ARAMA SAYFASI

Kur'an'ın Değişmezlik Sırrı

Kur'an'ın Değişmezlik Sırrı

“Kuran, kâinatın sonsuz sanat şaheserini aksettiren İlâhî bir aynadır. Ve Allah onu, değişmezlik ve taklit edilmezlik sırrı içinde korumuştur.” Ona hayran kalmamak nasipsizliktir.

 

“Kuran, kâinatın sonsuz sanat şaheserini aksettiren İlâhî bir aynadır. Ve Allah onu, değişmezlik ve taklit edilmezlik sırrı içinde korumuştur.”

Ona hayran kalmamak nasipsizliktir.

Kur’an; ahenginden sedasına, harfinden dizisine kadar mutlak bir İlâhî sanat temsilcisidir. Bu yüzden Allah (cc), onun bir suresine ve hatta bir kelimesine dahi benzer getiremezsiniz buyuruyor.

Harfte ve kelimede ne gibi bir özellik olabilir? Sorusuna, çok net cevap verebiliyoruz.

Bakınız “tek kelimesine bile benzer getirilmez” kaidesi, ne kadar yüce hikmetlerle süslüdür:

 

I- Önce kelimelerden örnek vermek istiyoruz.

a- İlhad

Yüce Kitabımız, mânâyı saptırarak gerçeğini kaybedenler için:

“Siz mânâyı İLHAD ettiniz” buyuruyor. İlhad, lahid kelimesinden gelir. Lahid ise, bilindiği gibi ölüyü mezara koyup, üzerini mermerle kapatmak ve dünya ile alâkasını kesmek demektir.

İşte ilhad, bir mânâyı öldürmek, mezara koyarak onu ebediyyen kaybetmek gibi vahim bir yorumu dile getirmektedir.

Şimdi insaf ile düşünelim. Bir mânâyı tamamen yok edici yorumlar için, böyle nefis bir kelime bulunabilir mi? Nitekim ne Arap edebiyatında ve ne de başka ülkelerin edebiyatlarında, mânâları katledenler için böylesine zarif bir tanım getirilebilmiş değildir.

 

b- Hunnes

Pusmak, gücünü içinde toparlamak mânâsına gelen bu kelimenin Kur’an’daki kullanılış tarzı, akıl almaz bir ilmî mucizedir.

Çünkü Tekvîr sûresinin 15. ve 16. âyetleri, “Kendi etrafında pusan güçler ve onlar etrafında akarak hareket edenler” şeklinde bir tanım getirmektedir ki, bu tanım atom sisteminin net bir şekilde tarifidir. Aynı zamanda bu tanımla, kâinatta var olan müthiş bir kanunlar bütünü anlatılmaktadır. Cazibe (çekim kuvveti) ve onun çevresindeki jiroskobik hareketleri böylesine bir açıklıkla anlatmak, değil 14 asır önce, belki çağımızda dahi mümkün değildir.

 

c- Şidad

Amme sûresinde “Allah üzerinde yedi şiddet bina etti” buyuruluyor. Sema boşluğundan bahsedilirken, “O boşluğa 7 şiddet bina ettik” kavramını o uçsuz bucaksız denizde ne anlamak ne de tahayyül etmek mümkündü. Günümüzde bile uzayı, bu şidat kelimesinden başka bir kelime ile ilmî olarak açıklamak mümkün değildir.

Bugün iyice biliyoruz ki, uzay ve onu temsil eden semalar, farklı manyetik şiddet kuşaklarından meydana gelmektedir.

 

d- Ve’ş-şef’i vel vetr

Fecr suresinde fecri tanımlarken geçen bu kelimeler, ilim âleminin en net ifadelerini dile getirmektedir.

Fecr: Doğuş, meydana çıkış demektir. Günlük lisanda güneşin çıkış anı olarak kullanılır.

