ARAMA SAYFASI

İbrahim Ebu Rabi'nin Ardından

İbrahim Ebu Rabi'nin Ardından

Filistin'de Nazareth’da dünyaya gelmiş ve 12 kardeşli kalabalık bir ailenin çocuğuydu.

 

Gerek Risale-i Nurlar gerekse müellifi hakkında düzeyli araştırmaların yer aldığı kitapların Sunny Press gibi kaliteli yayınevlerinde basılmasında Ebu Rabi’nin editöryal katkısı inkar edilemezdi. Geçen ay Umman’da vereceği konferans öncesinde geçirdiği kalp krizi sonrasında vefat eden Rabi’ye biz de Allah’tan rahmet diliyoruz.

 

 

FİLİSTİN’DE Nazareth’da dünyaya gelmiş ve 12 kardeşli kalabalık bir ailenin çocuğuydu. İşgal altındaki her Filistinli genç gibi o da malum makus talihini yenmek için gayret sarf etmişti. Yörenin yabancı dilde eğitim veren okullarını üstün derece ile bitirmiş ve nihayet üniversite sonrası eğitim için ABD’nin gözde üniversitelerinden Temple Üniversitesinde yüksek lisans ve doktorasını yapmıştır. Ailesiyle aracında şehit edilen Filistinli İsmail Raci Faruki’nin talebesiydi. Sonraki yıllarda Hartford Seminary’de öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. Uzunca bir müddet Hartford Seminary’de görev yapmış ve buranın bir Hıristiyan misyoner kuruluşundan Müslüman-Hıristiyan diyaloğu merkezine dönüşmesinde büyük katkısı olmuştur. Halen Hartford Seminary’nin kadrosunda İslam uzmanı dört profesör bulunmaktadır.

Bundan 3 sene kadar önce de Ebu Rabi, dünyanın önemli üniversitelerinden Kanada Alberta Üniversitesi’nde İslam Araştırmaları kürsüsü başkanlığı vazifesini üstlenmişti.

Dedesi Sarıkamış Harbi’nden Filistin’e dönerken ninesiyle tanışıp evlendiği için kendisini Osmanlı sayan Ebu Rabi’nin en büyük arzularından birisi, Türkçeyi öğrenmek ve Türkçe literatüre tamamıyla hakim olmaktı.

 

SAİD NURSİ ÇALIŞMALARI

 

İbrahim Ebu Rabi, büyük deprem senesinde İstanbul, Fatih’te idi. Uzun yıllar Risale-i Nur’un dünya akademi camiasında tanıtılmasına çok büyük katkılar sağladı. Girişken kişiliği ve iletişim yeteneğiyle Sunny Press ve Blackwell gibi büyük ve prestijli yayınevlerinin Risale-i Nur üzerine akademik kitaplar yayınlamasında çok büyük katkısı oldu. Bu süreçte Said Nursi ile ilgili üç kitap ve birçok makale yazdı. Tıpkı Malcolm X gibi elinde çantası ülke ülke gezdi; dünyanın en prestijli üniversitelerinde ders ve konferanslar verdi. Bu konuda gelen hiçbir daveti geri çevirmedi.

Ayrıca İbrahim Abu Rabi, İstanbul’da yapılan Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumlarının da daimi katılımcılarındandı. Said Nursi hakkında “İslam’a adanmış ve bu uğurda her meşakkate katlanmış; ancak onun davasını ve mirasını sürdürecek bir ailesi ve çocukları olmamış. Hepimiz onun manevî çocuklarıyız. Her birimizin onun davasına sahip çıkmamız lazım.” diye görüşlerini ifade etmişti.

