmek gibi bir şeydi bu. Kendini bozuk bir plağa benzetmişti. Bozuk plak gibi dönüp dönüp aynı yere takılıyordu. Plağın iğnesi bir türlü başka bir yere atlayamıyordu. Her defasında aynı duyguları tekrar tekrar da yaşardı. Bir sözden incindi mi? Her defasında zihninde tekrar yaşamak tekrar o incinme duygusunu yaşamak demekti.

Dr. Mavi benzer durumları çok dinlemişti. Zihninde olayları tekrar tekrar yaşamasının gerçek yaşamda hissettiklerinden farkını sordu. M zihninde yaşadıklarının gerçek yaşamdakine göre aslında daha yoğun olduğunu belirtti. Gerçek hayatta yaşadığı kızgınlıkları, kırgınlıkları, kırılganlıkları, incinmeleri, darılmaları zihnine taşıdığında duyguları katlanıyordu. Dr. Mavi bunun altını çizdi. “Bu üzerinde durmamız gereken önemli noktalardan biri.” dedi.

Özetlersek M insan ilişkileriyle ilgili sorunlarını iki ayrı yerde yaşıyordu. Birinci yer gerçek yaşamdı. İnsan ilişkileriyle ilgili sorunlarını yaşadığı ikinci yer de zihni idi. Gerçek yaşamdaki ilişkilerini bir türlü uzun süre sürdüremiyordu. M’nin anlayamadığı noktalardan biri buydu. Gerçekte demişti: ilişkilerimin iyi yürümesi için çok gayret ediyorum. Çok dikkatli olmaya çalışıyorum. İnce eliyorum, sık dokuyorum. Kimseyi kırmak, kimse tarafından kırılmak istemiyorum. Ama bir an oluyor. Kontrolden çıkmış oluyorum. Bana ne oldu diyorum kendi kendime. Kendimi anlayamıyorum. Bu kadar dikkat eden ben miyim diyorum.

Dr. Mavi bu terapinin üç yıl önceki kendi terapisinin bir tekrarı olacağını sezmişti. Tam kendine denk düşen bir hastası olmuştu. O da insanların yaşamlarından uzak kalmak istediği bir dönemden geçmişti. Aylarca zihnini meşgul eden insanlarla ilgili sorunları vardı. İnsanlara güvenini kaybetmişti. Bir hafta önce de bunları tekrar düşünmüştü. Gecenin bir vakti bir karabasanla uyanmış ve salonun penceresini açarak gökyüzüne bakmıştı.

Evren sanki aşağısı ve yukarısı diye ikiye ayrılmıştı. Yeryüzü karanlıktı. Gökte Ay varken yeryüzünde de insanlar vardı. Ay’ın çevresinde bir hale vardı ve haleden insanın içini ısıtan cinsten ışıklar süzülüyordu. Ay’ın yakınında ve uzağında yıldızlar vardı. Tam tepede iki, altında da bir yıldız Ay’a yoldaşlık ediyordu.

Yeryüzünde her varlığın üzerine bir mezar taşı kapanmıştı sanki. Renkler çekilmiş, hayat solmuştu. Varlıklar yorgun ve kendi yalnızlıklarına gömülmüş dinleniyorlardı. Belki de M’nin de istediği buydu. Kendi yalnızlığına çekilerek dinlenmek istiyordu. Yeryüzünün karanlığı delen yıldızları yoktu. Dakikalar geçtikçe Ay yavaşça gökyüzünde kayıyor, bir menzilden başka bir menzile akıyordu. Dr. Mavi gözünü Ay’dan ayırmak istemiyordu. Ay’ı seyrettikçe içine huzur doluyordu.

Yaklaşık üç yıl önceki yaşadıklarını hatırladı Dr. Mavi. Yaşadıkları ile gökyüzü arasında sıkı bir ilişki vardı. Daha doğrusu sorunlarını çözmek için gökyüzü bir esin kaynağı olmuştu. Güneş, Ay ve yıldızların yaratılış amacı yalnızca ışıkla aydınlatmak olamazdı. İnsanın yaşadığı sorunları da aydınlatacak, zamanı onlarla ölçebildiğimiz gibi yaşadığımız sorunların neden ve niçinlerini ölçebilecek özellikleri de olabilirdi. Dr. Mavi aşağıdaki ayetten esinlenmişti.