Genel tanımda “yaradılış anı” kavramı da, tamamen “fecr” kelimesiyle ifâde edilir. Fecr kelimesini ister güneş ışınlarının doğuş anı, ister yaradılış anı olarak kabul ediniz, ondaki güzelliği ve ilmî gerçekleri “Ve’ş-şefi vel vetr” kelimelerinin dışında tam olarak dile getiremezsiniz.

Şef’i, zıt eşler, çift görüntü demektir.

Vetr ise, vahdet (birlik, teklik) mânâsına gelir.

Güçlü bir ışın, vetr’i temsil eden iki zıt parçacıktan meydana gelir. (Gama ışınının pozitron ve elektrondan meydana gelmesi gibi.)

Kuran’da geçen “ve’ş-şef’i vel vetr” kelimeleri, kâinatın yaradılışı anında cereyan eden iki olayın birbirini takip etmesidir.

Sadece iki kelime ile Fecr’in (doğuş) sırrını izah etmek, ancak Kur’an’a ve Onun sahibine has bir özelliktir.

Kur’an’da bu kelimeler gibi, son derece önemli fizikî kanunları temsil eden yüzlerce kelime vardır. Zafer okuyucuları için bu kelimeleri inşallah ayrı bir makale konusu yapmak istiyorum. Şimdi asıl konumuz olan Kur’an’ın muhteşem sistem özelliklerini dile getirmeye çalışacağım.

 

II. Kur’an Harflerinin Benzersizlik Sırrı:

Kur’an, üç boyutlu bir bilgisayar sistemini temsil eder. Bu bakımdan bütün harfleri, tam bir değişmezlik sırrına sahiptir. Kur’an, kâinattaki kanunların bütün sırrını taşıdığından, onların bilinip yorumlanması da ancak özel şifre anahtarlarıyla mümkündür.

Ancak bu anahtarlar, çok karışık sistemlere bağlıdır. Birkaç örnekle bu konuyu açıklamaya çalışacağım:

Kur’an âyetlerinin temel çözümünde (günümüzün tabiriyle Kur’an şifrelerinin çözümünde) temel anahtar Fatiha’dır. Ve Fatiha’nın 7 âyeti, Ha-mim suresinde daha tafsilatlı şekilde zikredilmiştir.

İkinci anahtar şifre ise, Harf-i Mukattaa dediğimiz ve bazı Kur’an sûrelerinin başında gördüğümüz “Elif lâm mim” veya “Ha mim” gibi müstakil harflerden ibarettir.

Bazı âyetlerin çözümü, birinci anahtar olan Fatiha ile ikinci anahtar olan müstakil harflerin birlikte kullanılmasıyla sağlanabilir. Bunun için Fatiha’nın ikinci âyetindeki Rahman ve Rahim anahtarları, Ha-mim sûrelerinin ikincisi olan “Fussilet” sûresindeki Ha ve mim harflerinin sırası ile takip edilir. Rahim sırrı mim, Rahman sırrı Ha harfleriyle izlenir.

Meselâ, “atmosfer nasıl ve neden kurulmuştur?” sorusunun cevabı, ikinci Ha-mim’de (Fussilet) ikinci defa mim geçen ilk âyette tanımlanmıştır ve atmosferin Rahim sırrıyla kurulduğunu açıklamaktadır. Ayrıca arzın atmosfer bulma imkânları, yine bu âyette ve sonraki “mim”li, âyetlerde dile getirilmiştir.

Bir başka örnek alıp kâinattaki büyük enerjinin ilâhî sırra nispetini öğrenmek istersek, bu kez Rahman anahtarı ile “Ha” harfini takip edeceğiz. Üçüncü Ha-mim de üç defa “Ha” geçen beşinci âyet, bütün kainattan akıl almaz bir manyetik baskının hâkim olduğunu bildirmektedir.

Şimdi söyler misiniz, Kur’an’ın harfleri nasıl değişebilir veya bir âyet içine nasıl başka bir harf girebilir?

Böyle olsa İlâhî şifre tamamen bozulurdu.

 

Şimdi Kur’an değişmezliğini ve bozulmazlığını başka bir konuda inceleyeceğiz.

