TR EN

Dil Seçin

Ara

Karınca Kanatlanınca / Hayalin İçinden Öyküler

Murat, yanında oturan fakat yolculuk başladığından bu yana kendisi ile tek kelime konuşmayan adamın; pür dikkat ve tam sayfa açık bir halde okuduğu gazetesini düzgün bir şekilde katlamasıyla, yolculuğun sona ermekte olduğunu anlamıştı. Diğer yolcularda da bir hareketlilik başlamış ve birçoğu, deniz otobüsünün pencerelerine yönelmişti. Kendisi de aynı şeyi yapacaktı. Yalova’dan İstanbul Bakırköy’e hareket etmiş olan bu deniz otobüsünün İstanbul’u karşısına aldığı bu dakikalarda manzaranın bir tablodan farksız olduğunu o da biliyordu.

Bakırköy iskelesinde buluşacağı arkadaşı ile saat 18:30 için anlaşmışlardı. Fakat bir önceki deniz otobüsü ile geldiği için yaklaşık bir saat erken gelmişti. Daha bu kadar süresi olmasına sevinmişti aslında. Nedenini anlayamadığı bir sıkıntı vardı içinde. Arkadaşı onu İstanbul’un en eğlenceli mekânlarına götüreceğini, felekten bir gece çalacaklarını söylemişti. Zaten çok hareketli, deli dolu biriydi. Çocukluğundan beri ona hep “atom karınca” diye takılırdı. Geceye katılacak ekipte arkadaşının kız kardeşi ve eşi ile yine arkadaşının birkaç hafta sonra evleneceği nişanlısı da olacaktı. Bir de en yakın arkadaşı olarak Murat’ın da yanında olmasını istemişti. Murat bu tür bir muhabbete eskisi kadar sıcak bakmasa da arkadaşının bu teklifine hayır diyememişti. Askerliği birkaç ay önce bitmişti bitmesine fakat katıldığı çatışmalarda yaşadıkları, onun hayata bakışında farklılıklara neden olmuştu.

İskelenin kafeteryasına vardığında köşedeki kitap reyonunun yanı başındaki masaya oturdu ve sipariş almaya gelen garsona şekersiz bir Türk kahvesi istediğini söyledi.

Kahvesini yudumlarken bir yandan da hemen yanı başındaki kitap reyonuna şöyle bir göz gezdirdi. Oldukça zengin bir muhteviyatı vardı reyonun. Yeni çıkan kitaplardan bildiği birkaç kitabın da reyonda olduğunu fark etti. Hatta okumayı düşündüğü İÇİMİZDEKİ BİZ adlı kitaba gözü ilişti. Bu kitabın yanında da şu ana kadar duymadığı, kapak tasarımı dikkat çekici bir kitabı fark etti. İsmi de ilginç gelmişti ona: KARINCA KANATLANINCA.

Bu isim, lisede edebiyat dersinde işledikleri bir konuyu aklına getirmişti. Ödevleri, Filibeli Ahmet Hilmi’nin AMAK-I HAYAL (Hayalin Derinliklerinde) isimli kitabıydı ve kitapta geçen fantastik bir karınca hikayesi üzerinde durmuşlardı ders boyunca. Hikayedeki karıncalar, yolcu almak için sırasını bekleyen bir at arabasının altındaki alanı araştırma arazisi olarak seçtikleri için, orada atların yaptıkları dışkılama faaliyetlerini doğa olayları sanıp bu olayların nedenlerini araştırıyorlar fakat bir türlü bulamıyorlardı. Verdikleri onca zayiata rağmen yine de hiç pes etmeden çalışmaya devam ediyorlardı. Öğretmenlerinin çoğu zaman yaptığı gibi bu konuyu da insanların ve hayvanların yaratılış gayesine bağladığı şu sözleri bugün gibi aklındaydı:

“Karıncalar yaratılışları gereği çok çalışkandırlar. Tüm canlıların bir yaratılış gayesi olduğu gibi onların da bir görevi var ve bu görevi yerine getirmek için gece gündüz çalışırlar. Onların insanlar gibi, üstlendiği görevi yerine getirmeme gibi bir seçenekleri de yoktur. Bütün hayvanlar yaratılış gayelerine uygun yaşamaktadırlar. Fakat biz insanlar dilersek bütün bir ömrü, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için tüketebiliriz. Karıncanın kanatlanmasının öleceğine işaret etmesi fakat bunu fark edememesi gibi, insan da onu kanatlandıran gücün ve hırsın etkisinde kalır, kalbinin ve ruhunun ölümünün farkına varmaz.”

