117 Yazı Prof. Dr. Alaaddin Başar

Yazar Profili »

Manevî Güzellikler

Temmuz 2017, 487 662 Görüntülenme Eklenme Tarih: 30 Nisan 2019 16:14 Prof. Dr. Alaaddin Başar

 

Cemâl ve hüsün… Her ikisi de “güzellik” demektir ve çoğu kez birbirinin yerine kullanılırlar. Ancak, cemâl kelimesi genellikle sima güzelliği için; hüsün ise ahlâk ve maneviyat güzelliği için kullanılır. Mesela hüsn-ü ahlâk deriz de, cemâl-i ahlâk demeyiz.

Öte yandan Kur’ân-ı Kerîm’de, İlâhî isimler için Esmâ-i Hüsna tabiri kullanılır. Bu isimlerin hepsi de cemildir.

Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi Cemîl, yani “güzel”dir. O’nun mukaddes Zâtı mahlukata benzemediği gibi, güzelliği de mahlukatın güzelliğine benzemez ve idrak edilmez.

Maddeden münezzeh olan Allah’ın Zâtının güzelliği gibi, sıfatlarının, isimlerinin güzellikleri de manevî güzellik kavramıyla ifade edilir.

İlahi isimlerden ve fiillerden bir örnek verelim:

İhya, İlâhî bir fiildir ve bu fiilin icra edilmesiyle Muhyi yani ‘hayat verici’ ismi tecelli eder. Ancak, bu ismin güzelliği hiçbir canlının hayatının güzelliğine benzemez.

İnsanların sanatlarındaki güzellikler de öyle değil mi? Sinan’ın mimarlık sanatı ve mimar ismi güzel ve mükemmeldirler. Ama, ondaki mimarlık sanatının güzelliği, ne yaptığı camilerin güzelliğine benzer, ne de köprülerin ve hamamların güzelliğine…

Manevî güzellikler ancak tezahürlerle bilinebilir. Meselâ, sehavet, yani cömertlik güzel bir sıfattır ve manevîdir. Muhtaçlara yardım edilmesi bu sıfatın bir tezahürüdür. Biz o yedirilip içirilen ve bütün ihtiyaçları görülen fakirlere bakarız da onlara bu yardımda bulunan zâtın sehavetini görürüz. Yani, o manevî güzellik bu maddî elbiselerde ve yiyeceklerde kendini gösterir.

Bir milyonu aşkın bitki ve yine bir milyonu aşkın hayvan türü olduğundan söz ediliyor. Bunların da birçok cinsleri var. Hurma bir türdür, yetmişten fazla cinsi olduğu söyleniyor. Bu cinslerin fertlerini ise saymak mümkün değil. İşte, hayvan olsun bitki olsun, bu kadar çok muhtacı her gün rızıklandırmak sonsuz bir rahmet ve sehavetten haber verirler. Bu ise bir cemâl-i manevîdir, bir hüsn-ü mahfîdir, yani gizli bir güzelliktir.

Bütün canlılarda kendini gösteren rahmet ve sehaveti, bir de zaman boyutunda ele alalım. Bu kadar varlıklar, tâ ilk atalarının yaratıldığı günden beri rızıklanıyorlar, bütün ihtiyaçları en mükemmel şekilde görülüyor. Meselâ, her birine ikişer göz takılıyor, ikisi de mükemmel. Ayakları, kanatları mükemmel. Sindirim ve solunum sistemleri mükemmel. Ciğerleri, mideleri mükemmel. Bunların her biri hem en büyük bir ihsan, hem de en antika bir sanat ve taklidi mümkün olmayan birer mucizedirler.

Her akıl şüphesiz tasdik eder ki, kıyamet kopmasa bu sehavet ebediyen devam eder, bu antika sanatların da sonu gelmez. Yani “sonsuz bir sehaveti, sonsuz hazineleri, sonsuz antika sanatları” her akıl kabul eder. Bunlar ise sonsuz bir kemâlden ve yine sonsuz bir rahmetten haber verirler.

Haşirle yeniden diriltilip mahşer, mîzan ve sırat safhalarından geçecek insanlar ise sonsuz değil, sınırlıdırlar, sayısız değil mahdutturlar. Üstteki örnekte sonsuza rahatlıkla “evet” diyen akılların, bu sayılı fertlerin yeni bir hayata kavuşmalarını da rahatlıkla kabullenmeleri gerekir.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Kalp Aynanız Nasıl? / Nefisle Boyanmak

İnsanların Allah’ı tanımada en yakın delilleri, içinde yaşadıkları kâinattır. Kâinat kitabını okumada ve doğru değerlendirmede ise en büyük ve yegâne rehber Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bediüzzaman hazretleri bu İlâhî Ferman için “şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi” ifadesini kullanır.

Devamı »

İnsan, Hayatının Sahibi mi? / Nefsin Yanlış Kıyası

Biz “Benim kolum” sözünü, “Bu kolu kullanmaya benim ruhum yetkili kılınmış” manasında söyleriz. Hiç kimse, kendi kolunu kendisinin yaptığını iddia etmez. Aksi halde, her şeyi bu ters mantıkla değerlendirmesi gerekecek ve “ağacın dalı” derken dalı ağacın yaptığına inanması icap edecektir.

Devamı »

Şerlerin ve Çirkinliklerin Kaynağı Nedir? / Şerlerin Esası

Mesela: Bir aynayı şuurlu kabul edelim. Işığa kavuşmaya hayır, karanlıkta kalmaya şer diyelim. Bu ayna, iradesini doğru kullanarak güneşe yüzünü döndüğünde aydınlanır ve ısınır, ama bunların meydana gelmesinde onun hissesi çok azdır. Yaptığı tek şey “vereni kabul etmek” mânâsında güneşin ışığını almayı kabul etmektir. Bu ayna güneşe sırtını çevirdiğinde ise karanlıkta kalır, ışıktan mahrum kalma bir ademdir ve o ayna bu ademin, bu şerrin faili olur. İnsanın işlediği bütün hayırlar da kalbini ve

Devamı »

Benlik Duygumuzu Kullanarak Allah'ın Mutlak Sıfatlarını Nasıl Biliriz?

“…Mutlak ve muhit bir şeyin hududu ve nihayeti olmadığı için, ona bir şekil verilmez; ve üstüne bir suret ve bir taayyün vermek için hükmedilmez, mahiyeti ne olduğu anlaşılmaz.” (Bediüzzaman, Sözler) Bu ifade, “Niçin Cenâb-ı Hakk’ın sıfât ve esmâsının marifeti enaniyete bağlıdır?” sorusunun cevabında yer alır.

Devamı »