ARAMA SAYFASI

Kur’an Bilimle Çatışır mı?

İslâmiyet’le bilimin çatışması söz konusu değildir. Çünkü, İslâm dini, kâinatın tamamını âdeta bir kitap gibi kabul eder. Allah’ın kudret sıfatının eseri olan ve elementlerle yazılmış bir kitap.

Yani, kâinat kitabı.

Her bahar sanki bu kitabın bir sayfası, asırlar o kitabın formaları hükmündedir. İnsan da bu kitapta bir kelimedir. Bütün bilimlerin konusu, bu kâinat kitabıdır. Yani, taşıyla, toprağıyla, havasıyla ve suyuyla, bitkiler, hayvanlar, güneşler, gezegenler ve insanlarıyla âlemi dolduran canlı ve cansız bütün varlıkların yapısını, bağlı olduğu kanunları ortaya koyma görevi bilimlerindir.

Bilimler bir bakıma bu kâinat kitabını tefsir etmekte, yani açıklamaktadır. Atomdan galaksilere kadar her bir cismin yapısında ve tâbi olduğu kanunlarda; yüksek ve derin bir ilmin; geniş, engin ve sonsuz bir iradenin; son derece hassas bir ölçü ve plânlamanın, gayet merhametli ve sanatlı yapılışın varlığı her dikkatli nazara görünmektedir.

İşte, Allah’ın eseri ve sanatı olan bu kâinat kitabı, sanatkârını, yani O’nu tanıttırmaktadır.

İslâm literatüründe, bilimde ne kadar çok ilerlense, yani varlıklar hakkında ne kadar geniş bilgi sahibi olunsa, Allah’ın kâinattaki tasarrufunun, hikmet ve hâkimiyetinin bilinmesini sağlayacağı, dolayısıyla Allah’ın daha iyi tanınmış olacağı vurgulanır.

Varlıkların ölçülü olmalarının, bir maksat ve gayeye göre plânlı yaratılmalarının düşünülmesi de ‘tefekkür,’ yani fikir ve akıl yürütme, yorumlama olarak ifade edilir. Böyle bir saatlik akıl yürütme ve düşünmeyi, İslâmiyet bir sene nafile ibadetten üstün tutmaktadır.

Kur’an; “Düşünmüyor musunuz?”1

“Aklınızı kullanmıyor musunuz?”2 diyerek akla havale eder.

Aklı düşünmeye teşvik eder. “Bu inceliği, ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar” der.3

Allah’tan ilmimizin artırılmasını istememizi öğütler: “Rabbim, ilmimi artır de.”4

Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığına dikkat çekilir: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”5

“Düşünesiniz diye gerçekten size âyetleri açıkladık.”6

Bilinmeyen bir şeyin sorulup araştırılarak öğrenilmesi ister: “Eğer bilmiyorsanız, bilenlerden sorun” denmektedir.7

Hadislerde de ilme teşvik vardır:

“İlim talebi için yola çıkan kimse, dönünceye kadar Allah yolundadır.”8

“Kim ilim öğrenmeyi talep ederse, bu onun geçmişteki günahlarına kefaret olur.”9

“Hikmetli söz mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen almaya ehaktır.”10

“İlmin azalması, cehaletin artması” dünyanın sonu olarak belirtilmiştir.11

İslâmiyet’te bilimle uğraşan insanın mürekkebi, şehidin kanından üstün tutulmuştur.

Böyle bir din, bilime karşı olabilir mi?

Zaten bütün bilimler, Allah’ın kâinat kitabının tefsiri ve açıklaması değil midir?

Kur’an da O’nun kitabı, kâinat da. Kur’an’a ters düşen, ilim değil, ancak bir takım teori ve hipotezler veya ideolojik yaklaşımlar olabilir.

 

Kaynaklar:

1. Bakara, 76.

2. Bakara, 44.

3. Âli İmran, 7.

4. Tâhâ, 114.

5. Zumer, 9.

6. Hadîd, 17.

7. Nahl, 43.

8. Tirmizî, İlim 2, 2649; İbn Mâce, Mukaddime 17, 227.

9. Tirmizî, İlim 2, 2650.

10. Tirmizî, İlim, 19, 2688.

11. Buhari, Kitabu’l-İlim, 71-72.