TR EN

Dil Seçin

Ara

Modern İnkarcılığın İç Yüzü

Modern İnkarcılığın İç Yüzü

Seküler bilim, yaratılışı tabiata ve sebeplere verir. Seküler bilim, fiilin sahibine (Allah) gerek yokmuş gibi ve failden hiç bahsetmeden, “sebepler yapıyor” der, dikkatleri sebeplere yöneltir. Bu üstü örtülü inkâr metodu, açıkça “Tabiattaki işleyişe Allah karışmıyor” demekten çok daha aldatıcı olur. Seküler bilim, “Allah’ın varlığı yokluğu ve evrenimizde etken olup olmadığı, ‘bilim’in konusu değildir” der. Ama “Yaratıcı’nın olmadığına” dair sürekli propaganda içine girer.

İdeoloji ve felsefe ile karışık bir şekilde sunulan bilime kısaca “seküler bilim” diyeceğiz. Seküler bilim, yaratılışı tabiata ve sebeplere verir. Seküler bilim, fiilin sahibine (Allah) gerek yokmuş gibi ve failden hiç bahsetmeden, “sebepler yapıyor” der, dikkatleri sebeplere yöneltir. Bu üstü örtülü inkâr metodu, açıkça “Tabiattaki işleyişe Allah karışmıyor” demekten çok daha aldatıcı olur.

Seküler bilim, “Allah’ın varlığı yokluğu ve evrenimizde etken olup olmadığı, ‘bilim’in konusu değildir” der. Ama “Yaratıcı’nın olmadığına” dair sürekli propaganda içine girer.  

Seküler bilim, bir yandan “inanç ve dinden bağımsız” hareket ettiğini söyler; diğer yandan keşif ve gözlemlerini, “ateizm” (küfür ve şirk) lehine yorumlar. Samimi değildir.

Seküler bilim, “Yaratıcı”ya, mecburen sadece evrenin başlangıcında “İlk Neden” olarak küçük bir rol vermek ister. Bu İlk Neden Tanrısını bir süreliğine reddetmez görünür. Ancak ileride bilim, evrenin başlangıcını da çözüp  “karanlık nokta” aydınlanacak, bu İlk Neden Tanrısı’na inanmak için mantıkî bir zorunluluk kalmayacak der!

Görüldüğü gibi, seküler bilim duruma göre “alenî deist” davranır. Ama aslında “gizli ateist”tir. Sıkışınca ise, “agnostistizme” kaçar. “Gözleyip bilemediğimiz tanrının varlık yokluğu gibi meseleler bilimin konusu ve sahası değil” deyip kaçar. 

 

İnkârcılığın İç Yüzü

Seküler bilim, “Tanrı yok, varsa bile işleyişe karışmıyor” derken bir taraftan da asıl Fail ve Sani olan Cenab-ı Hak yerine başka failler ikame eder. Evrenin kendi başına işlediğini, bu yüzden yaratıcıya ihtiyaç olmadığını empoze eder. İnsanlar bunları sorgulamadığından bu “inançlar” zamanla benimsenir. Kişi içine düştüğü “şirk” düşüncelerinin farkına bile varmaz. 

Modern inkarcılığın iç yüzünü yazar Ayhan Küflüoğlu güzel anlatır. Küflüoğlu, bilim üzerindeki bu tasarrufu bir illüzyonistin ya da hokkabazın el çabukluğuna benzetir.[1] Dikkatiniz belli bir yöne çekilir ve asıl gerçek gözünüzden kaçırılır. Dikkatlerimiz evrendeki bazı “Sebep ve maddî nesnelere” yönlendiriliyor ve her seferinde “kâinattaki fiillerin fâili” nazarlardan kaçırılıp ve gizleniyor.

Bu zihnen uyutulma sonucu, “Âlem nasıl yaratıcısız ve sahipsiz olabilir!?” sorusu akla bile gelmiyor!.. Gelse de, inançsız bilim ona da “Fâilsiz, yani kendi kendine olduğu ya da çeşitli sebeplerin etkisi ve mekanizmalarla işlediği” şeklinde “güya bilimsel(!)” açıklamalarla hokkabazlık yapar.

Bu arada seküler bilim, sürekli objektif, dinden-inançtan bağımsız hareket ettiğini vurgular. Ancak tek yaptığı “kendi iddialarına inandırmak”tır.

Bilim adına, eğitim adına yapılan bu zihinsel bombardıman telkinlerine dünyaya gözümüzü açtığımızdan beri maruz kalmaktayız. Okullar ve ders kitapları ile yapılan zihinsel manipülasyon işlemine medya da destek verir. Özellikle dışarıdan transfer edilen belgesellerle…

 

İlimden İrfana ve Marifete Geçiş Hattının Kapanması

Seküler bilim, evren gözlem ve araştırmalarında “Kim?, Niçin?, Niye?, Anlam ve Amacı ne?” sorularını sormaz.

