TR EN

Dil Seçin

Ara

İnsanlık İnsana Hasret Kalmasın

Hayatın son derece hızlı aktığı günümüz dünyasında sosyal, ekonomik ve siyasi sorunlarla boğuşuyor insanlık. Toplumun temel taşı olan aileden başlayarak diğer kurumlardaki işleyiş ve ilişkilerde yaşanan problemler karşısında tedirgin olmamak, endişelenmemek mümkün değil. Ailede çözülme, geçim derdi, eğitim sorunları, salgın hastalıklar, güvenlik, toplumsal dejenerasyon, siyasi tansiyon vs. Bir de ülke coğrafyalarını aşıp tüm insanlığı tehdit eden küresel sorunlar var gündemden düşmeyen. İklim değişikliği, kuraklık, toprağın ölümü(!), çevre kirliliği, canlı türlerinin yok olması, savaşlar, göçler vs. Adını ne koyarsak koyalım bu sorunlar bizi nihai noktada “insan”a götürüyor. Çünkü insan yapıp etmeleriyle hayatı etkiliyor, değiştiriyor, dönüştürüyor. Diğer yandan da yeni şartlar altında kendisi etkileniyor, değişiyor dönüşüyor.

İnsan, iki taraflı işleyen bir süreçte hem özne hem nesne durumunda. İnsanın ve insanlığın huzuru ve selameti için olumlu yönde değişim yaşanıyorsa ne alâ. Ancak insanı insanlığından eden, insanlığı insana hasret bırakan değişim ve dönüşümler karşısında kayıtsız kalınması düşünülemez. İyiliği tavsiye etmek, kötülükten sakındırmak noktasında, herkesin imkân dahilinde ve kendi etki alanı içinde yapabileceği şeyler olmalı. Dikkatleri insana ve insanı anlamaya yönlendirmek iyi bir başlangıç olabilir. 

Akıp giden zaman içinde farklı dekore edilmiş bir dünya sahnesinde olsa da, farklı hayat enstrümanları kullansa da her nesil benzer insanlık hallerini tecrübe ederek yolculuğunu tamamlıyor aslında. Hayalleri, hayal kırıklıkları, hırsları, bencilliği, aceleciliği, nankörlüğü, yorgunlukları, düşüp kalmaları veya düştüğü yerden kalkmayı başarmaları... Merhameti, rikkati, diğerkâmlığı, adanmışlığı... Güçlü ve zayıf yanları ile insan işte... Kimler geldi, kimler geçti?..

…

Farklı insan profilleri geliyor akla...

1. Bir yanda ihtiyaç sahiplerine, onları incitmeden yardım ulaştırmak düşüncesiyle sadaka taşları sistemini hayata geçirenler... Buradan diğer fakirler de nasiplensin diyerek sadece ihtiyacı kadar olanı alma inceliği gösterenler... Diğer yanda başkasının malına çok rahat göz koyan, cadde ortasında insanların çantasını, cep telefonunu gasp eden, evini işyerini soyup soğana çevirenler... İnsanların bir konudaki bilgisizliğini veya zayıflığını şahsi menfaat elde etmek için fırsat bilip “nitelikli” dolandırıcılık yapanlar. 

2022 Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre, küresel nüfusun en zengin %10’luk kesimi küresel gelirin %52’sini alırken, en yoksul yarının payına düşen ise %8.5. Yoksulluğa bağlı sebeplerle küresel çapta her gün 21 bin insan hayatını kaybederken, dünyadaki en zengin 10 insan toplam 1.5 trilyon dolarlık servete sahipler.

…

2. Bir yanda çeltik tarlasında verilen emeğe, çekilen zahmete hürmetle tek bir pirinç tanesini dahi ziyan etmeme hassasiyeti gösterenler... Diğer yanda festival adı altında eğlence olsun diye bencilce davranıp tonlarca domatesi israf edenler...

