TR EN

Dil Seçin

Ara

İlk Oruç / Hatıra Kutusu

Hemen hemen her mevsimin Ramazan’ını yaşamış biri olarak, çocukluğumun ‘oruç ayları’ hatıra kutumda müstesna bir yer tutar. Zihnimdeki en eski Ramazan’ı, iftar vakitleri yağan lapa lapa karla anımsıyorum. Az ışıklı odalarda sofralar kurulurdu. Yemekten bir süre sonra teravih namazına giderdik ve kaymaklar beş kuruştu.

Şimdi güzeller güzeli iki yeğenime annelik yapan tek kız kardeşimin doğumu bir Ramazan gecesi teravih sonrasına denk gelmişti. Babamın bana bu güzel haberi muştulamasından sonra o güne kadar çok az gördüğüm iki buçuk lirayı avucuma sıkıştırmasını hatırlıyorum. Sonra o paranın sokaktaki diğer çocuklarla birlikte nasılda tozunu attırdığımızı. Birer büyülü evlermiş gibi o eski dükkanların çocuk ruhumuza işleyen varlıklarını bugün bile onlardan geriye kalanların önünden geçerken hissederim.

...

Koca Halam o gün beni iftara çağırmıştı. Hem de özel olarak. Osman Enişte de en sevdiğim tatlıyı yani ekmek kadayıfını yapacaktı. Bu benim ilk iftarımdı. O gün ilk kez oruç tutuyordum.

Oruç, ilk günlerde biraz zor gelse de sonradan alıştığım ve sevdiğim bir ibadet oldu.

Şimdi bu yazıyı okuyanlar arasında oruçlu olanlar vardır. Kusuruma bakmasınlar ama şu ekmek kadayıfından bahsetmeden edemeyeceğim.

Osman Enişte çok mahir bir adamdı. Her iş gelirdi elinden. Koca tepsinin ortasında minnacık gibi duran ekmek kadayıfı üzerine hafif hafif dökülen şerbetin tesiri ile şişer kabarır ve tepsiyi silme doldururdu. Doğrusu bu şerbet dökme işlemi sırasında içimden “böyle minnacık kalırsa kime yeter?” diye geçirdiğim olurdu. Tatlı şişerdi, kabarırdı. Kaynar şerbetin etkisiyle kırılmadan çatlamadan kendini bir koyveriş koyverirdi ki, o demde yanık bir şerbet kokusu burun deliklerimden içeriye girer âdeta ciğerime işlerdi. Sonra bütün tepsiyi silme dolduran yumuşacık kadayıf biraz soğuması için korunaklı serince bir yere bırakılırdı.

...

Ramazan’da vakit bir türlü geçmek bilmez. Çünkü zaman dolu dolu yaşanır. Bizi bekleyen ve bizim beklediğimiz vakitlere bir sahur ve bir de iftar ilave olunur. Gecesiyle gündüzüyle Ramazan günleri, yudum yudum, nefes nefes, adım adım yaşanır.

Büyük Hala’da iftar edeceğim o ilk oruç günü de, zaman bir hayli ağır geçmişti. Belimdeki kemeri her saat başı bir delik öteye çekiştiriyordum. Sonunda delikler tükendi. Belim mi incelmişti yoksa açlıktan midem sırtıma yapışmıştı da böyle mi olmuştu anlayamadım. Oruç çetin ibadettir. Ama zorluk artıkça kul olmanın tadı da kalplerde artar.

Hala’nın evine vardığımda beni ilk bahçedeki meyve ağaçları karşıladı. Mevsim kış demiştim ya, kala kala bir mübarek armut kalmıştı. Niye mübarek demeyin. İftara bu kadar yaklaşmışken cümle nimetler insanın gözünde mübarek olur. Olduğu gibi görünür. Yani yenip yutulacak bir şeyden çok, bir nimet bir ikram gibi.. İster ekmek kadayıfı, ister bir acı soğan olsun, o günden bu güne ben hiçbir sofrada iftar sofralarındakinden daha tatlı bir lokma yemedim.

“Ee tabi o kadar acıktıktan sonra ne yersen tatlı gelir.” diyerek işin içinden çıkamayız. Sair zamanlarda da çok acıkıp çok mükellef sofralara oturmuşluğumuz vardır. Ama yok! İftar sofrasındaki tat başkaca sofralarda bulunmaz. Çünkü, Allah için aç kalanlar, yine Allah için doyurulur. Nimetler hiçbir sofrada, iftar sofrasındaki kadar onları veren Mün’im anılarak yenemez. Çünkü O’nun emriyle aç kaldığımız gibi yine O’nun emriyle oturmuşuzdur iftar sofralarına.

...

Öğleye kadar tutup, öğleden sonra, bir liraya Babaanneme sattığım o çocuk oruçlarından sonra Koca Halam’da açtığım bu ilk gerçek oruç benim için çocukluğun geride bırakıldığını gösteren işaret taşlarından biri olmuştu.

Şu hafızanın işine, cömertliğine bakın. Onca yıl sonra bu satırları yazarken iftar sofrasındaki pidenin, çorbanın ekmek kadayıfının kokusunu duyar gibi oluyorum.

Vakit geldi. Sofranın başına on dakika kadar önceden dizilmiştik. Su, aziz su. Gözüm ondan başkasını görmüyordu. Dakikalar ard arda dizilip geçti. Top gümbürtüsüyle birlikte Ezan-ı Muhammedî bir kış akşamının, bir Ramazan iftarının haberini çisil çisil yağan yağmurlar gibi üzerimize saçtı. Bismillah, su. Bismillah pide. Bismillah ekmek kadayıfı...