TR EN

Dil Seçin

Ara

Yeniden Dirilişler / Birinci Bölüm: Türü Tükenen Canlılar Yeniden Hayata Döndürülebilir mi?

Yeniden Dirilişler / Birinci Bölüm: Türü Tükenen Canlılar Yeniden Hayata Döndürülebilir mi?

Ölüm var… Her dakika, her yerde etrafımızı saran, istisnası olmayan ölüm… Bir de daha büyük, daha sarsıcı bir ölüm var: Bir türün ölmesi. Daha kıyamet kopmadan her bireyinin ölüp, dünya yüzünden soyunun tamamen silinmesi…

Biyosfer, yeryüzünde yaşamı destekleyen tüm kara, su ve atmosfer katmanlarını kapsayan bölgedir. İnsanlık binlerce yıldır biyosfer üzerinde orantısız ve çoğunlukla da olumsuz bir etki yapıyor. 1970’ten bu yana, dünya üzerindeki yaban hayatı popülasyonunun neredeyse p’i insan etkisiyle yok oldu.1 Yaklaşık 15.000 tür ise, soyunun tükenmesi tehlikesi ile karşı karşıya.2 Tam olarak kaç tür yaratıldığı da bilinmiyor. Yani, daha ne olduğunu tespit edemeden dünya yüzünden silinenler de var.

Bütün bunlar olurken, tiyatro sahnesinden sessizce çekilen, bir daha da ortaya çıkmayan oyuncuların, pek çok seyircinin dikkatini çekmediği gibi, insanlar da bu ölümlerin farkında bile olmadılar, ya da sonuçlarının nereye varacağı hakkında bir fikirleri olmadığı için umursamadılar.

 

Bir Adama Bir Kuş Verin, O Gün Karnını Doyurursunuz. Bir Adama Kuşu Avlamayı Öğretin, Gidip Soyunu Tüketsin

1914 yılında, Cincinnati Hayvanat Bahçesi’nde Martha’nın ölümü, türlerin yok olması noktasında bir farkındalığı başlattı. Martha ataları altı milyon yıldır Kuzey Amerika’da yaşamış, son yolcu güvercini idi. Yolcu güvercini bir zamanlar dünyanın en bol kuşuydu. Devasa sürüleri birlikte hareket ederken yerde kilometrelerce ve saatlerce uzun gölgeler yaparlardı. Ekosistem için çok önemli bir türdü. Mississippi’den Atlantik’e, Kanada’dan Meksika Körfezi’ne kadar Kuzey Amerika ormanlarında biyolojik çeşitliliğin artmasında hayati bir rol oynardı. Sürüler halinde hareket eden bu kuşlar, adeta insan eli karışmayan orman yangınları gibi davranıyordu—yıkıcı ama aynı zamanda yenileyici.

Ormana bir hortum gibi dalar, ağaçların yapraklarını silip süpürür, ormanın üst örtüsünü yerle bir ederlerdi. Bu tahribat, güneş ışığının orman zeminine ulaşmasını sağlar ve orada daha çeşitli bitki türlerinin yeşermesine fırsat verirdi. Ağaç tepelerindeki bu bozulma, bir domino etkisi yapar; böceklerden sürüngenlere, geyiklerden şahinlere kadar birçok canlı için yeni yaşam alanları meydana gelirdi. Özetle, göçmen güvercinler, Amerika ormanlarının sağlığı ve devamlılığı için vazgeçilmez bir parçaydı. Ama birkaç on yıl içinde beş milyar bireyden sıfıra düştü. Peki ne oldu?

