“Yıllardır soruyorum bu soruyu kendime / Bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim.”
Son dönemde, önceden seslendirilmiş bir eserin farklı sanatçılar tarafından yeniden icra edilmesi (cover) çok yaygınlaştı.
Bu nedenle Z kuşağından da hatırlayanların olabileceği, fakat X ve Y kuşağının biliyor olma ihtimalinin çok yüksek olduğu bir şarkıda geçiyor bu sözler.
‘Wikipedi’ye göre son yarım yüzyıla damga vuran, aralarında “popçu” ve “rockçı” diye tabir edilen sanatçıların da olduğu 46 sanatçının albümlerinde yer verdiği bu şarkıyı, ekranlarda, konserlerde ve sosyal medyada deyim yerinde ise, “söylemeyen kalmamış.”
Sözler her ne kadar karşılıksız sevmiş ve hayata küsmüş birini de anlatsa ve dinleyen milyonlarca kişi bu anlamda dinlemiş de olsa, nakaratında defalarca sorulan bu soru, insanlık tarihinin en önemli sorusudur aslında.
Üstelik tarih boyunca yüzlerce düşünür, üzerine kafa yormuş ve bu soru binlerce kitaba konu olmuştur.
Etkili, başarılı ve mutlu insanların ortak özelliklerine yönelik araştırmaların ve bu konularda yazılan kitapların sayısı da binlerle ifade ediliyor.
Bu sıradışı insanların; hayata ve olaylara nasıl baktıkları, önemli kararlarını nasıl aldıkları ve yaşadıkları sıkıntılar karşısında nasıl bir tavır takındıkları hep merak edilmiş ve bu insanların; alışkanlıklarına, dahiyane özelliklerine, ne kadarını zekâ ile, ne kadarını çalışarak başardıklarına ve bunu doğuştan gelen yeteneklerle mi yoksa sonradan geliştirdikleri özelliklerle mi sağladıklarına yönelik araştırmalar çok ilgi görmüştür.
Bir kısmı, gereğini yapmak konusunda yetersiz kalsa da bütün insanlar yeteneklerini keşfetmek, hayatının amacını bulmak ve başarılı bir insan olmak isterler. Çünkü potansiyelini keşfetmek hayatın amacını bulmanın, hayatın amacını bulmak başarının, başarmak ise mutluluğun anahtarıdır.
Ülkemizde Kişisel Gelişim konusunda çok satan kitaplara imza atan Mümin Sekman, başarının mutlulukla ilişkisini şöyle ifade ediyor bir sözünde:
“Başarı, kendine koyduğun bir hedefi zekâ, yetenek ve emek harcayarak elde ettikten sonra gelen takdir ve tatmin duygusudur.”
Bu tanım, kanaatimizce de iyi bir tanım. Fakat farklı açılardan da birçok tanım yapılmıştır.
Hayati İnanç, “Başarı nedir?” diye sorduklarında; “Bence asıl başarı, ‘merhumu nasıl bilirdiniz?’ sualinin cevabıdır.” diye cevaplıyor.
Filozof Ralph Waldo Emerson ise “Akıllı insanların saygısını, çocukların sevgisini kazanmış olmak ve tek bir kişi bile olsa birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes almasıdır.” diyerek tanımlıyor.
Ayrıca, başarının da mutluluğun da yaşadığımız müddetçe, varılacak bir nokta değil devam eden bir süreç, bir yolculuk olduğu ve başkalarının bu başarıdan zarar değil fayda görmesi gerektiği, hemen hemen tüm tanımlarda yer alan ortak ifadelerdir diyebiliriz.
Fakat en güzel tanımlar şüphesiz Kur'an-ı Kerim’de. Birkaç farklı surede başarının ne olduğuna dair ayetler var. Bunlardan bazıları şöyle:
“Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.
Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!” (Saffat, 60-61)
Bu başarıya nasıl ulaşacağımız da şu ayetlerde belirtiliyor:
“İnanıp salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır.” (Casiye, 30)
“Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur. Bunlar, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır.” (Duhan, 57)
“Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size? Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. (Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır.” (Saff, 10-12)
…
Yeteneklerini, potansiyelini, hayatının amacını keşfetmiş ve başarılı olmuş, bu başarısı ile gelen takdir ve tatmin duygusunu yaşamış insanlar için verebileceğimiz yüzlerce örnek var elbette.
Fakat bu yazımızla da örtüşen güncel bir örnek olsun istedik ve aklımıza ilk gelen, genç yaşına rağmen bu yaşına kadar büyük başarılara imza atan, Türkiye’nin olimpiyatlardaki gururu Mete Gazoz oldu.
