Yaklaşık üç yıl önce Müslüman oldum elhamdülillah. Manevi arayışlarım otuz yıl kadar sürdü diyebilirim. Katolik bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim ve belli bir yaşa geldiğimde bu dinle ilgili anlayamadığım veya tasvip etmediğim pek çok şeyin olduğunu fark ettim. İsa’ya inanıyordum. Ancak onun Tanrı veya Tanrı’nın oğlu olduğu fikri içime yatmıyordu. Sonunda onun bir rabbi (haham) olduğuna karar verdim. Kendisinin özel olarak yetiştirilmiş ve öğrendiklerini insanlara öğretmiş bir Yahudi olduğunu düşünüyordum. Ben de hahamlarla çalışmaya başladım. Yahudilikle ilgili kuralları, Tevrat’ı, Koşer kanununu, dini emirlere uygun yemek pişirmeyi ve kadın olmanın gereklerini öğrendim. Kadınla erkeklerin ayrı ayrı dua ve ibadet etmelerini normal karşılar olmuştum. Her ne kadar Yahudilik tam anlamıyla beni tatmin etmemişse de, bu dinin sunduğu dini ve ruhani yöntemlere dair bir hayat anlayışı edinmiştim. Sonraları kadın ve inanç dünyası üzerine çalışmalarım oldu. Bir şeylerin eksik ve yetersiz olduğunu hissediyordum. Anladım ki, Yahudilik saygı duyduğum bir din ise de metotları bana pek uygun değildi.
1990’da maneviyat, hayat ve farklı inançlar konusunda bir yol ayırımına gelmiştim. Önümde iki seçeneğin olduğunu düşünüyordum. Tanrı’nın yolu ve insanların yolu. Bilinçli bir tercih yaptım ve Tanrı’ya hizmet edeceğime, yeteneklerimi O’nun sözü ve mesajının daha iyi anlaşılması için kullanacağıma, O’nun kanunları çerçevesinde barış ve adalet için çaba göstereceğime söz verdim.
…
Hayatımın büyük bir bölümünde Kuzey Afrika ve Ortadoğu kökenli arkadaşlarımla birlikte oldum. Bunlar genelde Hristiyan, Yahudi veya Müslüman idiler. Fakat kurumlaşmış din anlayışına uzak olduğum için onların dinleriyle pek ilgilenmiyordum. Kendimce Tanrı ile doğrudan konuşmam gerektiğine dair çok güçlü bir inanç taşıyordum. Yani neye ihtiyaç duyarsam doğrudan O’ndan istemek ve verdikleri için sadece O’na teşekkür etmek gibi… Yine kadın erkek eşitliği ve Tanrı huzurunda tüm ırkların eşit olduğu fikrine sahiptim. Hıristiyanlık bana kendisine zaten inandığım İsa’yı öğretmişti. Yahudilik, Tanrı ile doğrudan konuşabileceğimi ve O’nun kanunlarından haberdar olmamı sağlamıştı. Bir süre aralarında bulunduğum ülkemde yaşayan Mohawk yerlileri de kadınla erkeğin farklı sorumlulukları olsa da eşit olduklarını göstermişlerdi. Ben bu kadar güzelliği başka nerede bulabilirdim? Hiçbir din veya öğreti bana bunu sağlayamazdı. Tanrı da her an rehberlik yapmak üzere yanımdaydı.
Yirmi beş yaşıma geldiğimde Irak doğumlu, yıllarca İsrail’de yaşamış bir Yahudi gençle tanıştım. 1970’lerde Kanada’ya yerleşmişti. Kendisiyle bir süre arkadaşlık yaptıktan sonra evlenmeye karar verdik. O sırada İsrail Lübnan savaşı çıkınca ülkesine dönüp savaşa katılmayı tercih etti. Ne yazık ki savaşta hayatını kaybetti. Bu büyük acıyı yıllarca kalbime gömdüm ve sabrettim. Allah gerçekten çok yardımcı oldu ve bir süre sonra bana harika bir insanla tanışma fırsatı bahşetti. Bu Lübnanlı genç bir kızdı. Pek dindar biri sayılmasa da Müslüman olmakla övünüyordu. Neler yaşadığımı kendisiyle gözyaşları içinde paylaştığımda bana çok destek oldu ve kısa sürede iyi bir arkadaşlık kurduk. Acı içindeki yüreğimi iyileştirmede çok yardımını gördüm. O da ağabeyini aynı savaşta kaybetmişti. Savaşın kötü bir şey olduğunu ve insanları ne kadar incittiğini daha iyi anladım.
