86 Yazı Ömer Sevinçgül

Yazar Profili »

Niçin Dünya?

Nisan 2012, 424 186 Görüntülenme Eklenme Tarih: 25 Mayıs 2020 18:07 Ömer Sevinçgül

 

Kaygılanmana gerek yok. Soruların beni kızdırmıyor. Memnun bile oluyorum. Düşünen birisin sen. Kendine özgü fikirlerin var. Elbet soruların da olacak.

''Madem kimin cennete, kimin cehenneme gideceği en baştan belli, dünyaya ne gerek vardı? Kim nereye layıksa orada yaratılsa daha uygun olmaz mıydı?'' soruna temel kaynaklara dayanarak hemen cevap vereyim. 

Hayır, olmazdı.

Ebedi cennet veya cehennem, kişinin dünyada yapıp ettiklerinin sonucudur. İlahi adaletin, bir başka deyişle hak sahibine hakkını vermenin tezahürüdür. İnsan cenneti hak etmekte, hak sahibine hakkını veren zat da onu vermektedir. Keza cehennem de bu dünyada yapıp ettiklerinin sonucudur. Cenneti ya da cehennemi hak etmek için, mutlaka dünyaya gelmeli, sınavını yaşamalıdır insan.

Bu iki dünyayı matematikteki eşitlik gibi düşünebilirsin. Bir tarafta beş çarpı beş var, öbür tarafta yirmi beş. Beş çarpı beş sebep, yirmi beş neticedir. ''Madem sonuç yirmi beştir, niçin öbür tarafa beş çarpı beş yazılsın kı'' demek saçma olur. Çünkü eşitliğin sağ tarafına yirmi beş yazılmasının sebebi sol taraftaki rakamlardır. 

Topluca ifade edersek, dünya-ahiret denkleminde dünya ahireti, ahiret de dünyayı gerektiriyor.

Bunlar, bir bütünün birbirinden ayrı düşünülemeyen iki yarısıdır.

Konuyu kader noktasından da tahlil edebiliriz. Kader ''sebeple neticeye'' bir bakar. Yani kaderde ''neden ile sonuç'' birlikte yer alır. Hüküm şöyledir: ''Şu insan dünyada yapıp ettikleri sebebiyle cennete girecek.'' Burada dünya hayatı sebep, ahiret hayatı sonuçtur. Kader, ikisini birden içeriyor. Yani cennet denilen sonucun nedeni dünyadaki yaşantılardır. Sonuç ise, bir neden var olduğu için ''sonuç'' olur. Nedenin olmadığı yerde sonuçtan da söz edilemez.

Dünya denilen şu alem imtihan yeridir. Hür bir iradeyle yaratılan insanların önünde şıklar olmalı, o bunlardan birini seçmeli, kazanmalı ya da kaybetmeli. Sınav yapmadan sonuçları yazmak hem makul değildir hem de zulümdür.

Öğretmen, bir öğrencisini daha ders yılının başında sınıfta bıraksa, ''Ben senin sınavları başaramayacağını, tembel bir talebe olacağını, sınıfta kalacağını biliyorum, onun için de bu okula gelip gitmene gerek görmüyorum, seni sınıfta bırakıyorum.'' dese, öğrenci buna itiraz edebilir.

İşte insanın yeryüzünde yaratılmasının hikmetlerinden biri de budur. Dünyada yapıp ettiklerinden ötürü cehenneme giden kişi, burada yaşadıklarını bildiği için kendisinin en önemli tanığı olacak, ilahi adaleti onaylamaktan başka yapacak bir şeyi kalmayacaktır.

 

 


Nisan 2012, 424 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Hayır, Asla!

Tüm canlıları yoktan var eden, ihsanlar, nimetler ve lütuflarla yaşatan, derdi olana deva gönderen, şifa veren Allah hiçbir sebep yokken kullarına azap etmez. Rahmandır o, sınırsız merhameti vardır. Rahîmdir, merhamet eder. Fakat aynı zamanda adildir, hak sahibine hakkını verir; zalimleri cezalandırır, iyileri ödüllendirir. Bu da güzeldir kuşkusuz.

Devamı »

Tuhaf!

Tanrıtanımaz bir arkadaşla tartıştık. “Tanrı bir kısım işleri nedeniyle evrenle ilgilenemiyor” diyor. “Tanrı varsa ve iyiyse neden kötülüklere meydan veriyor” diyerek inanmama nedenini açıklıyor. … Evvela şu ‘tanrıtanımaz’ kelimesi hakkında bir tespitimi söyleyeyim...

Devamı »

Düşün!

Bir adam düşün... Eline bir tüfek almış, hedef tahtasına ateş ediyor. Etrafındaki seyirciler de dikkatle bakıyorlar. Birinci atışta hedefi on ikiden vuruyor. Kimi “Aferin, vurdu adam!” derken, kimi de “Tesadüftür canım! Acemi şansı” diyor. Adam ikinci kez ateş ediyor, yine on ikiden vuruyor. Üçüncü kez ateş ediyor, on iki. Yüz atış yapıyor, hepsinde de on ikiden vuruyor. Buna tesadüf demek mümkün mü? Diyene gülerler.

Devamı »

Birey Olmak

Birey olmak istiyorsun demek. Ne güzel! Birey olma arzusu, özgürlük talebi pek yaygın günümüzde...

Devamı »