ARAMA SAYFASI

Kur’ân’da İşaret Var!

Kur’ân’da İşaret Var!

Bir kısmını Ağustos sayımızda zikrettiğimiz hikmet ve sebeplerden ötürü, Kur’ân-ı Kerîm, ilmî ve teknolojik gelişmeleri açıkça zikretmez. Ancak bu gelişmelere ait çok önemli işaretlerde bulunur. Birkaç misâl vererek bunu belirtmeye çalışacağız:

 

Bir kısmını Ağustos sayımızda zikrettiğimiz hikmet ve sebeplerden ötürü, Kur’ân-ı Kerîm, ilmî ve teknolojik gelişmeleri açıkça zikretmez. Ancak bu gelişmelere ait çok önemli işaretlerde bulunur. Birkaç misâl vererek bunu belirtmeye çalışacağız:

 

A- Kevnî (kozmosla ilgili) bilgiler: 

Kur’ân-ı Kerim’de kâinatla ilgili bilgiler, oldukça geniş bir şekilde verilir. Onun yaratılışı, nizâmı, ahengi, gece ve gündüzün birbirini takip edişi, yağmur, bulut, bitki, ağaç ve hayvanlar anlatılır. Bu bilgiler, eşyaya hâkim olan kanunları o kadar doğru bir şekilde aksettirir ki, insanlığın her sahada gelişen bilgisi bunları doğrulamaktan öte gidememiş ve hiç birinin aksi ortaya konamamıştır.

Birçok âyetinde, erkekli dişili çift yaratıldığını (er-Rahmân 52, Ra’d 3, Tâhâ 131) ifâde eden Kur’ân-ı Kerim, bir âyette bilmediğimiz şeylerin de çift yaratıldığını (Yasin 36), bir başka âyette de “her şeyin” (Zâriyât 49) çift yaratıldığını belirtir. Böylece iyi-kötü, çirkin-güzel, sıcak-soğuk, gece-gündüz, iman-küfür... çiftlerinden, atomların yapısını teşkil eden pozitif ve negatif parçacıklara ve elektriğin iki zıt kutbuna varıncaya kadar pek çok çiftlerin varlığını haber verir. Bu bilgiler, günümüz için basit görünse de, 14 asır öncesi için mûcizedir.

Nûr âyeti, burada kaydı gereken enteresan örneklerden biridir. İnsanlığın mühim keşiflerinden biri olan elektriğe işaret ettiği söylenebilir: “Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nûru, içerisinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık, bir cam içindedir. Cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; bu, ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Onun yağı, nerdeyse ateş değmeden aydınlatır. Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah, insanlara misâl verir. O, her şeyi bilir.” (Nur, 34)

Burada, “inci gibi parlayan bir yıldız” teşbihiyle ampule, “ateş değmeden aydınlatan yağ”la da elektriğe işaret edildiğini, bu “yağ”ın, aslında, iklime tâbi olarak yetişen bitkilerden elde edilen mâlûm yağ olmadığını da “doğulu veya batılı olmayan bereketli zeytin ağacı” teşbihinden anlarız.

Âyetin üslûbundaki ulvîlik ve derinlikle birlikte bilhassa teşbihler, (benzetmeler) başka mânâlar çıkarmaya da elverişlidir.

 

B- Tarihî Hâdiseler: 

Kur’ân-ı Kerim, târihte cereyan eden bazı hâdiseleri beyan ederek de geleceğe ışık tutmakta, insanlığın ilim yoluyla elde edebileceği gelişmelere işâret etmektedir. Bu hâdiselerden bir kısmı, peygamberlerin mazhar olduğu mûcizeler nevindendir. Bir kısmı ise, bu gruba girmez. 

Bir iki misâl verelim:

1- Fil sûresinde, Mekke’yi işgal ederek Kâbe’yi yıkma niyetiyle gelmiş olan Habeşistan ordusunun, kuşların attığı “siccî” denen pişmiş çamur parçaları ile bozguna uğratıldığı anlatılır.

Burada, havadan atılma kaydıyla, bir kuşun taşıyabileceği büyüklükte parçacıklarla, bir ordunun bozguna uğratılabileceği gösterilmiş olmaktadır. Bugün, istenen yükseklikte patlatılan top ve füze mermilerine ait parçalar, bu hâdisenin benzer bir örneğini teşkil eder.