Öyle yoğun sürüler halinde yere iniyorlardı ki, yüzlerce avcı on binlercesini kolayca yakalayıp öldürebiliyordu. Amerika’nın en ucuz protein kaynağıydı. Bu küçük kuşun eti, ton hesabı ile satılırdı. Yüzyılın sonunda geriye sadece müze koleksiyonlarındaki güzel tüyleri kaldı.3-7

Resim 1: Yolcu Güvercini8

Fakat bu trajediden bir ders çıktı: Aynı kaderi paylaşmak üzere olan hayvanlar tespit edilip, tedbirler alınmaya başlandı. Yolcu güvercinler sayesinde, Amerikan bizonu, türünün tükenmesi eşiğinden döndürüldü.

1987 yılında Kaliforniya akbabası, yalnızca 22 bireyle tükenmenin eşiğine geldi. Vahşi doğadaki son bireyler toplanarak San Diego ve Los Angeles hayvanat bahçelerinde kontrollü üreme programlarına alındı. Bu sayede, 2025 itibarıyla toplam nüfus 560’ı aştı ve 340’tan fazlası yeniden doğaya kazandırıldı.9

Resim 2: Kaliforniya akbabası10

1981 yılında Orta Afrika’daki dağ gorili nüfusu yalnızca 254 bireye düşmüştü. Yoğun koruma çabaları ve sürdürülebilir ekoturizm sayesinde, 2018 itibarıyla sayıları 1000’i aşmış durumdaydı. Nüfusları yıllık ortalama %2-3 oranında artıyor.11-12

Ama birçok tür kurtarılamadı… Tüyleri için avlanan, bahçeleri renklendiren Karolina papağanı, çok sevilen ve korunmaya çalışılan funda tavuğu, Avrupa yaban öküzü, pirene keçisi, tamamen bitti. Bunların bazıları, hayvanat bahçelerinde son nefesini verdi. Geriye doğada kendilerine ayrılmış vazifenin boşluğu, ve bir kısmından kısa bir film kaydı kaldı.

Resim 3: Karolina papağanı13

Resim 4: Funda tavuğu14

 

Peki ya bu türleri geri getirme imkânımız olsa? Müze örneklerinden elde edilen DNA’lar kullanılarak, 200.000 yıllık fosillerden dahi türler canlandırılabilse?

Jurassic Park’ın tamamen bir hayal olmadığını söylesem ne dersiniz? Gelecekte, yalnızca kitaplarda ya da müzelerde gördüğümüz bazı hayvanlarla gerçekten karşılaşmamız mümkün olabilir. Dodo kuşları, yünlü mamutlar, Tazmanya kaplanları... Şu an bilim insanları bu türleri yeniden hayata döndürmek için çalışıyor. Yeni DNA teknolojileri ve hücre bilimindeki ilerlemelerle bu artık sadece bir ihtimal değil, yavaş yavaş ortaya çıkan bir gerçeklik.

 

Eğer yolcu güvercinlerini geri getirsek, doğa bu döngüye yeniden girebilir mi?

Bunu öğrenmek için önce bilim insanlarının o türe ait DNA’yı yeniden oluşturması gerekiyor. Dünyanın dört bir yanındaki müzelerde, soyu tükenmiş hayvanlardan alınmış ve korunmuş DNA örnekleri bulunuyor. İşte “yeniden dirilişin” ilk adımı burada başlıyor.

Araştırmalara göre, soğuk ve kuru ortamda korunan DNA’nın yarılanma süresi yaklaşık 500 yıldır. Ancak bu süre, çevresel koşullara bağlı olarak büyük farklılıklar gösterir.15 Eğer soğukta korunmuşsa, binlerce yıl dayanabilir. Örneğin, Sibirya’da donmuş halde bulunan 1,2 milyon yıllık bir mamut dişinden alınan DNA’nın dizilimi yapıldı.16 Çok eski dönemlerden kalma DNA molekülleri oldukça parçalanmış durumda olsa da, modern tekniklerle genom tamamlanmaya veya tamamına en yakın hale getirilmeye çalışılıyor.17

San Diego’daki donmuş hayvanat bahçesi, 1000’den fazla türün genetik materyalini saklıyor. Bu dokular -320°F derecede dondurulduğundan, hücreler ve DNA büyük ölçüde korunuyor.18

