TR EN

Dil Seçin

Ara

Kırkambar

Bir adam hacca gidiyordu. Bir arkadaşına emanet olarak bin altın verdi. Hacdan döndüğünde parasını geri istedi. Öbürü inkâr edip dedi ki:

— Hayır sen bana para mara bırakmamıştın.

Hacı mahkemeye müracaat etti. Bir ağacın altında parayı verdiğini söyledi. Başka şahidi yoktu. Hâkim hacıya dedi ki:

— Peki git bana o ağaçtan bir dal getir. Olur ya belki şahitlik eder.

Hacı gitti. Hâkim de bir kitap okumaya başladı. Aradan epeyce zaman geçince, hâkim başını kaldırıp dedi ki:

— Amma da uzattı, nerede kaldı bu adam?

Suçlu dalgınlıkla şöyle söylendi:

— Hâkim bey ancak gelir. Ağaç uzaktır.

Hâkim gülerek dedi ki:

— Gördün mü? İşte ağaç şahitlik etti!

 

***

 

Yürek yürek derler...

Zavallı yürek...

Kim derdi ki birgün göğüslerden

İskambil kâğıtlarına düşecek!

— ARİF NİHAT ASYA

 

***

 

Hicrî takvime göre Muharrem ayı senenin ilk ayıdır. Muharrem ayı “Eşhuru-l Hurum”dandır. Yani savaşılması yasaklanmış (haram aylardandır), hürmetli aylardandır, eşhuru’l-Hurum’dan olarak diğerleri Zilkade, Zilhicce ve Receb’tir.

Muharrem ayı hakkında Peygamberimiz (sav) buyurur ki: “Ramazan orucundan başka en faziletli oruç Allah’a izafeten şereflendirilen (yani şehrullah olan) Muharrem ayında tutulan oruçtur.”

 

***

 

50 yıldan beri kar yağmayan Arjantin’de, insanların pencerelerden dışarıya küçücük beyaz kağıtlarını serpiştirerek 2001 yılına girmeleri, onların kar özlemlerinin bir göstergesiydi.

— GAZETE HABERİ

 

***

 

İndim yârin bahçesine / Parsellenmiş.

— ERDOĞAN TOKMAKÇIOĞLU

 

***

 

Benzerlikler yanıltır... Acı söz bazen derin bir sevgiden doğar. Ama insan sadece bu acı sözü duyar; o sözün çıktığı sıcak yüreği görmez. Çocuklar, hapsedildiğini sanan fanustaki mum gibi, “Her istediğimizi yapmaya bizi neden bırakmıyorsunuz?” “Kaldırın engelleri özgür olalım.” derler. Anne babalarının koruması, uyarısı olmazsa, başlarına gelecek felâketleri bilmezler.

— KEMAL URAL

 

***

 

“Kötüyü değil, kötülüğü yok etmeli. İyi insanlar ancak böyle çoğalır. İyilik istiyorsak eğer dünyada, ateşi kıvılcımken söndürmeli!...”

— TOLSTOY

 

***

 

İllet denilince ibadet yapmamızı gerekli kılan sebebi kastederiz. Hikmetten ise yaptığımız ibadetten hâsıl olan faydayı anlarız. Dünya işlerinden bir misâl: Anadolu’dan İstanbul’a gelmekte olan bir tüccarın bu seyahatinin illeti “ticaret”tir. Hikmeti ise daha çok zengin olmak ve dünya nimetlerinden daha fazla istifade etmek... Buna göre söz konusu şahsa, “İstanbul’a niçin gidiyorsun?” desek, “zengin olmaya” diye cevap vermez. Bu, hikmete ait bir cevaptır ve yerinde değildir. Sorumuzun cevabı “ticaret yapmaya” şeklinde gelmelidir. Böyle bir cevap illete aittir ve isabetlidir.

O halde, “Niçin ibadet ediyorsun?” şeklindeki bir sorunun cevabı da “Rabbim böyle emrettiği için” şeklinde olacaktır. Bu emri tutmanın pek çok da faydası vardır; gerek dünyada, gerek ahirette. Ama ibadet bu faydalar için yapılmaz. Bunlar meselenin hikmet yönüdür.

İslâm’ın her emri ve yasağı bu hakikattan haber veriyor. Bunlardan sadece birkaç misâl:

Bilirsiniz, kendi kendine ölen yahut darbe ile öldürülen bir koyunun etini yemek haramdır. Bu noktada birtakım tıbbî veya biyolojik izahlar getirilebilir. Bütün bunlar, meselenin hikmet yönüdür. Bunlar sayılıp dökülürken şu husus unutulur: “Pekâlâ, Allah’tan başkasının ismiyle kesilen bir hayvanı yemek niçin haramdır?”

Bu soruya ne cevap verilecektir? Kesilmekse kesilmiş, kan akmaksa akmıştır. Demek ki işin esası, hayvan kesmenin tıbbî faydaları değil. Esas olan, insanın kulluk şuurundan ayrılmaması, Allah namına hareket etmesi. Keserken O’nun ismiyle kesmesi, yiyip içerken O’nun ismiyle başlaması, giyinip kuşanırken de yine O’nun kulu olduğunu unutmaması. O’nun emir ve yasaklarını daima göz önünde tutması...

— ALAADDİN BAŞAR

 

***

 

Büyük babam iki türlü insan bulunduğunu söylerdi: İşi yapanlar ve yapılan işten kendilerine kredi çıkaranlar. O benden, birinci grupta yer almak için çalışmamı istedi, çünkü orada, diğerinden daha az rekabet vardır.

— INDRA GANDHI