ARAMA SAYFASI

Sevmeyi Senden Öğrendim

Bana sevgiyi öğrettin. İlk defa ismimle sen hitap ettin.

 

—Sevgili öğretmenlerimize…

 

Bana sevgiyi öğrettin.

İlk defa ismimle sen hitap ettin.

Hem sevindim, hem hayret ettim.

Kulağıma değil, kalbime seslendin.

Değer verdin ve bunu bana hissettirdin.

Bir gün beni sevdiğini söyledin. O gün kahverengi çantamı havalarda sallaya sallaya, “Öğretmenim beni seviyooor…” diye diye evin yolunu tuttum. Bahçeleri, tarlaları uçarak geçtim. Yolda kime rastladıysam, “Öğretmenim beni seviyor” dedim. “Bu çocuk deli mi ne? Ne olmuş yani? Severse sevsin öğretmeni.” Belki de bir çoğu anlamamıştı ne demek istediğimi. Ben bu sözü dağa taşa, buluta kuşa haykırıp söylemezsem çatlardım o gün.

Sevgili öğretmenim benim, elimden değil, kalbimden tuttun. Kulağıma değil, kalbime seslendin. Adımı senin söylediğin gibi ben de söylemeyi denedim, ama senin söyleyişin kadar güzel olmadı…

Evet, bir dünya vardı bu seslenişin arkasında. Hem de kocaman bir dünya... Şefkat yüklü, dost ve sevgi yüklü bir dünya. Hiç yalnız bırakmadın. Derslerimde başarılı olamadığım zaman, utanıp kaçtığım günler oldu senden.

“Yavrum” dedin, “evlâdım” dedin. Hep can evimden yakaladın beni. Sevmediğim dersleri bile senin hatırına sevdim. Beni okulun duvarları içine değil, dışına taşıdın. Çiçeklerden, gökyüzünden, kelebeklerden, Rabbimin benim için yarattığı dünyadan bahsettin. Bana Rabbimi yarattıklarıyla bildirdin. Senin dilinden, senin anlatımından bir öğrencinin Rabbini tanıması, Yaratanını bilmesi ne kadar hoş bir duygu.

İnsanın sesinden nefesi, nefesinden nefsi anlaşılır derler. Senin o güzel dünyanı ve üzerimdeki hakkını unutamadım. Baharlar kadar beyaz, çiçekli bir dünya vardı senin sözlerinin arkasında. Gönlün gibi elin de doluydu hep. Her derse gelişinde, baharlar getirirdin bize. Deste deste... Ne güzel şeyler anlatırdın, hayatımıza hayat katardın. Dünyamı ve dünyaya bakışımı değiştirdin. O koskoca kâinatı küçücük akıl odamıza misafir ettin. İçimizi o kadar büyüttün ki, dünya içimizdeydi sanki… Derslerin hiç bitmesin isterdik. Zil çalınca üzülürdük. Biz o derslerde hayatı, insanlığı, sevmeyi öğrendik.

Sen bize güzel gösterdin her şeyi. “Güzel gören güzel düşünür” değişmez prensibindi senin. Bir sadelik içinde yaptın bunları. Yepyeni kapılar açtın bize. Derslerin ötesinde ders verdin bize.

Bir gün geldi: “İşte ideal insan bu” dedim ve senin mesleğini benimsedim, seçtim. Ben de karar verdim senin izinde yürümeye. Bu karardan senin haberin olmadı. Ruhumu dantel dantel işledin. Nazikane ve sanatkârane ördün. Bakışınla, duâlarınla nurdan bir duvar ördün.

Seninle geçen günlerin kıymetini bilemedim öğretmenim. Yanarım şu dünyada, ona yanarım. Derslerde verdiğin örnekler, okuduğun şiirler, anlattığın hatıralar, her şey bir başkaydı senin dilinde. Yürekten gelirdi sesin. Kim bilir, geceler boyu ne emekler verirdin. Biliyorum, sen derslerine bizden daha çok çalışır, sınıfa öyle girerdin. Öyle olmasaydı, bir dersin içine koca bir dünya sığar mıydı hiç?

Dünyaya, paraya tamah etmedin. İdeallerin uğruna fedakârlık ettin.

Gönlümüzde ve gözümüzde dünyanın en zengin insanı sendin.

O kadar güzel şeyler anlatırdın ki, söylediklerini not almaya çalışırken kaçırırdım bazen. Üzülürdüm yazamadıklarım için. Sen birkaç defa tekrar ederdin hep belki de ben yazayım diye. Evet, yanılmamışım. Birgün kulağıma eğilip:

“Evladım not aldığın bu hatıraları, şiirleri, sözleri bir gün kitap haline getirirsen çok sevinirim...” demiştin. O zaman anladım senin gözünde yaptığım işin ne kadar önemli olduğunu. Duâ hükmüne geçti söylediğin bu söz. Şimdi nice gençlere, öğrencilere ulaşacak hatıralar ve kitaplar nasip etti Rabbim. Bunların pek çoğunda senin katkın, senin duân var. Ruhun şad olsun sevgili öğretmenim...

Yüreğim bu satırları yazarken hop hop ediyor. Gözyaşlarım gitti gidiyor. Kalemim heyecandan titriyor. Seni, mesleğini anlatmak kolay değil sevgili öğretmenim. Sanki karşımda durmuş yazdıklarımı dinliyormuşsun gibi geliyor bana. Utanıyorum. Kolay değilmiş yazmak. Yürek istiyor..

En küçük bir başarımızı bile yere göğe sığdıramazdın sen. Öyle bir yerden tutup yakalardın ki bizi, kedinin yavrusunu tuttuğu gibi… İncitmezdin, yerli yerine oturturdun her şeyi. Hayata oradan başlardık, açtığın o kapıdan girerdik içeriye.

Saksısını arayan bir çiçektik.

Senin ellerinde açtık.

Sen bize o en sevgili öğretmenimizi, Hz. Peygamberimizi (asm) öğrettin:

“O olmasaydı, biz olmazdık” dedin. Yetti… Bir cümleyle söylediğin yetti, ruhuma işledi. Ve öyle bir ele teslim ettin ki bizi, öğretmenliği hiç bitmeyecek ve verdiği dersler hiç geçmeyecek bir mukaddes ele emanet ettin... O En En Sevgili’yi (asm) bana ebediyen sevdirdiğini kim bilecekti ki? Bunu itiraf ediyorum şimdi. Sana müteşekkirim sevgili öğretmenim...

Ellerimi, dilimi duâlarla dolduruyorum... Kabrine rahmetler yağsın diliyorum. Ruhunun bu yazılanlardan haberdar olmasını istiyorum.

Bir meleğin diliyle bu söylediklerimi bir duâ makamında sana ulaştırmasını ve ruhunu bundan haberdar etmesini Rabbimden niyaz ediyorum.

Bana sevgiyi, hayatı, dahası hayatın hayatını öğrettiğin için… İnancı, imanı ruhuma aşıladığın için; beni o En Sevgili’ye, Sevgili Peygamberimize (asm) ulaştırdığın için sana müteşekkirim sevgili, canım öğretmenim benim…