Jurassic Park’ta anlatıldığı gibi, kehribar içinde korunmuş sivrisineklerden dinozor DNA’sı elde edip bu türleri yeniden canlandırmak günümüz teknolojisiyle mümkün değil. Kehribar, her ne kadar fiziksel kalıntıları koruyabilse de, DNA’yı uzun vadede muhafaza etmekte yetersiz. Zamanla gözenekli yapısı sayesinde su, hava ve mikroorganizmalar içeri sızabilir; bu da DNA’nın parçalanmasına neden olur. Bu nedenle, dinozorlar gibi milyonlarca yıl önce yok olmuş türlerin genetik olarak geri getirilmesi şimdilik imkânsız. Ama göçmen güvercin gibi 20. yüzyılda yok olmuş bir tür için şans hâlâ var.

Hayatı irade eden ve veren Allah. Elbette ki, bilim insanları bir araya gelip, soyu tükenmiş bir canlıyı yaratmıyorlar. Bir taraftan DNA’nın girdiği, öbür taraftan bir canlının çıktığı bir makine de icad etmediler. Sebepler bir araya getirilip, farklı teknikler, ve genetik açıdan türü tükenen canlıya en yakın olan canlılar ile projeler devam ediyor. Örneğin yolcu güvercini için bu canlı, bant kuyruklu yaban güvercini. Bu kuşun DNA’sı, yolcu güvercinine oldukça benziyor. Bilim insanları, bu güvercine, göçmen güvercine ait genleri ekleyerek bir hibrit kuş üretmeyi hedefliyorlar. Yolcu güvercininin 1,3 milyar baz çifti var ve bugün tek tek baz çiftlerini değiştirmek, büyük ölçüde mümkün. Bu, bir nevi sentetik melezleme. Yani soyu tükenmiş bir türün DNA’sı, yaşayan en yakın akrabasıyla harmanlanıyor. Böylece hem şu günün şartları altında hayatta kalabilecek hem de eski türün ekolojik görevini kısmen yerine getirebilecek bireylerin dünyaya gelmesi hedefleniyor.

Yolcu güvercinleri ile ilgili, DNA dizileme, genetik mühendislik, kök hücreler, taşıyıcı canlılar gibi metotların tamamı uygulanıyor. Başarılı olunduğunu ve ilk yolcu güvercininin dünyaya geldiğini farz edelim. Fiziksel özellikleri açısından tamamen aynı kuş dünyaya gelse, çoğu özellikleri genlerine kodlanmış olsa, sevk-i ilahi ile hareket etse dahi bu kuşlar sürü halinde, birlikte hareket eden kuşlar. Bu sosyal davranışları kazanmalarına yardımcı olacak, yuvalama alanlarını gösterecek posta güvercinlerinden yararlanılması düşünülüyor.

İspanya’da yaşayan son Pirene keçisi Celia, yakalanarak kulak dokusu örneği alındı ve sıvı azotla donduruldu. Ardından tekrar doğaya bırakıldı, ancak kısa süre sonra yıkılan bir ağacın altında ölü bulundu. Pirene keçisinin artık soyu tükenmişti. Fakat, Celia’dan alınan DNA kullanılarak bir keçi klonlandı ve tarihte ilk kez yok olmuş bir tür yeniden hayata döndürüldü. Ne yazık ki, bu klon doğumdan sadece 7 dakika sonra solunum sorunları nedeniyle hayatını kaybetti.19

Resim 5: Pirene keçisi20

Nadir bir hayvan olan yabani Malezya sığırı, aynı yöntemle, bir inek tarafından doğuruldu ve hâlâ hayatta.

