84 Yazı Ömer Sevinçgül

Yazar Profili »

Tembellik Başka, Tevekkül Başka

Ağustos 2015, 464 301 Görüntülenme Eklenme Tarih: 23 Mart 2020 15:26 Ömer Sevinçgül

 

Kimi yazarlar “Müslümanlar kadere güvenip beklediler, bilimsel gelişmelere katkı sunmadılar” diyor, tevekkülün tembelleştirici rolünden söz ediyorlar. İslâm âlemindeki sorunları da müminlerin ‘kaderci’ tavrına bağlıyorlar.

Böyle Müslümanlar varsa bunlar kader ve tevekkülü yanlış anlamış, kadere iman etmekle kaderci olmak arasındaki farkı kavrayamamışlar demektir. Her mümin ilim sahibi olamıyor.

Bu konu eski zamanlarda da tartışılmış. Kitap ve sünnet üzere olan âlimler, İslâm âlemindeki ‘kaderci’ bakış açısının temsilcisi olan Cebriye mezhebini şiddetle eleştirmiş, hakikati açıklamışlar.

Evvela şunu söyleyeyim: Müslümanın hatası yüzünden İslâm suçlanamaz. Tıpkı bazı doktorların hatası sebebiyle tıbbın itham edilememesi gibi.

İkincisi, bir mümin, yaşadıklarına bakarak “Kaderim böyleymiş” diyebilir, fakat “Bu durum gelecekte de benim kaderimdir” diyemez. İstikbal bilinemez ve insan irade sahibidir, çalışıp çabalayarak durumunu değiştirebilir.

Tevekkül ise, hiçbir şey yapmaksızın “Allah kadir!” diyerek beklemek değildir. Sebeplere teşebbüs ettikten, elinden geleni yaptıktan sonra neticeyi Rabbinden beklemektir.

Allah, sınırsız hikmeti icabı her neticeyi bir sebebe bağlamış. Sebepler bir araya getirilmeli ki neticeyi yaratsın. Gerçi sebeplere mahkûm değildir, onlarsız da dilediğini yaratabilir ama dünya hayatını böyle takdir etmiş.

Hakikat böyle olunca, kişi evvela sebeplere teşebbüs edecek. Üzerine düşeni yaptıktan sonra neticeyi bekleyecek. Tevekkül budur!

Teslimiyet ise insanın Rabbine teslim olmasıdır. Müslim, bir daha geri almamak üzere kendini hakka teslim eden kimsedir.

Teslimiyet insanı korkulardan, kaygılardan, buhranlardan kurtarır. Her şeyin dizgini elinde olan, hem dünyaya hem de ahirete hükmeden bir zata teslim olmak ruha emniyet verir.

“Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin” sözü bunu dile getirir. Musibet fırtınaları eserken “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” demek kalbe huzur verir.

Kadere iman eden kul, “Beni bilen, bana ikramlar eden, merhametiyle nimetler veren biri var” diye düşünür. Hayat yükü hafifler.

Rabbine güvenen kişinin gözünde ölümün rengi değişir. Kabir, Rahmani bir kucak olur. Ecel ise sıkıntılı dünya imtihanının bitişi, sonsuz mutluluk kapılarının açılışı manasına gelir.

 

 


Ağustos 2015, 464 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Düşün!

Bir adam düşün... Eline bir tüfek almış, hedef tahtasına ateş ediyor. Etrafındaki seyirciler de dikkatle bakıyorlar. Birinci atışta hedefi on ikiden vuruyor. Kimi “Aferin, vurdu adam!” derken, kimi de “Tesadüftür canım! Acemi şansı” diyor. Adam ikinci kez ateş ediyor, yine on ikiden vuruyor. Üçüncü kez ateş ediyor, on iki. Yüz atış yapıyor, hepsinde de on ikiden vuruyor. Buna tesadüf demek mümkün mü? Diyene gülerler.

Devamı »

Birey Olmak

Birey olmak istiyorsun demek. Ne güzel! Birey olma arzusu, özgürlük talebi pek yaygın günümüzde...

Devamı »

Heme Ez Ost!

Diyorsun ki: “Tümtanrıcılık diye bir terim var. ‘Tanrı evrende içkindir’ falan diyorlar. Her varlık onun parçasıymış sanırım. Edebiyat dersinde bir şeyler anlatmıştı hoca. ‘Dalga ayrı görünür ama denizdendir’ falan gibi bir laf etmişti. Düşündüm, içinden çıkamadım. Ne demek istiyorlar?”

Devamı »

Keşke!

Keşke her şey güzel olsaydı! Kötülük hiç olmasaydı! Şeytan geberseydi. Hayat ne güzel olurdu! Madem yaratıcının bütün isimleri güzel, eserlerinin de tamamen güzel olması gerekmez mi?

Devamı »