TR EN

Dil Seçin

Ara

Gökte Ay Var, Yeryüzünde Benlik - II / Terapi Öyküleri

Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan 0, [ne yüce ]dir; Rahman’ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha [ona] çevir: Hiç kusur görüyor musun? 67:3

 

M, Bakışlarını Gökyüzüne Çeviriyor

M. tereddüt içinde kalmıştı. Bir yandan kendini tanımak, insanlarla zihnini meşgul etmekten kurtulmak konusunda çok istekliydi, bir yandan da ay terapisi konusunda çok bilgisizdi. Ay terapisinin ne olduğunu bilmiyordu ama ay kelimesi onu etkilemişti. İçini bir merak sarmıştı. Kendi kendine tahminler yürütmeye başladı. Ay’ın terapideki rolü neydi? Ay ona terapistlik mi yapacaktı? Ay, terapisti olacaksa iki tane terapistle çalışmış olacaktı. Ay’dan insanlarla ilgili sorunları hakkında ne öğrenebilirdi ki? Ya da kendisiyle ilgili Ay ona ne öğretebilirdi? Şimdiye kadar Ay’la ondan bir şeyler öğrenmek üzerine kurulu bir ilişkisi olmamıştı. Ay aydı. O kadar. Başka türlü zaten ne olabilirdi ki? Gökyüzünde asılı duran bir gezegendi yalnızca o. Geceleri Ay kimi zaman dikkatini çekerdi. Şöyle bir bakardı. Öylesine bir nesne olarak bakışlarını Ay’a çevirirdi. Karanlık gecenin içinde parlak bir nokta gibi dururdu gökyüzünde. Ay’ın başka bir anlamı yoktu onun için.

Dr. Mavi’ye, Ay terapisine geliyorum dedi. Buna nasıl karar verdiğini anlayamamıştı. İçinden bir şey sanki onu dürtmüştü. Bir hafta sonrası için randevulaştılar. M, Dr. Mavi’ye hafta içinde yapması gereken bir şey olup olmadığını sordu. Dr. Mavi yapması gerekenin hafta boyu Ay ile meşgul olmak olduğunu söyledi. Bu M için kolay bir işti.

M ilk gün gecenin sabırsızlıkla gelmesini bekledi. Ay hiç görmediği bir varlık değildi. Ama Ay terapisi uygulanırken Ay’la ilişkisinin hangi boyutta olacağını merak ediyordu. Hayatında hiç akşam olmasını sevmezdi oysa. Karanlık onu tedirgin eder, nesnelerle bir ayrılık yaşadığını hisseder, bu ayrılıktan nefret ederdi. Bildiği, tanıdığı nesneleri göremez olmaya dayanamaz, bu yüzden de eve gelince tüm odaların ışıklarını açık tutardı. Şimdi ise güneşin batmasını bekliyor, geceyi özlüyor, eve gelince odadaki ışıkları kapatıyor ve bakışlarını gökyüzüne dikiyordu.

İnsan bir yere bakmak zorundadır. İnsan bakmadan duramaz. Göz kapaklarını kapatmadıkça insan bakışlarını bir yere diker. Baktığı yer insanın gözbebeklerinden dünyasına sızar. Nesnelere bakmak bir bakış eylemidir. Bir nesneye bakmakla onunla ilişki kurmaya ilk adımımızı atarız.

Bakmanın bir yandan tehlikeli bir tarafı da vardır. İnsan baktığı yeri (açısını) değiştirmeden devamlı bir yere baktığında baktığı objenin çevresi flulaşır, objenin görüntüsü iyice berraklaşır.

Odaklandığı nesne ona iyice aşina olur. Ama bir süre sonra göz kasları yorulur, alın ve şakaklarda bir gerginlik oluşur, insan oraya bakar ama artık aşinalık kazandığından orayı göremez. Göz kırpmanın ya da başka bir açıdan oraya veya başka bir yere bakmanın zamanı gelmiştir. Böylece taze bir bakış edinilebilir. Bu sırrı keşfeden usta film yönetmenleri hareketli kameralar kullanarak bize tek bir nesneyi de gösterse onu farklı farklı açılardan gösterme ustalığını sergilerler.

Uzun süre bir nesneye aynı yerden bakmanın, o nesne ile uzun süre aynı tarz bir ilişki halinde olmanın bir tehlikesi de; insan artık o nesneyi çok iyi bildiğini ve tanıdığını sanmasıdır. Bu kişide o nesne üzerinde bir hâkimiyet duygusu uyandırır. Bu zararlı bir durumdur. Bir yere sürekli bakan kendinden emin olmaya başlar. Bu yüzden insan bir nesneye baktığı yeri zaman zaman değiştirmelidir.