 

Üzerinde çalışılan diğer iki önemli proje ise Tazmanya kaplanı ve Lazarus projeleri

Tazmanya kaplanını biz insanlar yok ettik. Acımasızca öldürüldü. Kendisine ait eşsiz birer familyayı temsil ediyordu. Onunla birlikte, yalnızca bir türü değil, genetik olarak tüm bir soy çizgisini kaybettik. Dünya genom haritasından büyük bir parça silinip gitti.

Tazmanya Kaplanı çoğu insana bir köpeği ya da çizgileri nedeniyle bir kaplanı hatırlatsa da, aslında tıpkı kanguru ya da koala gibi keseli bir canlıydı. 25 milyon yıllık bir geçmişi vardı.

Resim 6: Tazmanya kaplanı21

Beşten fazla farklı türü olan Tazmanya kaplanının vatanı Avustralya idi. Zamanla iklim değişti, ormanlar azaldı ve tür sayısı düştü ve sonunda sadece tek tür kaldı. Adaya insanlar geldikten sonra, dingo denilen bir köpek türü getirdiler.

Dingolar, Tazmanya Kaplanı ile aynı yaşam alanını paylaşıyor, aynı besin kaynaklarını tüketiyordu. Fakat dingolar evcil hayvan olarak da tutuldukları için daha avantajlıydılar. Sonunda Tazmanya kaplanı anakara Avustralya’dan silindi, sadece Tazmanya’da kaldı.

1788’de Avrupalılar, Avustralya’ya gelirken koyunlarını da getirdiler. Halk koyunlarının yenmesinden korkunca devlet bu hayvanı öldürmek için ödül koydu ve Tazmanya kaplanını öldürmek bir spor haline geldi. Son Tazmanya kaplanı Benjamin hayvanat bahçesinde, gece sığınağa alınmadığı için soğuktan donarak kafeste öldü. Bu ihmal yetmiyormuş gibi, cesedi de çöpe atıldı.22-23

90’larda bir müzede kavanoz içinde korunmuş bir yavrudan, 110 yıl sonra DNA elde edildi. Bu DNA ile, Tazmanya kaplanına genetik olarak yakın olan Tazmanya canavarının potansiyel taşıyıcı olarak kullanılması planlanıyor.

Bu tip işlemlerde önemli bir bariyer iki canlı arasındaki boyut farkı. Tazmanya canavarı, Tazmanya kaplanının yaklaşık yarısı kadar. Fakat bu canlılar keseli hayvan olduğu için yavruları çok küçük doğuyor ve gelişiminin geri kalanını kese içinde tamamlıyor. Tazmanya canavarı bebeğinin çok büyük olmasından ziyade büyük bir ihtimalle çok çirkin bir Tazmanya canavarı olduğunu düşünecek ve belki biraz yardımla onu büyütecek.

Lazarus projesi ilginç bir kurbağa ile ilgili. Bu canlı ise, muhtemelen, dünya genelinde hızla yayılan, ölümcül bir mantar türü sebebiyle tükendi. Ama ne yazık ki bu mantarı da yine insanlar yaydı.24

Normal kurbağalar yumurtalarını suya bırakır ve giderler. Bu kurbağa döllenmiş yumurtalarını yutuyor, fakat sindirmiyor, midesini adeta bir rahme çeviriyordu. Yumurtalar midede kurbağa yavrularına dönüşünce, büyüyüp neredeyse annenin bedenini parçalayacak hale geliyordu. Ve sonra… kurbağa öksürür gibi yapıyor ve içinden bir avuç minik kurbağa çıkıyordu. Bunu gören biyologlar adeta nutku tutulmuş haldeydi. Vücuttaki bir organı başka bir organa dönüştürme yeteneği, hayvanlar âleminde daha önce hiç görülmemişti. Tıp dünyası da bu keşfe büyük ilgi gösterdi. Eğer bu kurbağanın mide kontrolünün altındaki mekanizma anlaşılabilirse, belki insanlar için de reflü, ve diğer mide hastalıklarında bir devrim olabilecekti. Ama tam heyecan verici bir hâl almışken hepsi öldü.

