48 Yazı Prof. Dr. Alaaddin Başar

Yazar Profili »

Manevî Güzellikler

Temmuz 2017, 487 103 Görüntülenme Eklenme Tarih: 30 Nisan 2019 16:14 Prof. Dr. Alaaddin Başar

 

“Bütün maddî güzellikler, kendi hakikatlerinin ve mânâlarının mânevî güzelliklerinden ileri geliyor. Ve hakikatleri ise, esmâ-i İlâhiyeden feyz alırlar ve onların bir nevi gölgeleridir.” (Bediüzzaman, Şuâlar)

 

Cemâl ve hüsün… Her ikisi de “güzellik” demektir ve çoğu kez birbirinin yerine kullanılırlar. Ancak, cemâl kelimesi genellikle sima güzelliği için; hüsün ise ahlâk ve maneviyat güzelliği için kullanılır. Mesela hüsn-ü ahlâk deriz de, cemâl-i ahlâk demeyiz.

Öte yandan Kur’ân-ı Kerîm’de, İlâhî isimler için Esmâ-i Hüsna tabiri kullanılır. Bu isimlerin hepsi de cemildir.

Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi Cemîl, yani “güzel”dir. O’nun mukaddes Zâtı mahlukata benzemediği gibi, güzelliği de mahlukatın güzelliğine benzemez ve idrak edilmez.

Maddeden münezzeh olan Allah’ın Zâtının güzelliği gibi, sıfatlarının, isimlerinin güzellikleri de manevî güzellik kavramıyla ifade edilir.

İlahi isimlerden ve fiillerden bir örnek verelim:

İhya, İlâhî bir fiildir ve bu fiilin icra edilmesiyle Muhyi yani ‘hayat verici’ ismi tecelli eder. Ancak, bu ismin güzelliği hiçbir canlının hayatının güzelliğine benzemez.

İnsanların sanatlarındaki güzellikler de öyle değil mi? Sinan’ın mimarlık sanatı ve mimar ismi güzel ve mükemmeldirler. Ama, ondaki mimarlık sanatının güzelliği, ne yaptığı camilerin güzelliğine benzer, ne de köprülerin ve hamamların güzelliğine…

Manevî güzellikler ancak tezahürlerle bilinebilir. Meselâ, sehavet, yani cömertlik güzel bir sıfattır ve manevîdir. Muhtaçlara yardım edilmesi bu sıfatın bir tezahürüdür. Biz o yedirilip içirilen ve bütün ihtiyaçları görülen fakirlere bakarız da onlara bu yardımda bulunan zâtın sehavetini görürüz. Yani, o manevî güzellik bu maddî elbiselerde ve yiyeceklerde kendini gösterir.

Bir milyonu aşkın bitki ve yine bir milyonu aşkın hayvan türü olduğundan söz ediliyor. Bunların da birçok cinsleri var. Hurma bir türdür, yetmişten fazla cinsi olduğu söyleniyor. Bu cinslerin fertlerini ise saymak mümkün değil. İşte, hayvan olsun bitki olsun, bu kadar çok muhtacı her gün rızıklandırmak sonsuz bir rahmet ve sehavetten haber verirler. Bu ise bir cemâl-i manevîdir, bir hüsn-ü mahfîdir, yani gizli bir güzelliktir.

Bütün canlılarda kendini gösteren rahmet ve sehaveti, bir de zaman boyutunda ele alalım. Bu kadar varlıklar, tâ ilk atalarının yaratıldığı günden beri rızıklanıyorlar, bütün ihtiyaçları en mükemmel şekilde görülüyor. Meselâ, her birine ikişer göz takılıyor, ikisi de mükemmel. Ayakları, kanatları mükemmel. Sindirim ve solunum sistemleri mükemmel. Ciğerleri, mideleri mükemmel. Bunların her biri hem en büyük bir ihsan, hem de en antika bir sanat ve taklidi mümkün olmayan birer mucizedirler.

Her akıl şüphesiz tasdik eder ki, kıyamet kopmasa bu sehavet ebediyen devam eder, bu antika sanatların da sonu gelmez. Yani “sonsuz bir sehaveti, sonsuz hazineleri, sonsuz antika sanatları” her akıl kabul eder. Bunlar ise sonsuz bir kemâlden ve yine sonsuz bir rahmetten haber verirler.

Haşirle yeniden diriltilip mahşer, mîzan ve sırat safhalarından geçecek insanlar ise sonsuz değil, sınırlıdırlar, sayısız değil mahdutturlar. Üstteki örnekte sonsuza rahatlıkla “evet” diyen akılların, bu sayılı fertlerin yeni bir hayata kavuşmalarını da rahatlıkla kabullenmeleri gerekir.

Son olarak şunu da ilave edelim:

Bütün bu nîmetler ve ihsanlar “hesapsız hazineler”den geliyorlar. Bu hazineler ise bildiğimiz maddî hazineler gibi değil. Allah’ın her bir ismi bir manevî hazine gibidir. Bu “künuz-u mahfiye”den (gizli hazinelerden) sonsuz varlıklar yaratılmaktadır. Meselâ, Muhyi (hayat verici) ismi bir hazinedir, insanların hayatından, meleklerin, hayvanların, bitkilerin hayatlarına kadar bütün hayatlar o hazineden gelir.

Diğer isimler de aynı şekilde değerlendirilebilir.

Cenâb-ı Hakk’ın doksan dokuz ismi hadis-i şerifte sayılmıştır. Cevşen-i Kebir’de bin bir isim zikredilmiştir. Bazı zâtlar, İlâhî isimlerin sonsuz olduğunu söylerler. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin esmâ-i hüsnâ hakkında “hesapsız hazineler” demesi bu görüşün desteklenmesi olarak da kabul edilebilir.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Geri Bırakan İslâm mı?

Müslüman olsun kâfir olsun, her kim ulaşmak istediği sonucun ön şartlarını yerine getirir, sebeplerine, vesilelerine tam riayet ederse, başarı onun olacaktır. Hangi üründen, hangi şartlarda, hangi tekniklerle ve nasıl bir planlama ile verim alınacağı bellidir. Bu şartlara kim uyar, bu vesileleri kim yerine getirirse başarı onundur.

Devamı »

Karanlığın Melekleri

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur.” (En’âm Suresi, 1)

Devamı »

Dünya / Niçin Geliriz ve Gideriz?

“Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyrulmuş. Tarlada çalışmak, tarla ötesi içindir, yani köy içindir, pazar içindir. Bizim bu dünya hayatında tattığımız her türlü lezzet, bir “tarla ziyafetidir.” Asıl lezzet ve saadet yeri dünya ötesidir; kabirdir, cennettir.

Devamı »

Semaların Sakinleri / Uzay Boş mu?

Dünyamızı bakterilerden, karıncalardan, ceylanlara, aslanlara kadar üç milyondan fazla canlı türleriyle dolduran Cenab-ı Hak, elbette bu uçsuz bucaksız sema âlemini boş bırakmaz, o âlemleri de onlara münasip canlılarla şenlendirmiştir.

Devamı »