Mülk suresinin başında (3-4. ayetlerde) söylendiği gibi, gözümüzü çevirip korktuğumuz uzaklıklara baksak, sonra bir daha baksak ve bir hata, bir eksiklik arasak boşuna...
Güneş sisteminde ya da derin uzayda bozuk bir şeyler bulmak imkansız. Çünkü oradaki her şey hassas dengeler üzerine kurulu. Zaten bir çatlak, bir bozukluk olsaydı o nizamı seyredebilecek ve hata arayacak bir çift göz olmazdı kainatta. Eğer oralarda bozuk bir şeyler varsa bakın ki mutlaka insan yapısıdır veya insan tahribi sonucu bozulmuştur.
Buna dikkat..! Çünkü Kainat yaratılalı beri akıldan mahrum hayvanların ya da bitkilerin bozduğu bir şey yoktur. Biz ise ilerledikçe daha fazla tahrip ediyoruz etrafı. Dünya’daki kirliliği geçtik şimdi de dünya yörüngesindeki uydu ve füze artıklarından şikayetçiyiz. Çünkü bunlar yüzünden yeni uyduları fırlatmakta zorlanıyoruz. Kısacası “Ayak bastığımız yerde ot bitmiyor.” diyebiliriz kolayca. Yoksa bu âlemde kalıcı olmadığımızı bildiğimiz için mi böyle yapıyoruz ? Benden sonra tufan misali...
Şimdiye kadarki araştırmalar ümidimizi epey tüketmiş de olsa, kainatta dünyadan başka yerlerde hayat arama hevesimizin bize öğrettiği önemli şeyler oldu. Öğrendiğimiz kısaca “ne kadar aciz olduğumuz”du. Nasıl mı..? İşte size acı ve insanı kendi kendisiyle alay ettirtecek bir örnek.
Geçen sayıda bahsettiğim Voyager uzay araçlarının araştırmaları sonucunda JPL/NASA bu araçların incelediği gezegenlerden bize en yakını olan Jüpiter’e daha ayrıntılı bakmak için Galileo adlı bir uzay aracı inşa etti. Voyager araçları gezegenlerin yakınlarından geçmiş ve sadece birkaç haftalık uzak gözlemler yapmışlardı. Çünkü bu araçlar bu gezegenlerin yörüngesine sokulmamışlardı. Eğer öyle olsa başka bir gezegeni araştırmaya gitme şansları olmayacaktı. Bunun sebebi ise yörüngeden çıkmak için gerekli yakıtı taşımanın mümkün olmamasıydı.
Galileo 1986’da hazırlandı, ancak o yıl Challenger uzay aracı fırlatılırken infilak etti ve 7 astronot hayatını kaybetti. Bunun üzerine tüm çalışmalar ile birlikte Galileo da bir süre rafa kaldırıldı.
Yıl 1989 olduğunda Galileo’nun fırlatılması gündeme geldi. Ancak bir problem vardı. Challenger kazası yüzünden NASA’nın insanlı-insansız tüm uçuşlarda, kuvvetli Titan tipi Roketleri kullanması yasaklanmıştı. Galileo çok ağır olduğu (3 buçuk ton) için bu rokete ihtiyaç duyuyordu. Başka türlü Jüpiter’e doğrudan gitmesi mümkün değildi.
Bunun üzerine JPL’deki bilim adamları kütle çekim desteği adlı bir metodu kullanmaya karar verdiler. Bu metod uzay araçlarının güneş çevresinde dönen gezegenlerin yakınlarından geçip onlardan bir nevi enerji çalarak hız kazanmasını sağlar. Kütle çekim desteği için Galileo’nun rotası önce Venüs sonra 2 kere dünya yakınlarından geçecek şekilde ayarlandı. Bu mecburiyet Jüpiter yolculuğunun 2 yerine 6 yıl gibi bir zaman almasına yol açsa da başka çare yoktu. Bu yüzden Galileo, uzay mekiği Atlantis ile önce dünya yörüngesine bırakıldı ve küçük roketlerini kullanarak yörüngeden ayrıldı. Rotası başlangıçta ters istikamete idi, yani Güneş’e yaklaşacak ve Venüs gezegeninden kütle çekim desteği alacaktı. Güneş’e yaklaşılacağı için Galileo’nun bir şemsiye şeklinde tasarlanmış büyük çanak anteni kapalı tutulacaktı ki, sıcaklıktan erimesi önlensin. Bu arada Galileo’nun Dünya ile iletişimi düşük hızda bilgi gönderen küçük anteniyle yapılacaktı.