 

 

Ebu Rabi’nin Üstad Bediüzzaman Said Nursi ile ilgisinin kendisi açısından özel bir anlamı da vardı. Çünkü Nursi’nin gurbet hayatı, sürgünü ve bu süreçte gurbet üzerine yaptığı tespit ve yorumlar, aslında Rabi’nin kendi hayat öyküsüyle de tıpatıp örtüşmekteydi. Rabi de anayurdu Filistin’den uzaklara, Amerika’ya göç etmiş ve uzun yıllar boyunca derin bir gurbet özlemi içinde yaşamıştı. Ülkesi İsrail tarafından işgal altında tutulan, akrabalarının bir kısmının ise hâlâ mülteci kamplarında yaşadığı bir Filistinli için gurbet kavramının büyük bir anlam ifade etmesi, elbette anlaşılır bir şeydir.

İbrahim Ebu Rabi çok mütevazı, vefalı, fedakar, gayretli, girişken sıcak bir insandı. Her kesimden dostu vardı. En yakın dostları arasında Norton Mezvinsky ve Ilan Pappe gibi anti-Siyonist Yahudilerden de insanlar vardı.

Ebu Rabi’nin Müslüman dünyasının neredeyse tüm renkleri ile arası iyiydi. Radikal gruplardan tasavvuf ehline kadar hepsine Amerika’daki evini açıyordu. Amerika gibi bireysellik ve bencilliğin had safhada olduğu bir ülkede bu davranışın önemi çok daha artıyordu. Evi bazen uluslararası bir misafirhane gibi olurdu. Ancak tüm bu farklı renkleri, kendi eleştirel bakış açısı ve kendine has “şakacı” bazen de iğneleyici yönüyle kucaklardı. Bazen hayatta hiçbir şeyi ciddiye almıyor gibi gözükmesi, sıklıkla ironiye ve mizaha başvurması, bu açıdan bakınca, yaşadığı nice nice acıların üstesinden gelebilmek için geliştirilmiş bir stratejiydi.

Ebu Rabi’nin İngilizcesine Amerikalılar bile hayran kalırdı. Filistinli olması sebebiyle Amerika’da kendisini ispat edebilmek için onlardan daha iyi İngilizce öğrenmişti. The Muslim World’un editörlüğüne getirilmesinde bunun da etkisi vardı. Bir zamanlar misyonerlerin ve oryantalistlerin en büyük yayın organı olan dergi, onun editörlüğünde sayfalarını Müslümanlara açtı. Abu Rabi’nin katkısı ile dergide makalesi yayımlanan Müslüman bilim insanlarının sayısı sürekli arttı. Dergide Türkiye’deki İslamî hareket ve din anlayışının daha iyi anlaşılması için özel sayılar yayınladı: Bediüzzaman Said Nursi, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi konularda özel sayılar yayınlandı. Derginin bu yayınları doğal olarak büyük kesimlere ulaştı.

Ebu Rabi hayatı boyunca pek çok kitap yayınladı. Bunlar arasında özellikle Islam at the Crossroads (2003), Contemporary Arab Thought (Pluto Press, 2005), and The Contemporary Arab Reader on Political Islam (Pluto Press, 2010) kitaplarını sayabiliriz.

Abu Rabi çok sevdiği ve bir ömür boyu hasret yaşadığı Filistin topraklarına kavuştu; yurduna ölümüyle döndü. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz.

 

***

 

 

İyi Bir Dost ve Hocaydı

Uzaklardan. Aslen Filistinli, Uzun yıllar Amerika'da yaşadı, Hardford Üniversitesinde çalıştı ve 1911 yılından bu yana kesintisiz yayınlanan; başta Amerika'daki üniversite ve kütüphaneler olmak üzere, Batı dünyasının yakından takip ettiği The Muslim World dergisinin editörlüğünü yaptı. Tanıdıklarının şehadetiyle iyi bir dost ve bir hocaydı. Risale-i Nurların dünyanın entelektüel camialarında tanınmasına büyük katkılarda bulundu. Yakın arkadaşlarının ifadesiyle İslam'ın modern entellektüel tarihine büyük bir vukufiyeti vardı. Küreselleşmiş bir dünyada inanç tabanlı cemaatler arasında köprüler kurmanın şart olduğuna inanıyordu.