TR EN

Dil Seçin

Ara

Köle / Hayatın İçinden

Delikanlı, kan davası yüzünden, yıllar boyu yaşadığı bölgeyi terk ederek doğudaki küçük bir köye kaçmış. Bu arada parası bittiğinden, karnı zil çalıyormuş. Köye girdiği zaman, etli bir yemek kokusu duymuş derinden. Bir de davul sesleri. İster istemez o tarafa yönelince, bir düğün şenliği görüp, sessizce süzülmüş bahçeden içeriye.

Ağaçların altında, belki yirmi tane masa bulunuyormuş. Onların yanında da, bir çok iskemle. Tam birine oturmaya niyetlenirken, bir çocuk gelmiş yanına: “Ağam sizi çağırıyor!” diyerek.

Delikanlı, davetsiz misafir olduğu için, biraz endişeliymiş. Fakat köymüş burası, davetiye falan istemezlermiş. Merakla gitmiş ağanın yanına, selam vermiş ayakta dikilirken.

Köy ağası, onun başka yerlerden geldiğini, daha bahçeye girerken anlamış. Her misafir gibi oturtmuş masasına. Bu arada altına bir yastık koyarak.

Delikanlı, şaşırmış bu ilgiye. Böyle bir inceliği, kimseden görmemiş yıllar boyunca. Hatta kendi ailesinden bile. Üstelik hep ezilmiş onlar tarafından, kanlıları sanki yetmezmiş gibi.

Yastığa otururken, bir anda gönlü ısınmış ağaya. O köyde yaşamaya, o adama köle olmaya karar vermiş. Karnının doyması yetermiş ona. Başka bir şey aklından bile geçmiyormuş.

Ağa kabul edince, onun yanında iş tutup, canla başla, ırgat gibi çalışmış, bir gün bile halinden şikayet etmeden.

Ağa, her fâni gibi, günün birinde dünyadan ayrılmış. Delikanlı artık olgun biriymiş ama, her nedense kendisini garip hissedip, köyü birkaç gün içinde terk etmiş. Zaten bekârmış. Hiç bir engel yokmuş onu tutacak. Aylar boyu dolaşmış ortalarda. Bir gün yine bir bahçede düğün görene kadar.

On yıl öncesi gibi, girmiş içeri. Yine davet edilmiş ağanın yanına. Zaten bunu istiyormuş bütün kalbiyle. Hayatını değiştiren bir olayın tekrarını ümit ederek.

Yanına gittiğinde, birkaç tane minder görmüş, yere serilen bir kilim üstünde. Fakat ağa hiç birine oturmuyormuş. Babacan tavrına rağmen, her nedense diğer ağa gibi yapmamış. Sadece “hoş geldin!” demiş, güler bir yüzle.

Bizimki çökmüş adamın yanına. Ona iyi bir ders vermek niyeti ile. Bir minder alarak üstüne otururken, daha önceki ağayı anlatmaya başlamış. Basit bir minder yüzünden, o adama nasıl bağlandığını, bu yüzden on yıl boyunca kul köle olduğunu; insanoğlunun işte böyle hassas bir ruh taşıdığını falan...

Yaşlı adam, onu hayretle dinliyormuş. Misafirin sözü bittiği zaman, ona belinden alt kısmını işaret ederek:

— Ben de yastık kölesiyim, diye tebessüm etmiş. Bana yastık verene kulluk ediyorum.

Genç adam, işte o an fark etmiş, her insanı yumuşak bir minderle yaratanı. O yastığa oturtup, bin bir türlü nimetleri ikram edeni. Altına koyduğu sahte yastığı, fırlatmış bir kenara, yaşlı adam gibi bağdaş kurarken.

İki ağa, yan yanaymış şimdi bahçede. Çorba, et ve pilav varmış sofralarında. Bir de şanslı kölelerin yaşadığı mutluluk.