1995’lerde Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki gelişmelere ilişkin radyo programcılığı yapıyordum. O sıralarda Montreal’de tesettür hakkında bir toplantı yapılacağını öğrendim. Bu toplantıya katılıp radyo programımda kullanabileceğim dokümanlar elde etmeyi düşündüm. Toplantılar esnasında bir arkadaşım vasıtasıyla Iraklı bir hanımla tanıştım. Çok kibar bir üslubu olan bu hanım tesettürün önemi ve ne anlama geldiğine dair konuşmaktaydı. Beni en çok etkileyen husus, onun Allah diye isimlendirdiği Tanrı’ya karşı duyduğu derin bağlılıktı. Doğruluğu ve yüreğinin güzelliğinden de etkilenmiştim. Konuştuğumuzda bana öncelikle İslam’ın temel düsturunu açıkladı. “Allah’tan başka ilah yoktur.” diyordu. Kadınla erkeğin, en geniş anlamda da bütün ırkların Allah huzurunda eşit olduğunu söylüyordu. İsa’nın haham değil, bir peygamber olduğunu ve annesi Meryem’in büyük bir örnek olarak Kur’an’da tanıtıldığını da anlatıyor, İslami kuralların Yahudilikteki kadar katı olmadığına dikkat çekiyordu. Zaten inandığım şeylerin kendisini Müslüman olarak tanımlayan birinden duymak beni bayağı şaşırtmıştı. Bu hanımla kurduğumuz diyalog zamanla arkadaşlığa dönüştü ve bir ay içinde kendisiyle beraber şehadet getirip Müslüman oldum elhamdülillah.
…
İslam dinini seçmemin üzerinden üç yıl geçti. Şu anda tesettür emrini de yerine getiren bir Müslüman olarak çok mutluyum. Üniversiteye geri döndüm ve dinler üzerine çalışmalar yapmaktayım. İslam’da kadın hukuku ve hadis alanlarında doktora yapmak istiyorum. “VII. Yüzyılda Kadın ve İslam” adlı bir kitap üzerinde çalışmaktayım. Müslüman olmama vesile olan arkadaşımla ortak bir radyo programı yapıyoruz. Yarım saat kadar süren bu programda dünyanın çeşitli yerlerinden farklı dinlere mensup hanımlarla görüşüyoruz. Ayrıca Müslüman kadının hayatı ve toplumsal rolü üzerine bir filmin yapımına katkıda bulunuyorum.
Allah bana yol gösterdi ve aradığım şeyi İslam’da buldurdu. Bu nedenle kalemimi ve tüm heyecanımı, enerjimi İslam’ı tüm yönleriyle anlatmaya ve farklılıklar içinde birliği göstermeye sarf etmek istiyorum. Müslüman olduktan sonra Ümmü Gülsüm adını aldım.
…
İşte bu benim hikâyem... İlk aşkım anlamsız bir savaşta ölen ve bende derin acılar bırakan Iraklı bir Yahudi idi. Lübnan’da paramparça olan yüreğim yine Lübnanlı bir genç kız vesilesi ile iyileşme sürecine girmişti. Fakat yüreğim gerçek anlamda bir Iraklı tarafından tamir edildi. O da bana İslam’ı tanıtan ve beni Hakka davet eden Müslüman bir kadındı. Büyük bir kaybın acısından sonra beni Allah’a daha yakın kılan yeni bir inanç ve hayat tarzını bulmanın verdiği mutluluğu tatmak... Ne kadar şükretsem az.
Allah tüm gönlü kırıklara doğru yolu göstersin. İslam’ın mesajının barış ve uyum olduğunu unutmayın. Üzüntü ve incinmelerin sonrası iyileşme ve mutluluktur. Ve Allah kalplerimizi, bizleri kendisine ulaştıracak kimseleri yolumuza çıkararak iyileştirir.
