TR EN

Dil Seçin

Ara

Kişilik Parçalanması

İnsan fiziği ve ruhuyla bir bütündür. Kişilikteki bu maddî ve manevî bütünlük, günümüzde acaba korunabilmiş midir? Açık ifade etmek gerekirse, insan kimliğini meydana getiren ve “vücudumuzda iskân edilmiş” bulunan akıl, kalb, ruh, nefis, hayal gibi duygularımız hep aynı hedefe odaklanmış mıdır?

Günümüz insanının en önemli bir problemi, kişiliğinde bulunması gereken bütünlüğü sağlamasıdır. Kişilikteki parçalanma çağdaş medeniyetin insan hayatına akseden olumsuz görüntülerinden birisi, belki başta gelenidir. Çağdaş uygarlık anlayışının insana özendirdiği sınırsız özgürlük içinde zevke ve keyfe dayalı yaşama tarzı, “insanın aklını ruhunu dağıtıp”, insanı âdeta “serseri etmiştir.” Kişinin kendisine karşı sorumluluklarını yerine getirmede ihmallerini ifade eden bu başıboşluk, manevî ve fizikî sahada sorunlarını beraberinde getiriyor. Günümüz insanının her türlü sıkıntısının, kişilikteki parçalanmadan kaynaklandığı kolaylıkla söylenebilir.

Akıl ve vicdan, sonsuzluğu ister. Nefis ve heveslerimiz ise fani değerlere bağlanma zaafıyla malûldür. İki arada bir derede kalan insan kimliği, karşı karşıya kaldığı tereddüt ve kararsızlık sebebiyle günümüzün problemli, hatta bunalımlı insan tipini yaşıyor. Bu durum, kişiliğimizde maddî ve manevî yönlerimizle tevhid sağlamaya muhtaç olduğumuzu gösteriyor. Denilebilir ki, dünyevî hayatımızın huzuru için bile “tevhidçi” bir yaklaşım içinde olmamız gereği var.

Batılı yaşama anlayışının etkili olduğu günümüz insanında tevhidçi yaklaşımın kaybolması, kişisel ve toplumsal buhranların sebebi ve kaynağı olarak karşımıza çıkıyor. Bu sonucun görülmesinde en büyük sebep, Prens Charles’ın ifadesiyle, “Kutsalın hayattan dışlanmış olmasıdır.”

Aklı gelecek kaygısında, ruhu sonsuzluk arayışında, heva ve hevesi günlük zevklerin peşinde, birbirinden çok farklı yönlere çekiştirilen günümüz insanı, gerçekten tam bir parçalanmışlığın perişanlığı içindedir. Bu bölünmüşlük kişinin fiziksel ve psişik hayatı üzerinde büyük tahribat yapıyor. Kişinin uğradığı hayal kırıklığı, gelecek kaygısı ve ümitsizlik insanı daha da içine kapanık hale getiriyor. Bu hâl o nisbette ben merkezli bir kişiliği ve egoizmi besliyor. Bu durumdaki bir insan sosyal sorumluluk duygusunu kaybediyor. Hem kendisi, hem de toplum hayatı için âdeta amacını yitiriyor. Dayanışma, yardımlaşma ve sevgi gibi kavramlar bu durumdaki kişiler için fantezi kavramlar haline geliyor. Neticede kendisiyle barışık olmayan, fakat her şeye rağmen kendi hayatını yaşayan, yığın içinde yalnızlaşmış insanlar toplumu ortaya çıkıyor.

Kalabalık içinde yalnızlığı yaşayan bu insanları, sıkıntılarından kısa bir süre de olsa uzaklaştıracak ve geçici olarak rahatlatacak palyatif çareler aranıyor. Modernite olarak da nitelendirilen batılı yaşama tarzı, insanları karşı karşıya bulundukları boşluk ve buhran ortamından bazı toplumsal aktivitelerle uzaklaştırmaya çalışıyor. Bir konserden tutunuz, onlarca insanın hayatını kaybettiği faşing organizasyonlarına kadar düzenlenen bu aktivitelerden alınmak istenen sonuç, insanın sıkıntılarını birkaç saatliğine veya birkaç günlüğüne unutma veya unutturma beklentisidir. Hatta centilmence ve medenîce bir yarışın konusu olması gereken spor organizasyonları bile çoğu zaman amacından sapıyor ve kişilik arazlarının toplumsal boyutlarda kendisini gösterdiği arenalar haline geliyor. Bütün bu olayların arka planına biraz eğildiğimiz zaman iflahı zor bir amaç bunalımı gerçeği karşımıza çıkacaktır. Kısaca insanlar kendi gerçekleriyle karşı karşıya getirilmek istenmiyor. “Medeniyet fantezileri” araya sokularak kişinin kendisine dönmesi engelleniyor... Halbuki “en büyük musibet nefsin unutulmasıdır”. Günümüz insanı bu gerçeğin farkında değildir. Yaratıcıya yönelmesi gereken sevginin yanlış ve “fani mahbuplara” yöneltilmesi günümüz insanının en büyük handikapıdır.

Çağımızda insan kimliğini çevreleyen problemler, görmezden gelinemeyecek kadar ciddi boyutlardadır. Hayatını keyif ve lezzet içinde geçirmek isteyen günümüz insanının en büyük lezzet ve saadeti ise, “iman dairesindedir”. Ferdin, kainattaki seçkin yerini, konumunu koruması, yaratıcısıyla kuracağı iman bağı ile mümkündür. Gerçekten yaratıcının önümüze koyduğu “helâl dairesi geniştir.” Ve “her türlü keyfe kafidir.” Bunun içindir ki, akıl, kalp, ruh gibi insanî duygulara farklı hedefler göstererek ve insan kişiliğini parçalayarak onu tanınmaz hale getiren modernitenin kendisini ciddi bir rehabiliteye alması, öncelikli gündemlerimizin başında geliyor.