Bilim insanları en son laboratuvarda bulunan bu kurbağalardan, doku örnekleri saklamışlardı. 40 yıl sonra, mikroskop altında bunları incelediklerinde hücre zarlarının sağlam olduğunu gördüler. Bunun üzerine somatik hücre çekirdek naklini denemeye karar verdiler. Bu klonlama benzeri bir işlemdi. Canlı bir kurbağa türünün yumurtasından çekirdeği çıkartıp, yerine, nesli tükenmiş olan kurbağanın dondurulmuş dokusundan alınan çekirdeği yerleştiriyorlardı. Fakat bu klonlanan koyun Dolly ile yapılandan kat kat daha zor bir işti.25 Çünkü burada ölü bir türün çekirdeği, başka bir canlı türün yumurtasına konuluyordu. Yüzlerce kez denedikten sonra bir gün ilk kez bir yumurtanın bölünmeye başladığını, ve sonunda erken evre embriyoların oluştuğunu gördüler.26

DNA testleri bu hücrelerin gerçekten de o yok olmuş kurbağaya ait genetik materyal taşıdığını doğruladı. Henüz elde ne bir iribaş, ne de bir kurbağa var ama bu, nesli tükenmiş bir türü geri getirmenin yolunda büyük bir adım.

…

Tüm bu gelişmeler önemli etik soruları gündeme getiriyor. Bunları yapabiliyor olmamız yapmamız gerektiği anlamına gelir mi? Eğer bir türü yok edenin açıkça biz olduğumuz ortadaysa, bu ahlaki bir sorumluluk veya bir zorunluluk mu?

Doğayı kurtarmak için tükettiklerimizi geri getirmek istiyoruz. Peki ya bu yeni tür, mevcut ekosistemlere zarar verirse? Ya başka canlıların yok olmasına yol açarsa? İnsanlık zaten defalarca yabancı türleri yeni yerlere taşıyıp doğayı altüst etti. Bu da benzer bir hata olabilir mi?

Gezegenimizin durumu ciddi ve büyük çözümler gerektiriyor. Fakat, geri getirdiğimiz her tür, doğar doğmaz nesli tehlike altına giren bir tür olacak. Koruma, alan, kaynak, politika gerektirecek. Bu kaynaklar hâlihazırda tehdit altında olan türler için kullanılamaz mı?

Sadece yok olan hayvanları geri getirmek, tek başına bir çare olamaz. Örneğin, bir gölün kirliliğinden dolayı soyu tükenen bir kaplumbağa türünü tekrar ortamına koysak, pislikten dolayı yine ölür. Önce çevremizi de olabildiğince eski haline geri çevirmeliyiz.

Bu süreci en etik ve sorumlu şekilde yürütmemiz gerekiyor. Eğer bunu başarabilirsek, gelecek gerçekten umut verici olabilir. Sanırım, insanın kâinatın halifesi olduğu, ve bunun sorumluluğunun ne kadar ağır olduğu gerçeği, hiçbir zaman son 200 yıldır olduğu kadar bariz görünmemişti…

 

Kaynaklar:

1. https://livingplanet.panda.org/en-US/

2. https://naturalhistory.si.edu/education/teaching-resources/paleontology/extinction-over-time

3. https://www.smithsonianmag.com/smithsonian-institution/martha-the-worlds-last-passenger-pigeon-67196038/

4. https://www.smithsonianmag.com/smithsonian-institution/100-years-after-death-martha-last-passenger-pigeon-still-resonates-180952445/

5. https://www.si.edu/spotlight/passenger-pigeon

6. Roberts DL, Jarić I, Solow AR. On the functional extinction of the Passenger Pigeon. Conserv Biol. 2017 Oct;31(5):1192-1195. doi: 10.1111/cobi.12914. Epub 2017 Jun 6. PMID: 28233409.

