“Zamanın birinde kaplumbağalar arasında bir tepeye tırmanma yarışı düzenlenmiş. Hedef tepeye ilk varan kaplumbağa olmakmış. Yarışı izlemeye gelenler, yarışmacılardan hiçbirinin bunu başaramayacağını düşünmekteymişler. Yarış güzergâhının iki yanına sıralanan izleyicilerden “Çok zor!” “Yapamayacaksınız!” “Başaramayacaksınız!” sesleri yükselmekteymiş. Nitekim yarışmacılar bir süre sonra mücadeleden vazgeçerek birer birer yarışmadan çekilmeye başlamışlar. Sadece bir kaplumbağa azimle ve ısrarla yoluna devam etmiş. Sonunda tek başına tepeye tırmanmayı başarmış. Haliyle herkes hayretler içinde bunu nasıl başardığını öğrenmek istemiş. Ancak kendisine soru yönelttiklerinde anlamışlar ki; tepeye tırmanmayı başaran kaplumbağa sağırmış.”
Olumsuz düşüncelere ve telkinlere sağır olmak gerektiğini salık veren küçük bir hikâye bu. Genelde başarı hedefine yürüyen kişileri motive etmek için anlatılır. Diğer yandan hayat yolunu adımlayan herkesin kulağına küpe olacak türden bir nasihat olduğu gibi bir hisse de çıkarılabilir. Çünkü hayatın akışı içinde birilerinin bazen farkına varmadan bazen de bile isteye yönelttiği olumsuz düşüncelere ve telkinlerine maruz kalabiliyoruz.
Genç bir annenin sözleri:
“Çoluk çocuk, ev düzeni, iş hayatı derken hepsine yetişmeye çalışıyorum. Yoruluyorum tabi ki. Ancak eşimle hayatı paylaşmak, çocuklarıma, aileme, evime emek vermek beni mutlu ediyor. İşimi de severek yapıyorum. Şunu fark ettim. Yaşadığım koşturma ve yoğunlukla ilgili değerlendirmelerde sarf edilen olumsuz cümleler beni son derece olumsuz yönde etkiliyor. En yakınlarımın iyi niyetle söyledikleri bile. Anne babamın beni ne kadar sevdiğini, benim iyiliğimi istediklerini biliyorum. Bana kıyamadıkları için “Kızım çok yükleniyorsun kendine. Hem iş hem ev. Çocuklar da çok yoruyor seni.” diyorlar mesela. Ama bu sözlerin beni ne kadar aşağı çektiğini bilmiyorlar. İyi niyetle dile getirseler de bunları, ben bunları duyduğum için kendimi kötü hissediyorum. Bu da söylemlerime ve davranışlarıma yansıyor. Evde daha gergin, şikâyetçi ve tahammülsüz bir hale bürünüyorum. Aslında ihtiyacım olan güzel sözlerle ve olumlu yaklaşımlarla desteklenmek. Sonrası kolaylaşıyor zaten.”
Bu örnek, anne babayla yapılan sıradan bir günlük konuşmada geçen belki öylesine söylenmiş ya da ebeveyn hassasiyeti ile dile getirilmiş sözler nedeniyle, duygu ve düşünce dünyasına oradan da davranışlara sirayet eden etkilenmeler olduğunu gösteriyor. Gergin ve huzursuz ruh hali de ev içinde çatışma ortamına zemin hazırlıyor haliyle.
Bu hassasiyet ve etkilenmelerin toplumsal hayatta da bir karşılığı var elbet. Günümüzde teknoloji ve internet sayesinde sürekli bir haber akışı ve malumat bombardımanına maruz kaldığımız malum. Sosyal, ekonomik, siyasi haber veya paylaşımlar yapılırken kullanılan dil dikkat çekiyor. İnsan tekleri ve topluma olumsuz yüklemeler yapıldığını görüyoruz çoğunlukla. İnsanların korkuları, zaafları ve hassasiyetleri üzerinden gidiliyor daha çok. Olumlu örnekler ise yok denecek kadar az dile getiriliyor.
Evet, hastalıklar, ölüm, geçim sıkıntısı, deprem kuraklık gibi doğal afetler, şiddet, savaşlar, göç, açlık, susuzluk birer acı gerçek olarak karşımızda duruyor. Küreselleşen dünyanın acil çözüm bekleyen bu sorunlarını ele alış ve dile getiriş biçimi önemli. Ve tabi ki ne niyet üzere olunduğu. Nitekim günümüzde insanların toplumsal hayat içinde gittikçe daha tahammülsüz, her an kavgaya hazır ve çok çabuk şiddete yönelir hale gelmesinde, doğrudan veya dolaylı olumsuz yüklemeler yaparak gerginliği ve huzursuzluğu besleyen sosyal medya ve haber diline maruz kalmanın etkisi de düşünülmeli.
Bunlar bir yana, kış mevsiminde olağan akışında yağacak yağmur ve kardan tutun, yazın sıcakların kaç dereceye varacağına ya da Ramazan ayında fırlayacak olan fiyatlara vurgu yapan malum haber dili yüzünden, yağmuru “Onun Rabbi ile sözleşmesi benden daha yeni.” diyerek kucaklayan Peygamber Efendimiz’in (sav) yaklaşım tarzı aklımıza gelmiyor artık.
Birbirine zarar vermeden yeryüzüne inen, biz insanlara böyle de yol almanın mümkün olduğu dersini veren ve toprağı şefkatle örtüp gelecek yılın mahsulüne yorgan olan bereket vesilesi kar yağacak inşallah diye karşılamıyoruz kışları.
Yazın, sıcağından başka nice güzellikler getirdiğini düşünmek yerine, o sıcaklar gelmeden bunaltıyoruz darlıyoruz kendimizi…
Hele ki Ramazan… Hayatın koşturmasında bir nefes alma, maddi dünya ile aramıza mesafe koyup manen beslenme, yenilenme vesilesi olarak dualarla şükürlerle karşılanması gereken. Paylaşmanın, yardımlaşmanın, sosyal dayanışmanın halden anlamanın ve birbirine sahip çıkmanın en güzel örneklerinin yaşandığı kutlu ay olarak beklemek yerine çarşı, pazar, fiyatlar üzerinden işgal edilen yürekler, zihinler…
Olumsuz düşüncelere ve telkinlere dikkat o halde.
İşte kutlu zamanlara yine erdiğimiz demlerdeyiz. Üç aylar bize yine yeniden nasip olduysa daha çok hamd, daha çok şükür ve daha çok iyilik imkânı verildi demektir. O şikâyet ettiğimiz kötülüklerin ve olumsuzlukların bertaraf olması için sözlü ve fiili duaları artırma zamanı bir anlamda. Mübarek olsun. Bizleri mübarek kılsın.