Bunları ona hatırlatan kitabı merak etmişti doğrusu. Kendisine çok yakın bir mesafede olan bu kitabı eline alıp karıştırmaya başladı. Kitabın ön kapağında karıncaya benzer hiçbir şey yoktu. Sadece kapağı ortalayan bir şekilde büyük harflerle kitabın ismi ve alt sağ köşede yazarının ismi yer alıyordu. Novella tarzında bir romandı bu. İnce bir kitaptı. Murat arka kapakta yer alan oldukça kısa bir yazıyı okumaya başladığında daha ilk cümlede adeta beyninden vurulmuşa dönmüş ve vücudunun kaskatı kesildiğini hissetmişti:

“Bu kitap genç bir adamın; İLKER AKYILMAZ’ın hüzünlü hikayesini anlatmaktadır. Arkadaşları arasında Atom Karınca olarak tanınan kahramanımızın, felekten çalınan bir gecenin sonunda alkollü bir halde kullandığı araçla yaptığı kaza, çok sevdiği bir insanın ölümüne sebep olur. Artık onun için ölmenin ödül, yaşamanın ceza olduğu ve ikisi arasında gelgitler yaşayacağı bir dönem başlar. Ve o kendini cezalandırmayı tercih eder. Yaşadığı derin pişmanlık Atom Karıncayı, az uyuyan, az konuşan ve az yiyen gerçek bir insana dönüştürecektir.”

Genç adam, okuduklarına inanmakta güçlük çekiyordu. İLKER AKYILMAZ onun beklediği arkadaşının ismiydi. Buluşmalarının nedeni ise felekten bir gece çalmaktı. Üstelik Atom Karınca lakabını ona kendisi takmıştı. Bunun bir isim benzerliği olma ihtimalini düşünerek biraz rahatladı. Felekten bir gece çalmak ise çok kullanılan bir tabirdi ve bunun tesadüf olması ihtimali daha da yüksekti. Evet evet mutlaka böyle olmalıydı yani tesadüftü tüm bunlar. Aslında bu soruların kesin cevabının kitabın içinde olduğunu biliyor fakat buna cesaret edemiyordu.

İlker’in gelmesine yaklaşık yarım saat vardı. Yaşadığı şok devam ediyordu. İçinden bir ses oradan uzaklaşmasını, başka bir ses, okuması gerektiğini söylüyordu. Yoksa bir rüya mıydı bu! Gerçek, yalan, hayal hepsi harmanlanmış ve zihninde adeta bir kaos başlamıştı. Baş ağrısı da cabasıydı.

Murat bir kahve daha söyledi. Kendini biraz toparladıktan sonra kitabı karıştırmaya başladı. Yazarı tanıtan kısmı ve önsözü geçtiği sırada, omzuna dokunan bir elin varlığı ile irkildi. Bu İlker’di. Beklenenden erken gelmişti. O anda yaşadığı tedirginlikle, elindeki kitabı bir suç aletini saklar gibi hızla yerine koyarak ayağa kalktı ve sıkıca sarıldı arkadaşına.

Beraber onları bekleyen araca doğru yürürken arabanın arka koltuklarında ikisi bayan biri erkek üç kişinin olduğunu fark etti. Bunlar arkadaşının nişanlısı, kız kardeşi ve kız kardeşinin eşi olmalıydı. Kitaptan bahsetmesi gerekip gerekmediği konusunda kafası çok karışmıştı. Ya gerçekten de bu gece, bu beş kişiden birinin son gecesi ise, öğrendiklerini paylaşmamış olmak onu sonsuza kadar rahatsız etmeyecek miydi? Murat bu düşüncelerle bocalarken İlker şoför koltuğuna yöneldi ve ona da ön koltuğa geçmesini söyledi. Hızlı bir şekilde oradan uzaklaştılar.

Murat’ın, tam okumak üzere iken, İlker’in erken gelmesi nedeni ile okuyamadığı romanın ilk sayfası şu cümlelerle başlıyordu:

“İlker, araya giren askerlik dönemi nedeniyle uzun bir süredir görüşemediği çocukluk arkadaşı ile buluşacakları vapur iskelesine vardığında, arkadaşının kendisini kitap reyonlarının olduğu bölümde beklemekte olduğunu gördü. Onun gelmiş olmasına çok sevindi. Çünkü felekten bir gece çalmak konusunda uzman olan bu arkadaşının böyle bir gecede yanında olması geceye çok şey katacaktı.”