İnsanlar ayaklarıyla yeryüzüne basar, yeryüzünde yürür. Yeryüzünde yaşaması gökyüzüyle ilgisiz olduğu anlamına gelmez. Yeryüzündeki yiyecekleri yer, yeryüzündeki suyu içer. Yeryüzünün suyu gökyüzünden gelir. İnsan yeryüzündeki ağaçların meyvesini toplar. Yeryüzünün meyvesi gökyüzünün güneşiyle pişirilir.

İnsanlar yeryüzündeki insanlarla beraber yaşar. Onlarla ilişki kurar. Bağlantıya geçer. Bağlanır, sever, nefret eder. Yine yeryüzündeki insanlardan kimi gelir ayrılır... Gün gelince de bedeni yeryüzündeki toprağın altına iner. İnsanın yaşamı yeryüzündedir. Ama insanlık, tarihi boyunca gökyüzüyle hep ilgilenmiştir.

İnsan yeryüzünde yaşarken yeryüzünün sıkıntılarını yaşar. Gökyüzü insan için hiç bir zaman bir dert, sıkıntı kaynağı olmamıştır. Örneğin yıldız savaşları diye tarihte bir savaş yoktur. Yıldız savaşları yalnızca hayalî olarak filmlerde konu edilmiştir. Ay’la dünya arasında bir mücadele yoktur. Ne ay dünyaya ne de dünya aya tarihte bir kez bile saldırmamıştır. İnsana gökyüzünden bir sıkıntı gelmemiştir... Gökyüzünden yeryüzüne her zaman iyilik, güzellik, merhamet, ayın parlak ışıkları, güneşin ışığı, ısısı gelmiştir.

Yeryüzündeki insanın başı derde yine yeryüzündeki insanla girmiştir. Yeryüzünde binlerce çeşit sıkıntı vardır. Yeryüzünün çözümlenmesi gereken binlerce sorunu vardır. Yeryüzü sorunlu bir yerdir. İnsan yeryüzüne bakışlarını dikip uzun süre aynı yerden yeryüzüne baktığında içini bir umutsuzluk kaplar. Çünkü yeryüzündeki sorunlara ve kendi sorunlarına uzun süre aynı yerden bakan bir insan sorunların çözümüne ulaşamaz, sonra da çözümsüzlüğüne inanmaya başlar.

İnsan sık sık hem kendine, kendi yaşamına hem de çevresindeki nesnelere baktığı yeri değiştirmelidir. İnsanın kendine bakabileceği bir yer olarak tarihte bir sorun yaşamadığı, bir kötülük görmediği gökyüzü iyi bir seçenektir.

M de yıllarca hem kendine, hem de insan ilişkilerine aynı yerden baka baka bu dünyanın sorunlu bir yer olduğu sonucuna varıp, hayatın çekilmez bir şey olduğunu düşünmeye başlamıştı. Çünkü hem gökyüzüsüz yeryüzüne bakıyor, hem de aynı yerden yeryüzüne—yeryüzündeki nesnelere bakıyor, onlarla ilişki kuruyor, onlara bağlanıyor, onlar tarafından terk ediliyordu.

Dr. M’nin isteği üzerine M bakışlarını gökyüzüne çevirmişti. Bu bir bakış açısı değiştirmesiydi. Artık bakışları yukardaydı. Yeryüzüne baktığında yeryüzü dar bir mekan olarak görünüyordu ona. Gökyüzü ise alabildiğine genişti. Önünde uzayıp giden bir yol gibiydi ve nerde bittiği anlaşılamıyordu.

Yeryüzünde ne kadar karmaşa görünüyorsa gökyüzünde o kadar sükûnet vardı. Saatlerce Ay’ı gözledikçe onun hareketli bir gezegen olduğunu farketmişti. Ay’ın Dünya etrafında döndüğü ilkokulda ilk öğrendiği şeylerden biriydi.

Bakışlarını yeryüzünden gökyüzüne çevirmesinin üçüncü günü internette bir teleskop ilanı görmüştü. Hemen sipariş verdi. Teleskop ertesi gün elindeydi. Evinin balkonuna yerleştirdi. Heyecanlıydı. Kalbi küt küt çarpıyordu. İlk kez Ay’ı çok yakından görecekti. Kendisine şaşıyordu. Zihninin merak ettiği konular bir hafta içinde birden değişmişti. Zihninde çekiştirdiği, tenkit ettiği, davranışlarını kafasına taktığı insanları bir hafta boyu sanki uzay boşluğuna doğru fırlatıp atmıştı. Çevresindeki arkadaşları da şaşırmıştı. Sende bir durgunluk seziyoruz, iyi misin demişlerdi. O da bir keresinde yemekte ay terapisine gidiyorum demiş, arkadaşı anlamadım deyince yok bir şey diye geçiştirmişti.