Günümüzde her yıl 1.3 trilyon ton gıda israf edilirken, dünyada 800 milyonu aşkın insan açlıkla mücadele ediyor.

…

3. Bir yanda yediğini içtiğini nimet bilip onu bahşedenin adını anarak ağzına götürenler ve rızkı verene hamd edenler... Diğer yanda nimetleri sadece protein, karbonhidrat, yağ kaynağı olarak görüp öncelikle ne aralıklarla ve ne kadar “tüketmesi” gerektiğine odaklananlar...

“Yaşamak için yemek”... “Yemek için yaşamak”... Fiziksel açlık nihayetinde birkaç lokma yemek ve birkaç yudum içecek ile giderilebilir. Sadece fiziken doymaya odaklanıp ruhlarını ihmal edenler... Buna bir de yanlış yeme alışkanlıkları ve stresli hayat tarzı eklendiğinde, bir başka açlığa kapı aralanıyor. Duygusal veya hedonik açlık sarmalının insanı getirdiği nokta da çağın hastalığı obezite. Nitekim DSÖ verilerine göre dünyada 1.9 milyar fazla kilolu, 650 milyon obez insan var. Karnı aç olanlar gibi gönlü veya gözü aç olanlar da insan. 

…

4. Bir yanda “Komşum henüz siftah yapmadı” diyerek müşterisini diğer esnafa yönlendiren ticaret erbapları... Diğer yanda maliyetleri azaltıp kârını maksimize etmeye çalışan ve hep çok kazanmak, en çok kazanan olmak hırsıyla rakiplerini piyasadan silmeyi “başarı” addeden işadamları...

Dayanışma ruhu, toplumsal iyiyi önceleme, birlikte kazanma ve birlikte yücelme anlayışından “İnsan insanın kurdudur” ve “Büyük balık küçük balığı yutar” diyenleri haklı çıkaran noktaya gelmek... Böyle değildik... Bize ne oldu? 

…

5. Bir yanda mahallede cenaze olduğunda komşusunun üzüntüsünü paylaşanlar, ölümün uğradığı yakın çevrede bir duygudaşlık yaşandığının nişanesi olarak düğün veya kutlamalarını erteleyenler, televizyonlarını bir hafta kadar açmayanlar... Diğer yanda her saat başı televizyonlardan sosyal medyadan gelen ölümler, felâketler, zulümler ve gayri insani olaylara rağmen akıp giden insan hayatları, rutininden taviz vermeyen küresel çağın zaman, mekân, kendilik ve başkalarına dair tasavvuru açısından başkalaşmış insanları...

Bir haber: “Güney Kore’nin başkenti Seul’deki Cadılar Bayramı kutlamalarında yaşanan izdihamda 153 insan hayatını kaybetti, 150 kişi yaralandı. Bu felaket yaşanırken, bazı mekânlardan müzik sesi yükseliyordu ve insanların bir kısmı yanlarında gerçekleşen trajediden habersiz eğlenmeye devam ediyorlardı.” 

…

Dünyanın farklı yerlerinden, farklı hayatlardan ve hayatın farklı alanlarından alınan bu örnekleri çoğaltmak mümkün. İnsanı insan eden değerlerde yaşanan erozyon ile bunun insan teklerinde ve toplumsal hayatta nasıl yankı bulduğunun örnekleri bunlar. 

Hasılı kelâm; dönüp dolaşıp “insan”a geliyoruz. Çünkü insanlar sahip oldukları değerlerden hareketle bir davranış ortaya koymaktalar ve bu değerler temelinde hayatı inşa etmekteler. Bugün insan onuruna yakışır bir hayatın inşası da insanı insani değerlerle donatmaktan geçiyor. “Beşer doğulur, insan olunur”... Bunun için en önemli alan, eğitim. Hayat boyu devam eden, her yaşta ve her zaman öğrenmeye, yenilenmeye, gelişmeye ve derinleşmeye ihtiyacımız var bilinciyle... Ta ki insanlık insana hasret kalmasın.