Yunus: 5: “Güneşi parlak bir ışık [kaynağı] ve Ay’ı aydınlık kılan, yılların sayısını bilesiniz, [zamanı] ölçebilesiniz diye ona evreler koyan O’dur. Bunların hiç birini Allah bir anlam ve amaçtan yoksun yaratmış değildir. (Allah) bilmek isteyen bir topluluk için ayetlerini ayrıntılı olarak (işte böyle) açıklıyor.”

Yeryüzünde yolunu yitirmiş insanlar bakışlarını gökyüzüne çevirirler. Gökyüzündeki bir nokta ile ilinti kurulmadıkça yeryüzünde bulunduğumuz yer kesin olarak saptanamaz. İnsan Ay ya da yıldızla bağlantı kurmadan, Dünya’nın neresinde durduğunu bilemez. Yeryüzünde bulunduğumuz bir nokta ancak orasına (gökyüzüne) göre vardır. Yukarıya bakmazsak, aşağıda ne olduğunu hiç bir zaman bilemeyiz. Gökyüzüne dokunmadıkça ayağımızı yeryüzüne basamayız.

Bu yüzdendir ki Ay ve yıldızlar insanlık tarihi boyunca insanlara hep yol göstermişlerdir, insanlar hangi yönün kuzey, hangi yönün güney olduğunu Ay ve yıldızlara bakarak anlamışlardır. Ay, Güneş, yıldızlar olmadan yıl, gün, hafta, saat da olamayacaktı. Gökyüzü yolda kalmışların yol göstericisidir.

Yolunu şaşırmış insanlar kadar ruhu sıkılan insanlar da bakışlarını gökyüzüne diker. Bir insan gökyüzüne saatlerce bakabilir. Orada insanı çeken şey oranın sükunetidir. Çünkü orada çatışma, kırılganlık, altta kalma, üste çıkma, önde gitme, arkada kalma, laf sokuşturma gibi yeryüzüne ait yaşantılar yoktur. Tüm yıldızların, gezegenlerin ve ayın ruhu yumuşacıktır. Ay ve yıldızlar karmaşık sorunlar ve duygular içinde kalmış insanlar için bir yol göstericidir.

Dr. Mavi insanlardan sıkılınca bakışlarını yalnızca gökyüzüne dikmemiş bir ara Ay’a gitmek bile istemişti. Dünya’dan ve dünyaya ait olan şeylerden tümüyle çekilip sıyrılma isteği idi bu. Ama bu bir hayaldi. Ay’a henüz düzenli seferler başlamamıştı (hâlâ aya düzenli seferler başlamadı). Hayatında ilk kez Ay’a gitmiş olanları çok kıskanmıştı. Lâkin aya gidenler de yalnız gitmemişti. Bir kaç insan birlikte yolculuk etmişlerdi. Hem de milyonlarca insan aynı anda televizyondan onları izlemişti. Milyonlarca insanın gözü önünde Ay’a gitmek yerine dünyada kalırdı daha iyi. Bunu farkedince Ay’a gitmenin çekiciliği sönüvermişti. Bu hayalden vazgeçip bedeni yeryüzünde kalsa da bakışlarını, anlayışını, düşüncelerini, duygularını semaya-gökyüzüne çevirmeye karar vermişti. Aylarca gökyüzüne bakmış, gökyüzünü seyretmiş, oralara dalmış gitmiş ve sonunda sorunlarının çözüldüğünü görmüştü. Kendi üzerinde etkili olduğunu görünce bu terapinin adını “ay terapisi” koymuştu.

M ile yapılan görüşmenin sonuna gelmişti. M anlattıklarını bitirmiş bekliyordu. Gözlerini Dr. Mavi’nin üzerine dikmişti. Sıra Dr. Mavi’de idi. Sizinle dedi insan ilişkileri ile ilgili sorunlarınız için çalışmak isterim. Uygulayacağım teknik ise “ay terapisi”.

M ay terapisini hiç duymamıştı. Şaşırmıştı. Bir çok terapi türü olduğunu biliyordu ama ay terapisini ilk kez duyuyordu. M ne diyeceğini bilemiyordu. (Gelecek sayı devam edecek.)


 

Not:

Burada anlatılan terapi öyküsü kurgusaldır.

Gerçek yaşamda birebir karşılığı yoktur.