TR EN

Dil Seçin

Ara

Hayalin İçinden Öyküler / Huzurlu Bir Ev

Hayalin İçinden Öyküler / Huzurlu Bir Ev

Soner nereden geldiğini anlayamadığı bir ses duydu:

“Çabuk televizyonu aç, haber kanalında birazdan annen çıkacak.”

O sırada bir dizi izliyordu. Vakit gece yarısını çoktan geçmiş, yatması gerektiği halde başladığı bu beyin yakan dizi onu birkaç bölüm arka arkaya sürüklediği için yatamamıştı. Zaten biraz yanmış olan beyni duyduğu bu sesle daha da yandı. Üstelik annesinin haberlere çıkacağını söylemesi ateşi daha da körüklemişti. Oysa kendisi salondaydı, 74 yaşındaki annesi de odasında uyuyordu.

“Çabuk ol, haberler başladı. Az sonra annenle bir röportaj yayınlanacak, senden de bahsedecek.”

Soner ne yapacağını şaşırdı. Duyduklarına inanamıyordu. Ellerinin titremesini durduramıyor, bir yandan da gayriihtiyari televizyonun kumandasıyla dizi platformundan televizyon seçeneğine geçmeye uğraşıyordu. Ekran önce kısa süreliğine karardı, ardından televizyon kanalına geçiş yaptı.

Haberler başlamıştı. Ekranın altında kocaman harflerle “Evlat vefasızlığı çığ gibi büyüyor” başlığı atılmıştı. Spiker dehşet içinde kalmış bir ses tonuyla, İstanbul’da bir huzurevinde güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerden bahsediyor ve kişilerin tam seçilemediği bu görüntüler eşliğinde, evlatlarının huzurevine bıraktıkları ve bir daha arayıp sormadıkları 78 yaşındaki Hacer teyzeye bir görevli tarafından uygulanan zorbalığı anlatıyordu. Tam o sırada başka bir görüntüye geçildi. Burada Hacer teyzeye bir mikrofon uzatılmıştı. Röportajı yapan kişi ilk sorusunu sordu:

“Hacer teyze, 78 yaşındaymışsın, kaç yıldır buradasın?”

“Dört yıldır buradayım evladım.”

“Dışarda kimin kimsen var mı?”

“Dört oğlum var.”

“Dört tane çocuğunun yanında barınamadın mı?”

“Kader diyelim, bu da Allah’ın imtihanı diyelim.”

“Ben şimdi dondum kaldım.”

“Bir oğlumun yanındaydım aslında. Oğlumun beş yaşındaki kızı, torunum kayboldu. Bir daha da bulunamadı. Zaten biraz asabi olan gelinimin psikolojisi iyice bozuldu. Beni evde görmek bile istemedi.”

“Diğer gelinler rıza gösterseler evlatlar yanına alır mıydı?”

“Evet alırdı.”

“Pek sıkıntı verecek birine benzemiyorsun. Senin namazınla niyazınla bir eve bereket gelir be teyze.”

“İyi diyorsun da ne bileyim yavrum. Bu dünya böyle, bu devir böyle diyelim. Ben onları hiç kimseye muhtaç etmedim. Evlerini de aldım, evlendirdim de. Onlar beni ellere muhtaç ettiler. Kırgın değilim desem yalan olur.”

Soner eşinin kendisini dürtmesiyle uyandı. Terden sırılsıklam olmuştu. Eşi de onun titremelerine uyanmıştı. Sorduğu sorulara cevap veremedi. Rüyasında gördüklerini anlatsa onunla dalga bile geçebilirdi. Çünkü bu konuyu kaç gündür detaylarıyla masaya yatırmışlar ve Hacer teyzeyi de ikna etmişlerdi. Üstelik yarın götüreceklerdi annesini huzurevine. Gerekli görüşmeleri yapmışlardı. Bu yüzden hiçbir şey demedi Soner, “Karmakarışık bir rüyaydı, korkunç şeyler gördüm sanki, hatırımda kalan net bir şey yok” demekle yetindi.

Fakat o gece sabaha kadar uyuyamadı Soner. Annesinin özellikle en küçük çocuk olarak ona daha bir düşkün olduğunu biliyordu. Çok emeği vardı üzerinde, çok hakkı vardı. Bu arada rüyasının beş yaşındaki kızı Liya ile ilgili bölümü de huzursuz etmişti onu.

