Yaşı 90’a dayanmıştı.
Akabe’de verdiği sözün hatırı yankılanıyordu yaşlı ama dinç adımlarında. Bir insan bu yaşta bunca yola nasıl dayanır akıl alır gibi değildi. Bin kılıç hamlesinde bulamayınca aradığı şehadeti, Resûl’ün müjdesinin peşinde, düşmüştü yollara...
Kılıcını kuşandı, kendini ata bağlattı düşmeyeyim diye, yaşı doksana dayanmıştı. Medine’den İstanbul’a kadar neler düşündü, neler anlattı bilebilsek, kulak misafiri olabilsek, ah!
Hastalanınca vasiyet etti, “Ölürsem beni surlara en yakın yere gömün, müjdeye layık olan o ordu ve komutan savaşırken kılıçlarının seslerini duyayım.”
Oturup durmanın direnmekten, savaşmaktan daha tehlikeli olduğu, daha iyi nasıl anlatılabilirdi ki!
Yaşı otuza kırka değil, elliye altmışa değil, doksana dayanmıştı.
Adı Eyyub el-Ensari idi (r.anh).
Efendimiz’in devesi Kusvâ’nın, evinin önüne çökmesi daha dün gibiydi oysa...
Sizin hiç, bir ‘müjde’nin peşinden gittiğiniz oldu mu?
Yemek tarifi gibi hayatlar düşüyor payımıza, bir paket şundan, bir kilo bundan, önce harlı sonra kısık ateşte şu kadar dakika der gibi; bir evin olsun, bir araban, çocuklarını uçur yuvadan, emeklilik hayali kur, sonra evin yakınındaki camiye abone ol, her gün ölünce yatacağın teneşire selam ver, selalardan bir sela beğen...
Yok yok, böyle olmaz, böyle olmamalı. Bir şey eksik, yemeğin tuzu biberi eksikmiş gibi. 90’ında kılıç kuşandırıp binlerce kilometre at sırtında yolculuk yaptıran, ölürken bile sonrasına ait hayal kurduran bir şey...
Esnemek düşüyor payımıza, rızık endişesinin yorgunlukları, ütü masalarının bıkkınlıkları, doymaktan bıkmış midelerin hazımsızlıkları, aynalarda süslenip duran yüzlerimizin makyajları, mahalle camiine kadar bile bizi götüremeyen imanımızın bahaneleri düşüyor payımıza...
Bir şey eksik, yemeğin tuzu biberi eksikmiş gibi!
Bir şey; Akabe’de eli elimizin üzerindeymiş gibi bir söz vermek mi? Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te, Hayber’de, Mekke’nin Fethi’nde, Huneyn’de, Tebük’teymiş gibi bir gayret mi?
Yaşın 90’a dayanmış da olsa mesafeler almak, bahanelerin canına okumak mı?..
Ne bileyim işte, bir şey eksik!..
Sizin hiç, bir ‘müjde’nin peşinden gittiğiniz oldu mu?