7. Bucher, Enrique. (1992). The Causes of Extinction of the Passenger Pigeon. Current Ornithology. 9. 1-36.

8. https://www.flickr.com/photos/jsjgeology/15375414390/in/photostream/

9. https://www.fws.gov/species/california-condor-gymnogyps-californianus

10. https://garystockbridge617.getarchive.net/amp/media/california-condor2-dd1fb3

11. Robbins MM, Gray M, Fawcett KA, Nutter FB, Uwingeli P, Mburanumwe I, Kagoda E, Basabose A, Stoinski TS, Cranfield MR, Byamukama J, Spelman LH, Robbins AM. Extreme conservation leads to recovery of the Virunga mountain gorillas. PLoS One. 2011;6(6):e19788. doi: 10.1371/journal.pone.0019788. Epub 2011 Jun 8. PMID: 21687709; PMCID: PMC3110611.

12. https://www.worldwildlife.org/species/mountain-gorilla

13. https://animalia.bio/carolina-parakeet

14. https://animalia.bio/attwaters-prairie-chicken

15. Allentoft ME, Collins M, Harker D, Haile J, Oskam CL, Hale ML, Campos PF, Samaniego JA, Gilbert MT, Willerslev E, Zhang G, Scofield RP, Holdaway RN, Bunce M. The half-life of DNA in bone: measuring decay kinetics in 158 dated fossils. Proc Biol Sci. 2012 Dec 7;279(1748):4724-33. doi: 10.1098/rspb.2012.1745. Epub 2012 Oct 10. PMID: 23055061; PMCID: PMC3497090.

16. van der Valk T, Pečnerová P, Díez-Del-Molino D, Bergström A, Oppenheimer J, Hartmann S, Xenikoudakis G, Thomas JA, Dehasque M, Sağlıcan E, Fidan FR, Barnes I, Liu S, Somel M, Heintzman PD, Nikolskiy P, Shapiro B, Skoglund P, Hofreiter M, Lister AM, Götherström A, Dalén L. Million-year-old DNA sheds light on the genomic history of mammoths. Nature. 2021 Mar;591(7849):265-269. doi: 10.1038/s41586-021-03224-9. Epub 2021 Feb 17. PMID: 33597750; PMCID: PMC7116897.

17. Pääbo S. Ancient DNA: extraction, characterization, molecular cloning, and enzymatic amplification. Proc Natl Acad Sci U S A. 1989 Mar;86(6):1939-43. doi: 10.1073/pnas.86.6.1939. PMID: 2928314; PMCID: PMC286820.

18. https://sandiegozoowildlifealliance.org/frozen-zoo

19. https://www.forbes.com/sites/kionasmith/2021/01/23/the-species-that-went-extinct-twice/

20. https://animalia.bio/es/nubian-ibex#google_vignette

21. https://picryl.com/media/colored-crop-tasmanian-tiger-77a55d

22. https://nre.tas.gov.au/wildlife-management/fauna-of-tasmania/mammals/carnivorous-marsupials-and-bandicoots/tasmanian-tiger

23. https://australian.museum/learn/australia-over-time/extinct-animals/the-thylacine/

24. Fisher MC, Henk DA, Briggs CJ, Brownstein JS, Madoff LC, McCraw SL, Gurr SJ. Emerging fungal threats to animal, plant and ecosystem health. Nature. 2012 Apr 11;484(7393):186-94. doi: 10.1038/nature10947. PMID: 22498624; PMCID: PMC3821985.

25. Lagutina I, Fulka H, Lazzari G, Galli C. Interspecies somatic cell nuclear transfer: advancements and problems. Cell Reprogram. 2013 Oct;15(5):374-84. doi: 10.1089/cell.2013.0036. Epub 2013 Sep 13. PMID: 24033141; PMCID: PMC3787369.

26. University of New South Wales. “Scientists produce cloned embryos of extinct frog.” ScienceDaily. ScienceDaily, 15 March 2013. .