24 yaşındaki millî okçumuz Mete Gazoz, uluslararası spor kariyerine 14 yaşında başladı. Okçuluktaki ilk uluslararası başarısını 2013 yılında gerçekleştirilen Dünya Gençlik Okçuluk Şampiyonası’nda gümüş madalya kazanarak elde etti. 2020 yılında düzenlenen Tokyo Olimpiyatları’nda bu alanda Türkiye’nin ilk olimpik altın madalyasını kazanarak yakaladığı başarıyla tüm dünyada adından söz ettirdi.
2023 yılında Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen Dünya Okçuluk Şampiyonası’nda Erkekler Klasik Yay Final mücadelesinde altın madalya kazanarak dünya şampiyonu olan Mete Gazoz, tarihte bunu başaran ilk Türk okçusu oldu. Millî sporcumuz bu başarısıyla aynı zamanda 2024’te düzenlenecek Paris Yaz Olimpiyat Oyunları’na katılmaya da hak kazandı.
Hem kendisine hem ülkesine kazandırdığı altın madalyalara rağmen başarının bir yolculuk olduğunu şu sözleri ile çok güzel ifade ediyor:
“Hedefim 2024 Paris Olimpiyatları. Aldığım altın madalyaların rehavetine kapılıp, ben nasıl olsa orada birinci olurum, yenerim diye değil aynı şekilde sanki olimpiyat şampiyonu ve dünya şampiyonu olmamış gibi çalışmalarımıza devam edeceğiz.”
Çocuklarının ismini, okçuluktaki başarıları ve “Islık Çalan Ok”un mucidi olarak da bilinen Asya Hun İmparatoru Metehan’dan esinlenerek Mete koyduklarını söylüyor anne ve babası.
Mesleklerinin de buna elverişli olmasını avantaja dönüştürerek Mete’nin hem ebeveyni hem öğretmeni hem koçu olmuşlar. Ve potansiyel nasıl keşfedilir ve nasıl başarılı ve mutlu olunur konulu yüzlerce kitabı özetleyen ve başta öğrencilere, anne ve babalara ve öğretmenlere olmak üzere “başarmak” isteyen herkese ders niteliğindeki şu ibretlik sözleri söylüyorlar bir röportajda: (Her cümlesini dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum.)
- 3 yaşında yay çekmeye, 5 yaşında ok atmaya, 8-9 yaşında yarışmalara katılmaya başladı.
- 6 yaşında müzik kulağının oturması için şan dersi aldı.
- 6-9 yaş arasında, sırf kas gruplarının gelişmesi için yüzmeye gönderdik.
- Belki basketbolda, çok iyi olacak bir spor dalında uğraşmasını istiyorduk ama tabii ki gönlümüz okçuluktan yanaydı.
- Bakmak ile görmek arasında fark vardır. Bunu tespit edebilmesi için resim kursuna gitti.
- Birçok ülkede piyanonun hem sağ beyin hem sol beyinin gelişimine katkı sağladığı, vücudumuzun her iki tarafını kontrollü koordinasyonunu sağlaması için piyanonun çok önemli olduğunu öğrendik. 2 sene özel piyano dersleri aldı.
- Lisanslı satranç oyuncusudur. Sporda hep bir taktik vardır. 2-3 hamle sonrasını hesaplama, sporcuya karşı kendini ayarlama...
- Koordinasyonu gelişsin diye basketbol kurslarına gönderdik.
- Sahnede heyecanlanmaması için İnönü Stadında 29 Ekim’de koroda görev aldı o kadar insanın önünde şarkı söyledi.
- Bunlar tabii ki çocuğumuzun psikolojik ve fizyolojik gelişimine katkı sağladı.
- 13 yaşında Milli Takıma girip, takım halinde dünya ikinciliğine ulaştı.
...
“Yıllardır soruyorum bu soruyu kendime / Bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim.”
Artık bu sorunun cevabını rahatlıkla verebiliriz: Hepimiz bu dünyaya “başarmak” için geldik.
Prof. Dr. Colin Turner neyi başarmaya geldiğimizi, “Herkes Doğuştan Başarılıdır” isimli kitabında şu sözlerle açıklıyor ve bizi uyarıyor:
“Hepimize bir yaşam armağan edildi ve hepimiz bir amaç için yaratıldık. Bu amacı, potansiyelimizi açığa çıkarmakla ve kullanmakla gerçekleştirebiliriz. Kendi koyduğumuz sınırlamaların yaşamımızı başarıya dönüştürmemize nasıl engel olduğunu fark etmemiz gerekiyor.”
Bu uyarıyı dikkate almaz ve gereken çabayı göstermezsek sonuçlardan şikayet etmeye de hakkımız kalmaz. Çünkü bu sefer de bize çok bilindik başka bir şarkı ile cevap verebilirler:
“Kader diyemezsin sen kendin ettin!”
