TR EN

Dil Seçin

Ara

Öğrendim...

Öğrendim...

Vücudundaki yaraları göstererek dilenen birini gördüm, arabada beklerken. Topallayarak yürüyordu. Pantolonun paçalarını diz kapaklarına kadar sıyırmış, herkese ayaklarındaki yaralarını gösteriyordu. Yaralarının ne kadar acı verdiğini ve ne kadar aç olduğunu anlatıyordu perişan yüz ifadeleriyle...

 

Belli ki, bu şekilde para dilendiği için yaralarının iyileşmesine de müsaade etmiyordu. Sürekli kaşıyor, kanatıyor, böylece daha da büyütüyordu yaralarını. Hatta dilenirken bile buna devam ediyordu.

 

“Yaralarını iyileştirip, dilenmeyi bırakıp bir işte kanaat ile çalışamaz mı?” diye geçirdim içimden. Topallayarak dilene dilene uzaklaşmasını izledim dikiz aynasından.

 

Onun bu hâli ömrümüm her kıvrımına sinmiş dilenci hâlimi farkettirdi, alt üst oldum. İyileşmesine izin vermediğim, sürekli kanattığım nefsimin açtığı yaraları düşündüm. Sırf bu sebeple yalvarışlarımın yakarışlarımın sahteliği tonlarca ağırlaşıp yığıldı üzerime. İyileşmek için yapılması gereken ne varsa yapmayıp sürekli yaralarımla dilendiğimi, güç yetirebileceğim şeyleri bile isteyip durduğumu, perişan yüz ifadelerimin, ağlayışlarımın bile iyi bir rol yapmaktan öteye geçmemiş olabileceğini incinerek, kırılarak ve yine ağıtlar yakarak öğrendim...

 

Bir dilenciden öğrendim iyileşmek için gayret etmenin kıymetini. Bir dilencinin sahte yaralarında gördüm hayat ağacımın parlatıp durduğum çürük meyvelerini...

 

Dilencinin hâline çok acıdım, kendi hâlime çıldırdım, sonra yine duaya sarıldım: “Ey Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın...” Âmin.