2- Bedir Harbi’nde, Hz. Peygamberin mazhar olduğu bir mucize, yukarıda temas edilenden daha ileri bir durumu bildiriyor. Tefsir ve siyer kitaplarının açıkladığı üzere, Hz. Peygamberin yerden alarak fırlattığı bir avuç toprak ve kumdan, düşmanların her birisinin gözüne bir miktar isâbet ederek bozguna uğramalarına sebep olur. Âyet-i kerîme bu vakaya: “Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da (ey Resûlüm) sen atmadın, ancak Allah attı” diyerek temas eder. (Enfâl, 17)

Atılan merminin, hedefi takip ederek yakalaması, zamanımızda oldukça gelişmiş bir tekniktir. Ancak bu, şimdilik büyük ve bilhassa hava hedefleriyle sınırlıdır. Âyet-i kerime, zamanla insan gibi küçük hedefleri bulup yakalayan mermilerin geliştirilebileceğine, hatta bunun insan eliyle de atılabileceğine ve sadece insanlara zarar vereceğine işâret etmektedir. Nötron bombası, buna bir örnek sayılabilir.

 

C- Mucizeler: 

Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen mucizeler, insanların ulaşacakları bir kısım fenlerin en üst sınırlarına işâret ederler:

Mirâç mucizesi bunlardan biridir. Hz. Peygamber (asm) Mirâç mucizesiyle ruh ve beden olarak semavata çıkmıştır. (İsra 1; Necm 7-18) 

Bilhassa hadislerde gelen tamamlayıcı açıklamalara göre semaya çıkış, ata benzeyen ve son derece süratli yol alan Burak adındaki bir binek vasıtasıyla olmuştur. Burak’ın sürati ile alâkalı tasvir, çok dikkat çekicidir: Hadîs, Burak’ın, gözünün ulaştığı son noktaya, ön ayağını bastığını ifâde etmektedir.

Bu mucize, sema yolunun insanlara açık olduğuna işâret etmekten başka, bu yolculukta fezanın uçsuz bucaksız genişliğine uygun şekilde ulaşılacak süratin büyüklüğüne de dikkat çeker.

Hz. Musa’nın asasıyla ilgi mucize de, son derece dikkat çekicidir. Hârika işler gören bu asanın bir mucizesi, Hz. Musa’nın, kasden vurması ile yerden su fışkırtmasıdır. Hem de 12 gözlü bir su. (Bakara 60)

Şimdi çok derinlere kadar inebilen ve bir asayı andıran artezyen kuyuları ile, çöllerde bile su çıkartmak, âdi işler sırasına girmiştir. Kaldı ki, yerden sadece su değil, petrol ve tabiî gaz da fışkırtılmaktadır. Ayette 12 çeşme söz konusu olduğuna göre, gelecekte başka nimetlerin fışkırtılması da mümkündür. Nitekim bir hadiste Resûlullah (aleyhisselam): “Rızık kapısı Arş-ı Alâ’dan tâ yerin derinliklerine kadar açıktır. Allah her kulunu himmet ve gayreti derecesinde rızıklandırır” buyurur.

Hz. İbrahim’in mazhar olduğu bir mûcize, bize ateşe dayanıklı maddeleri haber verir. Bilindiği üzere puta tapan cemiyete boyun eğmeyen Hz. İbrahim, kavminin tapmakta olduğu putları kırar. Onun bu davranışı, ateşe atılarak yakılmak cezasına sebep olur. Ateşe atıldığı zaman Hz. İbrahim, Allah’a sığınır. Cenâb-ı Hak ateşe şu emri verir: “Ey ateş İbrahim için soğu ve selâmetli ol.” (Enbiya 69)

Ve ateş, Hz. İbrahim’i yakmaz.

Bu mûcize, ateşte yanmayan bir maddenin varlığını haber verir.

Nitekim insanlık bu tür maddeleri keşfetmiş ve daha da geliştirerek, atmosfere girdiğinde sürtünmeden ötürü son derece ısınan uzay gemilerini yanmaktan koruyacak seviyeye ulaşmıştır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: 

Kur’ân-ı Kerîm’de, istikbâlde ulaşılacak bilgi ve fenlerle ilgili âyetler çoktur. Ve çeşitli ilimlere mensup ihtisas sâhipleri, bunlardan kendi sahasına girenleri zamanı geldikçe bulup çıkarabileceklerdir.

Burada o çeşit âyetlerin hepsine yer veremedik. Bir kaçını misâl göstererek, bu mevzuya dikkat çekmek istedik. Kusur ettiysek Allah’tan mağfiret dileriz. Doğruyu yalnız O bilir.

 

***

 

KAİNAT MESCİD-İ KEBİRİNDE KUR’AN KÂİNATI OKUYOR! 

ONU DİNLEYELİM.

O NUR İLE NURLANALIM, HİDAYETİYLE AMEL EDELİM.

EVET SÖZ ODUR VE ONA DERLER; 

HAK OLUP, HAKTAN GELİP, HAK DİYEN VE 

HAKİKATİ GÖSTEREN VE NURANÎ HİKMETİ NEŞREDEN ODUR.

— Bediüzzaman, Sözler