Hacer teyzenin huzurevine razı olmasının iki sebebi vardı: biri onu istemeyen gelini, diğeri de gelininin evin içinde beslediği köpeği. Yıllar önce evde köpek varken rahmet meleklerinin eve girmeyeceğini söylediğinde yobazlıkla suçlanması da cabasıydı. Bazen köpeği odasına girmiş halde buluyordu. Gelinin bunu bilerek yaptığını düşünmeden edemiyordu.

Aslında Liya’dan—ona Leyla diyordu—ayrılacak olmasına üzülüyordu. Liya da ona çok düşkündü. Söyleyemediği için Leyla dediğini sanıyordu. Fakat böyle çağırmasından da mutlu oluyordu. Ne var ki yıllardır bu evde sadece kendisi değil, hiç kimse huzur bulamamıştı. Gelini titiz bir insandı. Misafir geleceği zaman bir hafta öncesinden hazırlıklar ve huzursuzluklar başlardı. Temizlik ve eşya düzeni konusunda çok hassastı. Kendisine direkt söyleyemediği şeyler için de Soner azarlanıyordu. O zaten her şeyin suçlusuydu: saftı, rahattı, duyarsızdı. Bir minderin yerinin değişmesi kıyamet kopması için yeterliydi. En küçük oğlu Soner olduğu halde neden abilerinde değil de onlarda kaldığını da her defasında sorgulamaktan, dile getirmekten çekinmiyordu. Oysa eşinin ve ailesinin, en küçük kardeşlerin bu görevi üstlenmesine dair bir kültüre sahip olduğunu bilerek evlenmişti.

Sabah hazırlıklar tamamlanınca yola koyuldular. Bırakacak kimse olmayınca Liya’yı da aldılar yanlarına. Trafiği normal yoldan çok yoğun gösterdiği için navigasyon onları otobana yönlendirdi. Yolun yaklaşık bir saat süreceği yazıyordu ekranda. Otobanda bir süre ilerledikten sonra çıkışa 30 km kaldığını gösteren bir tabela ile karşılaştılar. Tabelanın az ilerisindeki dinlenme tesisinde benzin almak için durdular. Marketten de biraz alışveriş yaptı Soner. Kasadaki genç adamın çekik gözleri ve aksanı dikkatini çekmişti. Kısa bir sohbette Özbekistan’dan üniversite tahsili için gelen biri olduğunu öğrendi.

Epeyce yol aldıktan sonra gidecekleri yerin navigasyonda hâlâ bir saatlik mesafede görünmesi ve kilometrenin hiç azalmamış olması dikkatini çekti Soner’in. Teknik bir arıza olduğunu düşündü. 120 km hızla gidiyordu oysa. Saatine baktı. 10 gibi çıkmışlardı yola ve saat 10:30’u gösteriyordu.

Az ilerde yine bir dinlenme tesisi ve benzin istasyonu daha görünüyordu. Tesise yaklaştığında gözlerine inanamadı. Girişten önceki tabelada otoban çıkışına 30 km kaldığı yazıyordu. Burası yarım saat önce benzin aldıkları tesisti. Bunu Soner’den başka kimse fark etmemişti. Yaşadığı şaşkınlık ve tedirginlikle beraber istemsizce yoluna devam etti. Midesinde bir yanma başlamış, alnından dökülen soğuk terleri silmeye takati kalmamıştı. Bir süre daha devam ettiğinde yine aynı tesise yaklaştıklarını fark etti. Bir kısır döngünün içinde olduğunu idrak etti böylece. Oraya girdi Soner. Benzinliğin bir kenarına park etti. Eşinin ve annesinin sorularını ve serzenişlerini cevapsız bıraktı. Özellikle eşi her zamanki gibi Soner’i rahat olmakla ve navigasyona uymakla suçluyordu.

Liya, “Babacığım, ben de seninle markete geleyim ne olur?” diyerek indi arabadan. Onunla beraber girdiler markete. Soner markete girmeden, önceki benzin istasyonunda arabasına işlem yapan pompacının da orada olduğunu gördü. Markete girince çekik gözlü kasiyer aynı bozuk aksanla sordu:

“Siz sabah saatlerinde de gelmiştiniz, değil mi?”

Soner bu soru karşısında hemen saatine baktı. Vakit öğlen olmuştu.