Hâlbuki bilimin en temel amacı; gözlem ve deneylere dayanarak, geçmiş ve gelecek hakkında bilgi ve bulgular elde etmektir. Somut gördüklerinden, soyut kanun ve prensiplere ulaşmaktır. Varlık ve işleyişten, “Teoriye göre, evrende şöyle bir şey de olması gerekir” deyip, henüz göremediği o varlık ve boyutları keşfetmeye çalışmaktır.

Eğitim aslında, insanın kendini ve kâinatı keşif yolculuğu halini alması gerekir. İnsan, var olan potansiyellerini keşfetmek için vardır. Çekirdekler gibi kendisine lütfedilen potansiyelini uyandırmalı ve işletmelidir. 

Ne var ki materyalist bilim ve mevcut eğitim insanın asli ihtiyaçlarını ve fıtratını, ebede açılan duygularını görmezden gelir; insanın sonsuzluğu arzulayan duygularına bakmaz.  

Böyle olunca bilgi sadece sınavda geçme aracı haline geldi. Öğrenilenler malumat boyutunda kalınca, ilimden irfana ve marifete geçiş hattı kapandı. Bilim materyalizmin “malı” zannedildi. Eşyanın/varlığın sır ve hikmetleri gizlendi. Bu yüzden okul kitaplarından başlamak üzere her türlü yazılı, sesli ve görüntülü yayın, bizi, “gerçeği anlamaz” bir nazarla kâinata bakmaya şartlandırıyor.

Materyalist ya da seküler bilim, laboratuvarlarda denenmeye uygun olmayan, dolayısıyla doğruluk veya yanlışlığı ölçümlerle belirlenemeyen bilgileri bilim-dışı ilan eder. Ancak beş duyu ile idrak edemediğimiz manevî duygularla idrak ettiğimiz gerçekleri kabule yanaşmaz.

Seküler bilimce yapılan yanlışlık bu kadarla kalmaz. Beş duyu ve deneycilik (empirisizm ve pozitivizm) yöntemlerinin, bilgi edinme mekanizmalarından sadece birisi olduğunu nazarlardan saklar. Bilgiyi sadece maddede görülebilen miktarıyla sınırlar.  

Seküler bilim, kâinattaki düzen ve ahengi inkâr etmez. Ne var ki, bu düzen ve ahengin tesadüfler sonucu ortaya çıktığına inanmamızı ister. Bunun ne mânâya geldiğini kendileri de bilmez. Onlara göre, kendileri yaratılmış, âciz, cahil, fâni ve başıboş sebepler, hiçten ortaya çıkan kanunlar aracılığıyla, etrafımızda görüp işittiğimiz o harikulâde ahenk ve denge içindeki sanat eserlerini yaratmaktadırlar.

Materyalist bakış açısı olaylara menfaati açısından bakar. Egoyu besler. Bilimi çevresine hükmedeceği bir araç olarak görür. Sonuçta, tabiatçı seküler eğitim, inançsızlığın (deizm ve ateizm vb) olduğu kadar ahlâksızlığın da bir kaynağı olur. 

Bir yazıya baktığımızda dikkatimizi harflere ve kâğıda değil, harflerin birleşmesinden ortaya çıkan manalara yöneltiriz. Âlem de yazılmış bir mektup gibidir. Varlığın aslı, Allah’ın isimlerinin eserlerinde yansımasıdır. “Bilimsel gerçekler” de Allah’ın “Hak” isminin aynaları ve yansımalarıdır.  

Tüm doğru bilimlerin kaynağı Allah’ın ‘Hakîm’ ve ‘Alim’ isimleridir. İslamiyet ile bilim birbirinin zıttı değil, varlığı anlamamızda birbirine destek veren iki kanattır.    

Halbuki materyalizme ve ateizme alet edilen bilim, dikkatleri kelimenin anlamına değil, harflere yöneltmektedir. Bilimsel açıklamalar adı altında algıları yanıltıp “asıl anlamı gizler”.

Bu yüzden, günümüz biliminin materyalizmin hegemonyasından kurtarılması ve bilimin özgürlüğüne kavuşturulması en önemli bir mesele halini almıştır.

 

 

Kaynak:

Küflüoğlu, Ayhan, Bilimsellik Felsefesi’nin dayattığı Aksiyomatik Ön İnançlar. http://www.metabilgi.org/bilimsellik-felsefesinin-dayattigi-aksiyomatik-oninanclar/#more-4111 (20.07.2019)