Bir yıl önce bir teleskop satın alıp aya bakacağını söyleseler inanmazdı. Bunu gereksiz bir romantik davranış olarak bulurdu. O gerçek diye adlandırdığı bir yaşamı tercih ettiğini söylerdi. Onun gerçek diye adlandırdığı dünyada sorunlar vardı, belli şekilde davranması gerekirken başka türlü davranan insanlar vardı. Örneğin kırmızı ışıkta durmayan sürücülere oldum olası sinir olur, öfkelenirdi. Kurallara, kaidelere uymayan bir insan görse elinden gelse uydurmaya çalışır, günlerce bu insanın davranışını düşünür, içinden ona kızardı. Hatta ona zihninde nutuklar bile çekerek onu ıslah etmeye çalışırdı.

M, o anı bir daha unutmadı. Kalbine bir resim çizildi sanki. Kalbine ayın resmi çizilmişti. Ay’ın o kadar narin, huzurlu, kendi halinde, halim selim, durgun, yumuşak bir hali vardı ki! Ay gelmiş ve kalbine konmuştu. Neden kendisi de bu kadar huzurlu, kendi halinde, halim selim, yumuşak olamıyordu?

Ay’ın hareketlerinde bir düzenlilik vardı. Ay’ın yaşamı düzgündü, bir kargaşa gözlenmiyordu. Kendi yaşamı ile Ay’ın yaşamını karşılaştırıyor, kendisinin akıllı ve zeki olmasına, Ay’ın bir aklının, bilincinin olmamasına rağmen nasıl oluyorda Ay bu kadar kendi halinde ve huzurlu olabiliyor, buna şaşıyordu. Ay’ı kıskanmalı mıydı? O kadar kendi halinde idi ki Ay, onu kıskanamıyordu bile. Huzur ona çok yakışıyordu.

Bakışlarını gökyüzüne çevirip içsel dünyasının, zihninin, düşüncelerinin Ay’la meşgul olmasından beri M de bazı değişiklikler olmaya başlayınca bundan Dr. Mavi’ye bahsetmeye karar verdi. Ay terapisi bu mu demekti yoksa. Dr. Mavi zihnini Ay’la meşgul ediyor ve zihninde insanlarla ilgili kurgular, senaryolar, zihninde evirip çevirmelere yer kalmıyordu. Öyle ya. İnsan zihninin de bir kapasitesi vardı belkide. Aynı anda insanın iki şeyi düşünmesi zordu. İnsanlar hakkında zihninde yer alan senaryolar, zihninde yaptığı kavgalar, tahminler, onların kendisiyle ilgili ne düşündüğüne ait kendi düşünceleri birden bir azalma göstermişti. Bir haftadır zihni Ay’la meşgulken insanlarla meşgul olma, onları evirip çevirip değerlendirme ile zihni meşgul olmamıştı. Bu değişikliğin özünde zihninsel meşguliyeti başka bir konuya çevirmek yatıyorsa zihnini Ay’la değil de başka bir şeyle de meşgul edebilirdi. Birden bu yöntem ona basit gibi göründü. Ama işe yaramıştı. Bunu Dr. Mavi ile konuşmalıydı.

İkinci randevu gününü dört gözle bekliyordu. O gün heyecanla Dr. Mavi ile buluşmaya gitti. Ona bir hafta boyu yaşadıklarını ayrıntıyla anlattı. Zihnim dedi bu hafta arı kovanı gibi değil. Düşünceler uçuşmuyor artık zihnimde. Kafama takılan, zihnimde uğraşıp durduğum insanlar zihnimi terkedip gittiler dedi. Belki de aya gittiler. Ya da kanatlanıp gökyüzüne uçtular.

Dr. Mavi zihnindeki insanlar gökyüzüne gitti ise durumumuz fena dedi. Gökyüzü karışacak desene! Dr. Mavi bu gelişmeden memnuniyetini belirtti. Ancak burada kalmamalı diye ekledi. Yaşadıklarından daha başka sonuçlar çıkarabileceğini, daha derinlere inip kendini tanımaya doğru yol alabileceğini söyledi.

Peki bunlar nedir diye sordu hemen. Dr. Mavi içinden gülümsedi. Ondaki heyacanı görmüştü.

M sana önemli bir soru sormak istiyorum deyince M nefesini tuttu. Soruyu kaçırmak istemiyor, tam olarak soruyu anlamak istiyordu.

Dr. Mavi M’ye şunu sordu: Şu ana kadar ayla hiç aran bozuldu mu, onunla hiç sürtüştün mü, onunla bir anlaşmazlığın oldu mu?

(Gelecek sayı devam edecek)