Burasının aynı dinlenme tesisi ve aynı istasyon olduğuna şüphe yoktu, fakat nedenler ve nasıllar içinde bocalıyor, ne yapacağını bilemez bir halde olmanın ağırlığı altında eziliyordu. Hiç yaşamadığı bir çaresizlikti bu. İçinde fırtınalar koparken bile sakin kalmayı her zaman başarabilen Soner, şu an bu yeteneğinin sıfırlanmak üzere olduğunu hissediyordu.

O sırada Liya’ya “Hadi kızım, arabaya dönelim” diyecek oldu fakat Liya orada değildi. Yüreğinde bir çarpıntı başladı. Bir an tüm gücüyle avazı çıktığı kadar bağırmak istedi. Fakat onun arabaya geri dönmüş olma ihtimaliyle rahatlattı kendini. Arabaya vardığında ise Liya’nın kaybolduğu gerçeğiyle karşı karşıya kaldılar. İhtimaller korkulara, korkular koşuşturmalara karıştı.

Dinlenme tesisinin ve benzin istasyonunun her yeri onlarca kişi tarafından en ince noktasına kadar aranmasına rağmen Liya bulunamadı. Hepsi perişan bir haldeydi. Kayıp çocuk için polisi aradılar fakat polis onların önce çok yakındaki karakola gelmelerini istedi. Bunu kendi arabalarıyla yapamayacaklarını anlayan Soner bir taksi çağırmayı düşündü. Fakat o an aklına dün gece gördüğü kâbus gelince karakola gitmek için bir taksi çağırmanın da işe yaramayacağını anladı. Annesi ve eşi gözyaşlarına boğulmuşlardı. Hacer teyze dinlenme tesisinin mescidinde gözyaşları içinde dualar ediyor, Liya’nın sağ salim bulunması için Rabbine yalvarıyordu.

Soner, Hacer teyze mescitteyken tesisin kafeteryasında eşini sakinleştirmeye çalıştı. Her şeyin düzeleceğine dair söz verdi. Kâbusu hakkında bir şey hatırlamadığının yalan olduğunu söyledi ve rüyasını ayrıntılarıyla anlattı ona.

Eşi, neredeyse akşam olmasına rağmen otobandan çıkamadıklarının ve dönüp dolaşıp aynı tesise geldiklerinin farkındaydı. Üstelik Soner’in rüyasında Liya’nın kaybolduğunu gördüğünü söylemesi de onu çok etkilemişti. Genç kadın, bütün bunların Hacer teyzenin huzurevinde çekeceği muhtemel sıkıntılar nedeniyle olduğunu düşündü. Artık onun da huzurevi kararından vazgeçip evlerine hep beraber geri dönmeye karar verdiklerinde Liya’nın da ortaya çıkacağından, hiç şüphesi kalmamıştı. Kızını bulma ümidiyle rahatladı. Bu yüzden ikisi de arabaya doğru yürümeye başladılar. Hacer teyze de mescitten çıkmış onlara doğru yürüyordu. Yaklaştıklarında arabanın altına saklanmış olan Liya’yı oradan çıkarken gördüler.

Hacer teyze Liya’nın bulunmasına sevinirken, hiç sorun yaşamadan eve kadar gelmelerine şaşırmıştı. Daha çok şaşırdığı ise eve hep beraber dönmeleri oldu. Çünkü ne kâbustan ne de yeni karardan henüz haberi yoktu. Dönüş yolculuğu zihinsel sorgulamalarla geçmiş, birkaç sevgi ve şükür kelimesinden başka dünya kelamı konuşulmamıştı. O gece Soner de gelini de ondan af dilediler. Sabahtan beri yaşadıkları gerilimin yerini, büyük bir hatadan dönmüş olmanın huzuru almıştı.

Hacer teyze birkaç gün sonra gelininin, “Annem kendisini bu evde daha huzurlu hissetsin” diyerek, “aşkım” diye hitap edecek kadar sevdiği köpeğini başka birinin sahipliğine verdiğini öğrendiğinde gözyaşlarını tutamadı. Oğlu ile gelininin birbirini daha çok sevip sayması, evlerinde bereketin artması için dualar etti her namazında. Yaşadıkları bu sıradışı olay ne Soner’in, ne eşinin ne de Hacer teyzenin karakterlerinde büyük değişikliklere sebep olmadı aslında. Soner yine sakindi, eşi yine titiz ve Hacer teyze yine fedakârdı. Fakat anladıkları çok önemli bir şey vardı: Her birinin varlığı diğerleri için çok kıymetliydi. Böylece, öncesinde “huzursuz” olan evleri artık huzurlu bir eve dönüşmüştü.