64 Yazı Ümit Şimşek

Yazar Profili »

“Geçim Darlığı Niçin Yakamızı Bırakmıyor?” Diyenlere / Güzel Bir Geçim ve Huzurlu Bir Hayatın Formülü

Ağustos 2020, 524 1234 Görüntülenme Eklenme Tarih: 22 Temmuz 2020 18:51 Ümit Şimşek

 

Geçim darlığından şikâyet etmeyen kalmadı gibi. Ama geçim darlığının asıl sebebini bulabilmek herkese nasip olmuyor.

 

Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun geçiminde bir darlık olur. Kıyamet gününde de onu kör olarak diriltiriz.

O “Rabbim,” der. “Niçin beni kör olarak dirilttin? Oysa ben görüyordum.”

“Öyleydin,” buyurur Allah. “Fakat âyetlerimiz sana geldiğinde sen onları unuttun. Bugün de sen böyle unutulursun.”

(Tâhâ Sûresi, 20:124-126)

 

Hayat şartlarından yakınmak, zamanımızın yaygın bir âdeti haline geldi. Kime “İşler nasıl?” diye soracak olsanız, alacağınız cevap aşağı yukarı aynıdır. Hayat pahalılığından, müşteri yokluğundan, piyasanın cansızlığından, ve daha akla gelebilecek ne varsa hepsinin olumsuzluklarından şikâyet edilmekte…

Bu yakınmalarda, hiç kuşkusuz her zaman bir gerçek payı vardır. Yakınan insanlar, daima darlık içinde yaşarlar. Bu, mutlaka maddî anlamda bir darlık olmayabilir. İnsanın kasası ağzına kadar dolmuş, karnı tıka basa doymuş olabilir; sırtında en pahalı elbiseleri taşıyabilir, en lüks konutlarda oturabilir. Fakat hayatın yükü yine ağır, geçim yine dar, yaşamak yine zor, yine zordur. Lâkin yakınmakla kişi bu dertlerinden hiçbirini hafifletmiş olmaz. Çünkü içine düşmüş olduğu darlığın sebebi, onun görmediği yahut görmek istemediği yerdedir.

Gerçi sebepler, bu âleme Allah tarafından konulmuş kanunlardır; hayatımızı devam ettirebilmek, bu kanunlara uygun şekilde çalışıp çabalamakla mümkün olur. Ancak kanun koyucunun kudret ve iradesini unutur, sebepler perdesi arkasında yaşatan ve rızıklandıranın kim olduğundan habersiz davranırsak, imanımızın gerektirdiği şekilde bir hayat yaşamış olmayız. Hele bu durum bize dünyaya geliş amacımızı unutturacak bir dereceye varmışsa, o hayattan genişlik ve huzur beklemek için bir neden de kalmamış demektir. İşte âyet de bizi bu konuda uyarıyor ve diyor ki: “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun geçiminde bir darlık olur.”

Zikir, “Allah’ı anmak” anlamında alınabileceği gibi, Kur’ân’ın birçok yerinde geçtiği üzere, bizzat “Kur’ân” olarak da anlaşılabilir. Her iki halde de sonuç aynıdır:

Kim Allah’ı anmaktan uzaklaşırsa, kim Âlemlerin Rabbinden kendisine gönderilmiş olan o yüce kitaptan yüz çevirirse, kendi eliyle hayat şartlarını zorlaştırmış olur.

Bunun zıddı olan durum ise, daha başka âyetlerde şöyle açıklanmıştır:

“Erkek olsun, kadın olsun, kim mü’min olarak güzel işler yaparsa, Biz ona huzurlu bir hayat yaşatır; yaptıklarının daha güzeliyle de ödüllerini veririz.”1

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder. Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”2

Âyetler, böylece hadisenin iki yüzünü de açıkça ortaya koyuyor:

Bu dünyada da, âhirette de güzel bir geçim ve huzurlu bir hayat isteyen, Rabbine hakkıyla iman etsin ve imanının gerektirdiği gibi hareket etsin. Kendisini yaratıp yaşatan ve gökten ve yerden nimetleriyle rızıklandıran Rabbinden yüz çeviren de meşakkatli bir hayata hazırlansın.

Gariptir ki, insanlar, hayat şartları ağırlaştıkça, kendilerine asıl ferah kapılarını açacak olan çözüme yönelecekleri yerde, problemi ağırlaştıran sebeplere daha fazla hırsla sarılıyorlar; Allah’ı anmaktan ve Allah’ın kitabına kulak vermekten daha da uzak düşüyorlar. Bu ise, insanın başına dünyayı daha da çok darlaştırıyor. Hadis-i kudsîde de aynen bu durum haber verilmiş ve Allah’ın şöyle buyurduğu bildirilmiştir:

“Ey Âdemoğlu! Kendini ibâdetime ver ki gönlünü zenginlikle doldurayım, ihtiyaçlarını gidereyim. Böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldururum, ihtiyaçlarını da kapamam.”3

Allah’ın zikrinden yüz çevirmenin dar bir yaşamdan başka, âhirette körlüğe yol açması da ibret vericidir. Belki de bu durumu, dünyamızda geçerli olan İlâhî yasalardan “atalet atrofisi” ile açıklamak daha doğru olacaktır.

