TR EN

Dil Seçin

Ara

Ruh Nereye Gider?

Ruh Nereye Gider?

“Merak ediyorum, ölüm nasıl gelir, bedenden ayrılan ruh nereye gider, sonra neler olur? Bunları aşama aşama anlatır mısın bana!”

“Merak ediyorum, ölüm nasıl gelir, bedenden ayrılan ruh nereye gider, sonra neler olur? Bunları aşama aşama anlatır mısın bana!”

 

Duyu alanına girmeyen bu konular hakkında güvenilir bilgiyi sadece ayet ve hadislerden alabiliyoruz. Ben bu iki kaynakta gördüklerimi kısaca özetleyeyim.

Eceli gelen insanın ruhu Azrail aleyhisselam vasıtasıyla alınır. ‘Berzah’ âlemine götürülür. 

Berzah, dünya ile ahiret arasında bir bekleme yeridir. Ruh orada sorguya çekilir. Buna ‘kabir suali’ denir. 

Berzah ya da kabir hayatı bu sorgulamanın sonucuna göre biçimlenir, ruh için iyi ya da kötü olur. 

Nasıl bir hayattır kabir hayatı? Bunu hadisten öğreniyoruz. “Ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukur” diye tanımlıyor Peygamberimiz. 

İnsan bir yolcudur. Buradan kabre, kabirden mahşere, mahşerden cennet ya da cehenneme giden bir yolda yürüyor. 

Ebediyet yolunda harika hadiseler birbirini izleyecek. Bunları da kısaca anlatayım... 

Büyük meleklerden İsrafil aleyhisselam, “Sûr” isimli mahiyeti meçhul bir borazana üfleyince kıyamet süreci başlar. 

Kâinat yıkılır. Mahşer meydanı kurulur. Bedenler yaratılır. Ebedî âleme uygun olan bu bedenlere hayat verilir. 

Berzahta bekleyen ruhlar yeni bedenlere gönderilir. Her insan hesabı görülmek üzere iki melek tarafından mahşer meydanına götürülür. 

Bütün insanlar orada bir araya getirilir. Bu sürece ‘haşir’ denir. 

Mizanda ameller tartılır, cennetlikler ve cehennemlikler belli olur. Kim nereye layıksa oraya gönderilir. Buna da ‘neşir’ denir. 

Dünya bir imtihan meydanı. Her nefis gibi o da ölümü tadacak, ebedî ahiret âleminde bir menzil olacak. 

Hem Kuran hem de daha önce indirilen semavi kitaplar bunu söylüyor. Binlerce peygamber, milyonlarca evliya aynı noktaya parmak basıyorlar. 

Allah, kitaplarının ve nebilerinin diliyle kullarına söz vermiş. Kuşkusuz sözünü yerine getirecektir. 

Allah, unutmaktan münezzehtir. Sözünden dönmesi muhaldir, imkânsızdır. 

Haşre, dirilişe hiçbir mani yoktur. Halbuki ahireti gerektiren pek çok sebep vardır. Bilhassa ilahî isimler...

Mesela ‘her işi hikmetle yapan’ manasında Hakîm ismi... Ebedî hayat olmazsa kâinatın da bir anlamı kalmaz. Her yerde görünen sayısız hikmetler abes olur.

Kâinatta hiçbir israf yoktur. Her varlık bir maksada hizmet eder. Dünya hayatının ebedî bir neticesi olmazsa kâinat büsbütün israf olur. 

Hiç kuşkusuz, Hakîm olan Allah böyle bir abes ve israfa asla yol vermez.

Mesela Rahîm ismi... Mahşer kurulmaz, hesap görülmezse merhamet zıddına dönüşür. Bir nebze hayatı tattırıp sonra yok etmek gibi bir acımasızlık meydana gelir. 

Nihayetsiz merhamet sahibi olan Allah elbette böyle bir merhametsizliğe meydan vermeyecektir.

Mesela Âdil ismi... Bu ismin şanı hak sahibine hakkını vermektir. Bu dünyada her ruha münasip bir beden, her bedene uygun cihazlar vererek adaletini gösteren Rabbimiz, elbette insanların amellerine göre bir netice takdir edecek, mazluma mükâfatını, zalime cezasını verecektir.

İşte, bu üç isim gibi sair ilahî isimler de ahireti gerektirir.