III. Kur’an’ın ritm ve âhengindeki değişmezlik:

Kur’an, ilk satırından son satırına kadar öyle İlâhî bir senfoni ritmine sahiptir ki, bir tek yabancı nota ekleyemezsiniz. Benzetmek çok cılız da olsa, bu konuda şöyle bir misâl verebiliriz: Dev bir senfoninin nota defterine bir tek nota eklememiz mümkün müdür? Böyle bir şey yapılacak olsa, müzik kulağı olanlar bu yabancı sesi hemen farkeder.

İşte Kur’an ritmindeki âhenk de, böyle bir dokunulmazlık sırrına sahiptir. Gönül kulağı açık olanlar, Kur’an’ı ritminden takip ederek onun mânâ mesajını hemen sezer.

Tekvir sûresini dinleyenler hiç Arapça bilmese de, kıyametin bütün safhalarını yaşar.

Veya Rahman sûresini dinleyenler, İlâhî hilkatin ihtişamını âdeta seyrederler. 

İşte Kur’an’ın değişmezliği, böylesine şaşmayan gerçeklerle de kesinleşmiştir.

Arap ırkının, dünyada hafızası en güçlü milletlerden biri oluşunun sebebi de, âyetleri ezberlemelerine dayanır. Kur’an, âyet âyet inzâl oldukça, hafızlar tarafından anında ezberlenmiş ve beyin kanallarına değişmez biçimde kaydedilmiştir. Bu kayıt o kadar sağlamdır ki, dört halife devrinde binlerce hafıza tekrar ettirilmiş ve üzerinde ihtilâf olan tek bir harfe dahi rastlanmamıştır. Kur’an âyetleri, 23 sene zarfında tamamlanmış ve âyet dizileri, daha sonra kesin şeklini almıştır. Bu yüzden onun Allah kelâmı olduğuna bir kişi bile şüphe etmemiş, bir harfine bile dokunmaya cesaret edilememiştir. 

Eğer Kur’an’ın bu müthiş sırrı olmasaydı, Yahudiler bu güne kadar Tevrat’ta olduğu gibi elli bin Kur’an çeşidini sergilerdi!

Şimdi Kur’an’ın bambaşka bir sırrına temas etmek istiyorum.

Kur’an, insanları özünde tasnif eden bir sırra sahiptir. Yüce kitabımız kâinatın bir ayinesi olduğundan, onun karşısına gelen (onun ahengini ya da mânâsını dinleyen) kendi özündeki niteliğini seyreder.

Eğer bir insan, akıl ve gönül yönünden çirkinse, mutlaka Kur’an’a karşı çıkar. Gönlü ve aklı güzel olan ise, Kur’an’a hayran kalır ve onun cazibesinden kurtulamaz. Bu İlâhî tecellinin fevkalâde önemli bir tezahürü vardır. O da, Kur’an’a karşı çıkanlar arttıkça, Kur’an’dan yana olanların gönüllerindeki coşkunun artmasıdır. Tarih boyunca Kur’an’a hücum edildikçe, gönüllerde imân zevki ve heyecanı yükselmiş, İslâm şuuru gönüllerden gönüllere akarak yepyeni kuşaklar doğurmuştur.

Bunun en yeni ve açık örneği de, çağımızda yaşanmıştır. Doğuda marksistler, Batıda Hıristiyan taassubu içindekiler ve ateistler Kur’an’a karşı çıktıkça, İslâm nuru alevlenmiş, gönülleri en derin noktalarından istilâ etmiştir.

Kur’an’ın yasak edildiği ve yok edilmeye çalışıldığı yıllar, fazla gerilerde değildir. O günlerden bu günlere gelinmesi ve sizler gibi imanlı bir neslin gürül gürül fışkırması, bu söylediklerimin en güzel ispatı değil midir?

 

***

 

Kur’an bir hafızdır; 

kudret kalemiyle kâinat sahifelerinde yazılan âyâtı okuyor.

— Bediüzzaman, Sözler