Bu yasa, “Çalışmayana ekmek yok” esasına dayanan bir yasadır. Bir organımız eğer uzunca bir süre kullanılmaz ise, oraya gönderilen besinler kısılır ve bir zaman sonra da artık o organ iş göremez hale gelir. Uzun bir hastalıktan sonra ayağa kalkan kimsenin yürümekte güçlük çekmesi, yahut alçıdaki bir organı tekrar canlandırmak için fizik tedavi ve egzersiz gibi önlemlere başvurulması bu yüzdendir.

Bu dünyada iman nuruyla aydınlanmayan, görmesi gereken şeylere dönüp bakmaksızın bir ömür geçiren ve Allah’ın kitabına karşı körlük eden bir kimseyi bekleyen âkıbet de böyle bir atalet atrofisinden başka bir şey değildir. İsrâ Sûresindeki bir âyet de bu durumu haber verir:

“Kim bu dünyada kör ise, işte o âhirette de kördür ve daha da şaşkın bir yoldadır.”4

Bütün bu bilgilerin ışığında, şimdi Tâhâ Sûresinin âyetlerini bir daha okuyalım ve toplumumuzun en önemli dertlerinden birinin sebebini de, çözümünü de zihnimize nakşedelim:

Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun geçiminde bir darlık olur. Kıyamet gününde de onu kör olarak diriltiriz.

O “Rabbim,” der. “Niçin beni kör olarak dirilttin? Oysa ben görüyordum.”

“Öyleydin,” buyurur Allah. “Fakat âyetlerimiz sana geldiğinde sen onları unuttun. Bugün de sen böyle unutulursun.”

 

Kaynaklar:

1. Nahl Sûresi, 16:97.

2. Talâk Sûresi, 65:2-3.

3. Tirmizî, Kıyamet: 30; İbni Mâce, Zühd: 2.

4. İsrâ Sûresi, 17:72.

 

……………

 

Âyetler, böylece hadisenin iki yüzünü de açıkça ortaya koyuyor:

Bu dünyada da, âhirette de güzel bir geçim ve huzurlu bir hayat isteyen,

Rabbine hakkıyla iman etsin ve imanının gerektirdiği gibi hareket etsin.

Kendisini yaratıp yaşatan ve gökten ve yerden nimetleriyle rızıklandıran Rabbinden

yüz çeviren de meşakkatli bir hayata hazırlansın.

 

 


Ağustos 2020, 524 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Kur’ân-ı Mübîn / Doğruyu Yanlıştan, Hakkı Bâtıldan Ayırt Eden Kitap

O, doğruyu yanlıştan, hakkı bâtıldan ayırt eder. Ona yönelen ve onda hidayet arayan kimse, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu onda apaçık görür, izlenecek yolu apaçık şekilde onda bulur.

Devamı »

Cevaplarını Bulan Bir Hayatı Nasıl Değişti? / Fırıncı Ağabey’in Ardından

Ne yazık ki, böyle büyük şahsiyetlerin müddet-i hayatlarında insanlar onların yokluğunu tasavvur edemiyor. Bu yüzden, onlar gibi olmak ve onlara benzer insanlar yetiştirmek ihtiyacı çok fazla hissedilmiyor. Ama hayatın en büyük gerçeği bir gün o büyük insanları aramızdan alıp götürdüğünde, bir başka büyük gerçeğin ister istemez farkına varıveriyoruz: Büyük ve küçük âlemlerin her ikisinde birden böyle hedeflerin peşinde koşacak ideal sahiplerine meğer pek çok ihtiyacımız varmış!

Devamı »

Kur'an Kıssalarındaki Terapi

KUR’ÂN-I KERÎM’İN kıssaları, içerdikleri pek çok dersin yanı sıra, inananlar için büyük bir güç kaynağı teşkil ederler. O kıssalar, her şeyden önce, hakkın tâ kendisidir, tümüyle yaşanmış gerçeklerdir. Onlarda hiçbir kuşkuya yer yoktur. Onun için, o kıssaları okuyanlar, herhangi bir tereddüde kapılmaksızın, kendilerini bu dünyada yaşanmış gerçek olayların içinde bulurlar.

Devamı »

Allah Bu Özel Nimeti Kimlere Veriyor? / Furkan Sahibi Olanlar

KUR’ÂN-I KERÎM’İN öyle âyetleri vardır ki, daha ilk bakışta, “İşte bu bana yeter” dedirtir. Gerçekten de, o birkaç kelimelik özlü cümle içinde, insana hayattan beklediği her şeyi verebilecek bir kapasite vardır. İşte bu âyet de, öyle âyetlerden biridir ve insana, hayatının bütün aşamalarında yol gösterecek hedefleri ve bu hedeflere ulaşmasını sağlayacak bir altın formülü sunmaktadır...

Devamı »