Galileo önce Venüs, sonra iki kere de Dünya üzerinden geçerek hız kazandı ve Jüpiter yolculuğu başladı. Yolculuğun dünya yörüngesi dışındaki son bölümü başladığında, JPL yetkilileri Galileo’nun büyük antenini açma zamanı geldiğine karar verdiler, çünkü hem Güneş’in sıcaklığından kurtulmuştu hem de gittikçe uzaklaşan araçla bağlantı yavaşlıyordu. Antenin açılması için gereken komutlar gönderildiğinde, uzay aracı cevap olarak antenin açılması ile ilgili bir sorun olduğunu bildirdi. Verilere göre anten sadece bir miktar açılmış sonra takılmıştı. Derhal bir acil müdahale timi problem ve muhtemel sebepleri ile çözüm yollarını araştırmaya başladı. Haftalar süren çabalara rağmen anten bir türlü açılmadı. Sebep günümüzde hala net olarak bilinmiyor ama inanıldığı kadarıyla şemsiye şeklindeki antenin bir veya iki telindeki menteşe pimlerindeki sıkışma buna yol açmıştı. Bu durumda NASA çeşitli çözüm metotları uyguladı. Ani genleşme ve daralmaların yardımı olabilir düşüncesiyle araç önce Güneş’e çevrilip anten ısıtıldı, ardından derhal karanlık bölgelere çevrilerek soğutuldu. Aynı zamanda anten açma motorları darbeli çalıştırılıp takılmış noktalar aşılmaya çalışıldı. Ancak hiçbir çalışma bu işi gerçekleştirmeye yetmedi. Bunun üzerine NASA Dünya’ya bir duyuru yaptı ve insanların aklına gelebilecek her türlü çözüm teklifini göndermelerini istedi. Fakat yine de bir çare bulunamadı. Bunun üzerine JPL başkanının yaptığı açıklama çok enteresandır:
“Ana anteni açamıyoruz ve 3 milyar dolarlık (2001 verilerine göre 2 katrilyon) aracı yavaş yavaş kaybediyoruz. Bu tip olaylarda bilim adamlarımız çok sinirli oluyorlar. Resmen aciz kalıyoruz. Bir çocuğun bile orada bulunsa, ucundan tutup açabileceği anteni buradan açmaya gücümüz yetmiyor bu da çok zorumuza gidiyor. Zaten araçlardaki mekanik kısımlar bizi hep kaygılandırır, çünkü bir vida gevşese basitçe takım çantasını alıp tamir için oraya gidemeyiz.”
Bunun üzerine Galileo’nun küçük anteni kullanılarak Jüpiter görevinin tamamlanıp tamamlanamayacağı araştırılmaya başlandı. Problem üzerine kafa yoran uzmanlar, planlanan işlerin p’inin küçük anten kullanılarak yapılabileceğine karar verdiler. Derhal çalışmalara başlandı ve NASA’nın büyük kulaklar dediği Dünya’daki 70 metrelik antenler daha da hassaslaştırıldı. Galileo’nun bilgisayarının da yavaş iletişim için yeniden programlanması gerekiyordu. Büyük anten ile küçük anten arasındaki farkı şu şekilde düşünebiliriz. Büyük anten dakikada bir resim gönderebilirken küçük antenin bunu gerçekleştirmesi 1 güne yakın sürebilecekti.
Böylece Galileo’nun, çektiği bir resmi hemen dünyaya göndermek yerine, ilk önce üzerindeki manyetik kayıt cihazına kaydedip daha sonra araştırma yapılmadığı zamanlarda bunu yavaş yavaş göndermesi için bir program yazıldı ve bu program araca gönderildi. Ayrıca resimlerin sıkıştırılması için de başka programlamalar gerçekleştirildi... Mesela çekilen resimlerde uzayın karanlık bölümlerinin bulunduğu kısımlar boşuna gönderilmesin diye bazı düzenlemeler yapıldı. Bütün bu çalışmalar neticesinde Galileo yine de oldukça verimli bir hale geldi. Daha sonra manyetik kayıt cihazında bazı arızalar oldu ama sonunda o da kırık dökük çalışacak şekilde ayarlanabildi.
6 yıllık yolculuğun sonunda görevin en tehlikeli anı gelip çatmıştı. Galileo doğru zamanda doğru yerde roketlerini ters yönde ateşleyerek fren yapacak ve Jüpiter yörüngesine girecekti. Buradaki en küçük bir hata aracın Jüpiter önünden geçerek derin uzayda kaybolmasına ya da Jüpiter atmosferine girerek yanmasına yol açabilirdi.
Neyse ki korkulan olmadı. Aralık 1995’te Galileo yörüngeye girdi ve göreve başladı. O günden bu zamana kadar Jüpiter ile onun 4 büyük uydusuna ait binlerce resim gönderdi ve hala da göndermeye devam ediyor. Elde ettiği bilgiler yeni ümitler getirdi NASA’ya. Gezegenin 2 nolu uydusu olan Europa’nın tamamen buzlarla kaplı olduğu, bu buzdan kabuğun 1 km kadar altında bir tuzlu su okyanusunun olabileceği tespit edildi. Şimdilerde JPL bu uyduyu daha da ayrıntılı inceleyebilmek ve okyanusta hayat aramak için Europa Orbitter adlı bir aracı göndererek onun yörüngesine yerleştirmeyi planlıyor. Tabii bir aksilik olmaz ise...
Gerçekler bazıları için acıdır. Örneğin böceklerin antenleri... Tesadüfler ürünü(!) şu kainata bakın ki barındırdığı trilyonlarcasının arasında, çalışması için tasarlanmış bir anteni olup da açılmadığı için çalışmayan bir böcek mesela bir sivrisinek bile bulamazsınız. Aynı tesadüflerin en mükemmel ürünü olduğu iddia edilen insanın ise yaptığı her makina kusurlarla dolu.
Başa dönecek olursak şunu göreceğiz. Yavaş yavaş öğreniyoruz... Gözümüzü çevirip gökyüzünde Jüpiter civarına baksak bileceğiz ki oralarda gerçekten Âlemlerin Rabbinin yarattığı hiçbir hata ve bozukluk yok. İlla bir bozukluk arıyorsak, sadece ve sadece Rabbimizin kendisine kul olsun diye yaratıp ilim verdiği aciz insanın, tekleyerek çalışan garip bir makinesi var orada bozuk olan.
