5 Yazı Prof. Dr. Kemal Sayar

Yazar Profili »

Nuh Kaptansa Eğer, Tufan Olsa Gam Çekme

Mayıs 2017, 485 178 Görüntülenme Eklenme Tarih: 15 Mayıs 2019 18:32 Prof. Dr. Kemal Sayar

 

Günümüzün önemli sorularından birisi şu: Onca maddi ilerlemeye rağmen, insanlar neden önceki nesillere göre daha mutsuz?

Özgürlük var ama bağlılık yok. Haklar var, ama diğergâmlık yok. Refah var, ama amaç yok.

Bolluk çağında ruh açlıktan kıvranıyor. Maddeci yönelim insanı ıssızlaştırıyor. Ruh çoraklaşıyor. Maddeci değerler derinlerimizde saklı duran emniyetsizlik hissini uyandırıyor ve bizi ancak çok şeye sahip olmakla mutlu olabileceğimiz yanılmasına götürüyor. Bunun için de zaman satıp para almamız gerek. O kadar çalışıyoruz ki sevdiklerimize ayıracak zamanımız kalmıyor. Anne babalık ve arkadaşlık gibi paraya tahvil edilemeyen her şey değer kaybediyor. Koşuşturma ve zaman yokluğu içinde kişisel özgürlüğümüz sınırlanıyor. Servet, ün ve imaj uğruna halislik/sahicilik ve özerklik feda ediliyor.

Maddecilik sizi sadece ödül ve övgü alabileceğiniz alanlara yönlendiriyor. Öte yandan maddeci olmayan bir hayat, bir şeye sadece ona ilgi duyduğunuz veya ondan zevk aldığınız için, onunla uğraşmaktan mutlu olduğunuz için yönelebilmenizi sağlıyor.

Maddeci zihniyetine göre, başka insanları düşünmek, onlara şefkat göstermek size başarı ve kazanç olarak geri dönmediği için insanlara zaman ayırmanız gerekmiyor. İnsanları da ‘şey’leştiren, onları kullanıp atılabilir eşya derecesine indiren bu anlayış, günümüzde yakın ilişkilerin ve sadakatin altını oyuyor.

İnsanlar öznel iyi olma hislerini; nerede durduklarından, ne olduklarından değil, ileride ne olacaklarından devşiriyor: İlerleyen yıllarda şartları ve gelirleri daha iyiye gidecek mi?

Dolayısıyla hayat beklentileri bir nesilden diğerine sıçramalarla gidiyor. İyi bir hayatın maddi beklentileri giderek yükseliyor. Sahip olduklarınız size yetmediğinde gözünüzü daha yukarılara dikiyor ve yine mutsuz oluyorsunuz.

Maddecilik kültürü tamahkârlığı kamçılıyor. Bireyler “kazanan hepsini alır” ekonomileri ile büyüyor. Amaç sofradan kapabildiğini kapmak. Herkes kendi hırsı ölçüsünde bir pay talep ediyor. Böyle bir ekonomik manzarada bencillik, maddecilik, ahlaki sapmalar olarak değil, hayatın amacı olarak görülüyor.

Kendi iyilik hissimizi ve başarımızı içe doğru bakarak, ruhumuzu ve bütünlük duygumuzu tartarak değil, dışa bakarak, neye sahip olduğumuzu ve daha neyi alabileceğimizi tartarak ölçüyoruz. Bu öyle bir dünya görüşü ki, insanların başarısı; sahip oldukları bilgelik, nezaket ve topluma yaptıkları katkı ile değil, “doğru” elbise, ev veya arabalara sahip olmalarıyla değerlendiriliyor.

İnsan ilişkilerindeki sıcaklık kayıplara karışıyor. Komşuların kapısı kolayca çalınamıyor, aile dayanışması çözülüyor. Toplumsal destek azaldığında işsizlik hayatları daha fazla tarumar ediyor; hastalıklar, çocuklarla ilgili hayal kırıklıkları, depresyonlar daha ağır yaşanıyor. Hayatın darbeleri geçmiş yıllara göre daha fazla değilse bile, sosyal ilişkilerin kaybıyla, insanların incinebilirliği artmış durumda.

Bir ilişkiye “bu ilişki benim için ne vaat ediyor” sorusuyla yaklaştığınızda, o ilişkinin sıcaklığı ve samimiyeti baştan yara alıyor ve hayatın şenliği azalıyor. İnsan, içinde yaşadığımız çağda en çok yakınlık ve samimiyet arıyor. Güvenebileceği, sırtını yaslayabileceği dostlar arıyor. İş yerlerini bile çalışma arkadaşlarımızı seviyorsak seviyoruz. Günümüz çalışma koşullarında rekabetçilik, arkadaş ilişkilerini zehirliyor. Güvensizlik ve rekabetçilik iş ortamında samimiyetin altını oyuyor. Yakınlığı kaybettiğimizde soğuk, benmerkezci, düşman kişilikler oluveriyoruz.

Yine de gelecek başka bir hikaye olabilir. Çağların ötesinden gelen bir ses, Hafız’ın sesi imdadıma yetişiyor:

“Kaybolan Yusuf döner Kenan’a bir gün; gam yeme / Gör şu mahzun ev, olur tekrar gülistan; gam yeme / Ey gönül, işler düzensizlikten elbet kurtulur/ Dertliler kalmaz perişan böyle her an; gam yeme/ Gerçi birkaç gün felek sapmış gider, hep ters yöne / Her zaman arzunca dönmez çünki devran; gam yeme / Bülbülüm kırlarda tekrar taht kurarsın gün gelir / Tek ki sağ kal, kopmasın ömrün bahardan; gam yeme / Sel götürmüş yıkmış varlığın, mahveylemiş / Nuh eğer kaptansa korkma, olsa tufan; gam yeme.”

 

 


Mayıs 2017, 485 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

İnsan Tene Sığmaz

Görünmez gerçekliklerin görünür âleme nüfuz ettiği bir dünyayı, modern bilimsel dünya görüşünün penceresinden anlamak çok zor. Bir pencere hem bir mekânın bittiği yerdir hem de açıldığında yeni bir mekâna geçme imkânı veren bir geçiş. Sezgiyi harekete geçirmek, sıkı sıkıya kapalı bir pencereyi açarak İlahi şuunatın içeri sızmasına izin verebilmektir...

Devamı »

Aman Dikkat!

Günümüzde kıtlığı çekilen şeylerden birisi de dikkat. Derinleşme ve adanma zorluğu çekiyoruz, büyük emek gerektirecek işleri daha ucuz ve kolay yollarla halledebilmek, derin mevzulara şıpın işi formüller bulmak istiyoruz. Felsefeyi elli soruda bir el kitabından halletmek gibi...

Devamı »

İyilik Kalır

İnsan faniliğin farkına varmakla varlığın her bir dakikasının sorumluluğunu fark eder...

Devamı »

Her Şeyin Bir Anlamı Var

Her şeyin bir anlamı var. Bana diyorsun ki “bu dünya anlamsız ve ben burada olmayı kendim seçmedim.” Bu sözcüklerde burası ile orası arasında asılı duran bir hayatın izleri var. Yokluk ve varlık arasında yürüyen bir ip cambazının hüneri var...

Devamı »